LOCAL  ADMINISTRATIONS  TECHNOLOGY  RESEARCH  AND  DEVELOPMENT ASSOCIATION

TR

ENG

RUSSIAN

YEREL DÜNYA Dergisi

 

 
 

ALTERNATİFİ BULUNAMAYAN TEK KAYNAK: SU …  

Asiye YÜKSEL (MİTAGED)

 

Mitolojik hikayelerde olduğu gibi Dünyaya hayat veren dört unsur vardır. Bu dört unsur antik çağ filozoflarının keşfettiği; toprak, su, hava ve  ateşten ibarettir. Bütün zenginlikleriyle toprak; atmosferden öteye doğru genişleyen artık onsuz  parmağımızı bile kıpırdatma imkanımız olamayan enerji ve giderek kıtlığını yoğun bir şekilde hissettiğimiz su, tüm varlıkların hayatının esası olmaya devam etmektedir. En küçük canlı organizmadan en büyük canlı varlığa kadar, bütün biyolojik yaşamı ve bütün insan faaliyetlerini ayakta tutan sudur. Bir insan düzenli ve minimum miktarda su almaz ise, o insanın hızlı ve verimli olmasını bekleyemezsiniz.Bir insanın iklime,doğadaki aktivitesine ve ortam ısısına bağlı olarak minimum her gün 2.5 lt su içmesi gerektiği söylenmektedir. Dünyamızın %70'ini kaplayan su, bedenimizin de önemli bir kısmını oluşturmaktadır.

Geleneksel medeniyetlerde su, içerisinde mistik bir arıtma ve temizleme gücü barındıran, saflığın, sadeliğin, bilgeliğin sembolüdür. Osmanlı su medeniyetinde su, kullanılan, tüketilen bir sıvı değil aynı zamanda sebiller, fıskiyeler, havuzlar, sel sebiller, sarnıçlar, kuyular vs. ile şehrin içerisine tabiatın hareketli ve hür havasını getiren bir temaşa unsurudur.

İnsanlığa hizmet olarak Osmanlı Devleti zamanında bir medeniyet kaynağı olarak kullanılan sular, insanlığa sebil, hamam, sulama kanalı ve içme suyu olarak Osmanlı coğrafyasının her yerinde vatandaşlarının hizmetine sunulmuş olduğu, arşivlerden  görülmektedir.

Tabiat ile insan arasındaki ilişki, özellikle Endüstri Devrimi ve sonrasında tabiat aleyhine gelişen bir seyir takip  etmiştir. Daha fazla tüketmek için, tabiatın sunduğunun daha fazlasını alabilme yarışı, hayat için elzem olan kaynakların, tüketimi giderek karşılayamaz hale gelmeleri sonucunu doğurmuştur. Bu sonucun getirdiği endişe ile milletlerarası ilişkiler yönlendirilmekte; geleceğe  yönelik planlar ve araştırmalar, iktisadi ve siyasi ittifaklar, savaş ve silahlanma yarışlarıyla, tayin edilen dış politika esasları büyük oranda enerji, verimli topraklar ve su kaynakları üzerine inşaa edilmektedir.

Yüzyıllardır insanoğluna ferahlık veren su, son günlerde bir savaş sebebi olarak da  anlatılmaktadır.  Bununla beraber  Dünyada hızla artan nüfus, gelişen tarımsal ve endüstriyel amaçlı su kullanımı, Türkiye’nin de dahil olduğu Ortadoğu coğrafyasında suyun önemini, daha da arttıracaktır.Türkiye ve Ortadoğu çevresindeki su kaynakları ihtiyaçları karşılamaktan uzak gözükmektedir.  Su bakımından fakir olan ülkeler, kendilerine oranla su zengini saydıkları ülkelerin su kaynaklarına göz dikmektedirler. Sınır aşan nehirlerle ilgili ülkeler arasında da su kullanımı konusunda büyük ihtilaflar doğmaktadır. Bu sebeple sık sık “su savaşları” senaryoları üretilmektedir.

 Aşağıdaki veriler konunun ciddiyeti açısından önemlidir.

*Dünyadaki toplam su miktarı: 1.400 milyon km3
*Tuzlu sular, toplam suyun: % 97.5
*Tatlı su kaynakları, toplam suyun: % 2.5
*Tatlı suların göllerde, akarsularda ve barajlarda bulunan kısmı: % 0. 3

Dünyadaki suyun yeterliliği
*Yeterli içme suyundan yoksun insan sayısı:1.5 milyar kişi
*Sağlıklı suya hasret insan sayısı: 2.3 milyar kişi
*Suyla ilgili hastalıklardan ölen insan sayısı: 7 milyon kişi/yıl

Nüfus artış hızının çok yüksek oluşu yıllar boyunca kullanılabilir su miktarının azalmasına neden olmaktadır. 2000'li yıllarda 6.2 milyar olan dünya nüfusunun 2025'te 8.5 milyar, 2050 'de de 10.5 milyar olması beklenmektedir. Dolayısıyla, gittikçe artan nüfus nedeniyle tarımda, endüstride ve evsel su kullanımında bir miktar daha artış görülecektir. 

Küresel Isınma

Amerikan, İngiliz ve Avustralyalı bilimadamları ortak bir raporla dünyanın 10 yıl sonra çevre felaketleri açısından geri dönülemez noktaya geleceğini duyurdu. Çünkü dünya ısınıyor. Karbondioksit oranı artıyor, okyanuslar ısınıyor, buzullar eriyor, deniz seviyesi yükseliyor, orman yangınları artıyor, buzul tabakaları parçalanıyor, göller küçülüyor, kurak dönemler uzuyor, ırmaklar kuruyor, kış sıcaklıkları artıyor, ilkbahar erken geliyor, sonbahar gecikiyor, bitkiler erken çiçek açıyor, göç dönemleri değişiyor, yaşama alanları farklılaşıyor, kıyı şeritleri erozyona uğruyor, mercan resifleri ağarıyor, kar yığınları azalıyor, bulut ormanları kuruyor, hastalıklar yayılıyor, yüksek enlemlerde sıcaklık artıyor... dünyaya neler oluyor?

Rapora göre 1960'lardaki kirlenme, buzulların yüzde 20'sini eritti. 300 bilimadamının yürüttüğü araştırma sonuçlarına göre, Kuzey Kutbu'ndaki ısınma dünyanın geri kalanından iki kat daha hızlı. Bugünkü ise 2070'te dünyayı buzulsuz bırakacak, küresel çölleşme olacak, denizler yükselecek.

Dünya küresel ısınma yüzünden 10 yıl içinde geri dönülmez bir noktaya gelecek. Ormanların yok olması sonucu çölleşme yaşanacak, bu tarıma da yansıyacak, deniz seviyesi yükselecek ve dünya salgın hastalıkların pençesine düşecek. Bu felaket senaryoları "korkutucu" fakat "gerçek".

Bulaşıcı hastalıkların çoğu kirli sulardan kaynaklanmakta ve su ile yayılmaktadır. Dünya sağlık örgütü, her yıl iki milyondan fazla insanın su ile bulaşan hastalıklar yüzünden öldüğünü açıklamaktadır.

2002 yılında açıklanan Birleşmiş Milletler raporuna göre; dünya nüfusunun yarısı 2032 yılında içecek su bile bulamayacak. Ortadoğu halklarının %95 i, Asya ve Pasifik’te yaşayanların %65 i ciddi su sıkıntısı çekecek. Kentleşmedeki patlama, atık suların değerlendirilmesindeki yetersizlik, turizm ve yoğun tarım yapılan alanlar nedeni ile Akdeniz kıyıları çevre sorunları ile kuşatılacak.

Çözüm için zamanın sınırlı olduğuna dikkat çeken rapora göre önümüzdeki otuz yıl içinde; “Önce Piyasalar” anlayışı değişmediği takdirde yol, enerji hatları, hava alanları ve diğer alt yapının inşasındaki artış, doğal yaşam alanlarını hızla yok edecek, özellikle yerleşimin yoğun olduğu kıyı alanlarındaki canlı türlerinin soyu tükenecek. Ormanlar alarm verici oranda azalırken, toprak kaybı nedeni ile tarım alanları da %10 oranında kaybedilecek. Yine rapora göre önümüzdeki otuz yıl içinde, yeryüzündeki doğal alanların %70'i önlem alınmadığı takdirde tahrip olacak. Canlı türlerinin ise yarıya yakını yok olacak. Afrika’daki insan nüfusu da kitlesel yok oluş tehdidi altında.

Birleşmiş Milletler raporuna göre önümüzdeki otuz yıla ait değerlendirme başlıkları aşağıdaki gibidir ;

Kuşların %12 si, yani 1183 tür, memelilerin dörtte biri, yani 1130 tür yok olma tehdidi altında..

Dünya balık stokunun üçte biri tükenme tehlikesi ile karşı karşıya..

Atmosferdeki karbondioksit, 2050 de iki katına çıkabilir. Son 10 yılda hava kirliliğinin yol açtığı hastalıklardan etkilenenlerin sayısı yılda 147 milyondan 211 milyona yükseldi..

1972 yılına kıyasla nüfus 2.2 milyar arttı ve 30 yıl sonra 2 milyar daha artacak.

Halen dünya nüfusunun %40 ı temiz içme suyuna hasret, otuz yıl sonra bu oran %50 ye çıkacak.

Karasal alanların en az %15 i insan faaliyetlerinin kurbanı..

Meraların aşırı tüketimi %35 toprak kaybına, %30 orman kaybına, tarım alanlarının%27 sinin yok olmasına yol açıyor..

 Dünya nüfusunun 1 milyarı aşkın kısmı gecekondularda yaşıyor. 2010 yılında kentlerdeki nüfus 1 milyar daha artacak..

Nehirlerin yarısı kirlilik kurbanı. En büyük 227 nehirden %6 sı barajlarla tahrip oldu..

Dünyadaki tüketimin %90' ını Dünya nüfusunun beşte biri  yapıyor... Nüfusun üçte ikisi, yani 4 milyar insan günde 2 doları bile zar zor buluyor..

İÇME SUYU SIKINTISI ÇEKİLECEK

Geçtiğimiz Dünya Su Gününe rastlayan dönemde, otuz ülkeden 100'den fazla bilim adamının katıldığı toplantıda, aynı dönemde küresel ısınmaya bağlı olarak ortaya çıkan kuraklık ve içme suyu sıkıntısının yeryüzünün tüm bölgelerini etkileyeceğini kaydeden Potsdam'lı bilim adamları, şimdiden bu bölgelerdeki insanların yılda adam başına bin metreküp suyu bile zor bulduklarına dikkat çektiler. Bu kuraklığı paylaşan insan sayısının 1.4 milyarı bulduğuna işaret ettiler. İşte Potsdam'lı bilim adamlarının hazırladığı küresel felaket takvimi:

FELAKETİN TARİHSEL DÖKÜMÜ

2030: Küresel ısınma ilk olarak Avustralya'daki bazı tropik ormanları ve Güney Afrika'daki bitki örtüsünü etkisi altına almaya başlayacak. Bazı gelişmekte olan ülkelerde ise yiyecek üretiminde azalmalar görülecek. Su sıkıntısı problemleri baş gösterecek. Dünya ülkeleri oldukça kuru ve sıcak bir iklimin etkisine girecek.

 2050: Küresel ısınmanın verdiği zarar daha ciddi boyutlara ulaşacak. 2050 yılına kadar yaklaşık 10 milyon kişi "iklim mültecisi" durumuna düşecek. Suların yükselmesi ile verimsiz ve kurak hale gelen topraklardan kaçan insan sayısı 150 milyona ulaşacak. Hindistan'da sular altında kalacak yerlerden ayrılmak zorunda kalacak insanların sayısı en az 30 milyonu bulacak. Buzulların erimesiyle kutup ayılarının nesli yok olacak. Akdeniz bölgesindeki ülkelerde daha çok orman yangını olacak ve zararlı böcekler ortaya çıkacak. Amazonlar da küresel ısınmadan payına düşeni alacak. Açlık yüzünden nüfus azalacak…

2070: Açlık ve susuzluk yüzünden çok ciddi sağlık sorunları ortaya çıkacak. Kuzey Buz Denizi diye bir şey kalmayacak. Hayvan türleri küresel ısınmaya paralel olarak önemli ölçüde azalacak. 2.8 milyar insan küresel ısınmanın sonuçlarından ötürü ortaya çıkacak bu sorunlarla boğuşurken zamansız can verecek..

İklim değişikliğini önlemek için neler yapabilirsiniz?

Pek çok ülke, çevreye son derece zararlı olmasına karşın, özellikle kömür gibi fosil yakıtları kullanmaktadır.

Kyoto protokolü sera gazı emisyonlarını azaltmaları için OECD ülkelerine çağrıda bulunmaktadır. Kyoto'da 2008-12 yılları arasında toplam sera gazı emisyonlarının 1990 yılı seviyesinin %5.4 altına çekilmesi hedeflenmiştir.

WWF, dünya çapında yürüttüğü Powerswitch! kampanyasıyla, hükümetler ve iş dünyasını yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı konusunda sorumluluk almaya davet ediyor. Kampanya kapsamında, kömür, petrol, doğal gaz gibi fosil yakıtlar ve nükleer enerji yerine su, jeotermal, biyokütle ve güneş enerjisinin kullanılması teşvik ediliyor.

Ulusal enerji stratejileri en az 30 yıllık bir süreyi öngörür şekilde hazırlanmalıdır. Diğer enerji kaynaklarının geliştirilmesine ve güvenli kullanımına yönelik politikalar belirlenmelidir. Ulusal enerji politikasının oluşumuna sivil toplum kuruluşlarının ve yerel halkın katılması sağlanmalıdır.

Çevresel Etki Değerlendirmesi yapılmak koşuluyla, yerel ölçekte rüzgar ve güneş gibi alternatif enerji kaynaklarından yararlanılmalıdır.

Tarım, amonyak ve metan gibi değişik emisyonların atmosfere karışmasına neden olmaktadır. Avrupa amonyak emisyonunun %90'ı çiftlik hayvanları ve kimyasal gübrelerden kaynaklanmaktadır. Kimyasal gübre kullanımı, bir sera gazı olan azotdioksit emisyonunu da artırır. Azot ve fosfor içeren gübrelerin kullanımı azaltılmalıdır.

Ülkemizin,  gelişimi hızla büyüyen kentlerimizin, su kaynaklarının iyi yönetilmesi ve korunması global ısınma ve kuraklık tehlikesi görünen dünyamız için  olduğu kadar ülkemiz ve kentimiz için de önem arz etmektedir. Bu amaçla

-          Su kaynaklarına ilişkin verilerin araştırılıp  paylaşılması için kurumsal bir yapının oluşturulması..

-          Türkiye’nin sulamayı planladığı tarım alanlarının hepsinde sulama ile en yüksek verimin planlaması ..

 önem arz etmektedir. 

Bir yandan su arzını artırmaya çalışırken, diğer yandan su talebini sınırlamaya yönelik tedbirler almak da gerekir. Su arzını artırma yolları incelendiğinde karşımıza şu seçenekler çıkmaktadır. Bulutların tohumlanması yoluyla yağmuru artırmak, yer altı su kaynaklarından daha fazla yararlanmak, kullanılmış artık suları temizleyerek yeniden kullanıma sunmak, tuzlu deniz sularını arıtma tesislerinde işleyerek tatlaştırmaya çalışmak, bölge su sistemlerine katmak, gerekirse kıt olan yerlerde  başka ülkelerden su ithal etmektir.

Ülkemizin içinde giderek önem kazanan su konusunda daha ciddi boyutlarda örgütlenmeye ve tek elden yönetilerek işbirliği sağlamaya gerek vardır.  Geleceğin su gereksinmelerinin tahmininden başlayıp, mevcut su kaynaklarının haritalaştırılması,  bu kaynakların analiz edilmesi, ihtiyaçların projelendirilmesi her projenin ne zaman ve nasıl devreye sokulacağının planlanması bunların çevre ile ilişkilerini değerlendirmesi, gerekli finansmanı ve teknik desteğin yaratılması, devreye sokulan su kaynaklarının etkinlikle işletilip kullanıcılara ulaştırmayı içeren bir politikaların belirlenmesi kaçınılmaz gözükmektedir.

* Türkiye su zengini bir ülke değildir. Türkiye’nin toplam yıllık ortalama su potansiyeli 186 Milyar metre küp olduğu bilinmektedir. Bütün nehirlerimizden, çaylarımızdan ve derelerimizden bir yılda ortalama olarak 186 Milyar m3 su akarken, sadece bir Tuna Nehri’nin yıllık ortalama su potansiyeli 206 Milyar m3’tür.

* Türkiye, nüfusu hızla artan bir ülkedir. Nüfus, tarım ve sanayideki gelişmeler arttıkça, su ihtiyacımız da artacaktır. Bu sebeple su ihtiyacımızın hesabı, bugüne göre değil, 50-60 yıl sonrasına göre yapılmalıdır.

* Türkiye’de teknik ve ekonomik anlamda tüketilebilecek yer altı ve yer üstü suyu miktarı 110 milyar metre küp, kişi başına 1692 metre küp su düştüğü belirlenmiştir.İhtiyaçların bölgesel ve yerel oluşu ayrıca meteorolojik şartlar ile nüfus hareketleri ve suyun nakli neticesinde Türkiye dahil birçok ülkede şehir suları ihtiyacı karşılayamamakta ve kifayetli miktarda su arz edilmemektedir.

* Türkiye’deki plansız yapılaşma, çarpık kentleşme ve bilinçsizce yaratılan çevre kirliliği sonucu yerüstü sularının olduğu kadar yer altı suları da hızla tüketilmiş veya kirletilerek kullanılamaz hale getirilmiştir. Yetkili kurum ve kuruluşların gerekli önlemleri almaması, insanlarımızın su kullanımında dikkatli ve tasarruflu olmaması durumunda Türkiye’de susuzluk çekeceğimiz günler uzak değildir.

SUYUN ALTERNATİFİ YOK..! SUYUMUZU KORUYALIM..

Suyun yanlış kullanımı
Türkiye'de modern anlamda sulama projelerinin geliştirilmesi, 1950'li yılların başında DSİ ve TOPRAKSU gibi kuruluşların kurulması ile büyük bir hız kazanmıştır. Ülkemizdeki ekilebilir araziler 1970'li yıllarda son hududuna ulaşmıştır. Bu tarihten itibaren tarımsal üretimin arttırılması ancak ülke genelinde geliştirilen modern sulama projeleri ile sağlanmıştır. Bu kapsamda, dünyadaki sulanan alanlar, ekili alanların yalnız % 17'lik kısmını oluşturmasına karşın, toplam bitkisel üretimin % 40'ı bu alanlardan elde edilmektedir.

Arazilerin tuzlanması
Aynı zamanda toprakların tuzlanması yani arazi kalitesinin bozulması sorununu da beraberinde getirmektedir. Her çeşit su içerisinde az veya çok tuz vardır. Ancak kuru koşullarda çok az ürün veren bitkiler sulama uygulanması ile birlikte ürün miktarlarını iki hatta üç katına çıkarabilir. Bu durum çiftçilerde fazla su, fazla ürün inancını oluşturur. Belirtilen nedenle çiftçiler, fazla ürün alacağım inancı içinde araziye gereğinden fazla su uygulama eğilimindedirler.

Sonuçta yağışlı bölgelerde:
Arazide drenaj sistemi de oluşmuşsa mevcut tuzlar toprak profili boyunca yıkanarak yeraltı suyuna taşınır, buradan da deniz veya göllere ulaşır. Bu nedenle yağışlı bölge topraklarında genellikle tuz birikmesi oluşmaz.

Sıcak ve yağışı az bölgelerde:
Tarımsal üretimi ve verimi artırmak üzere toprağa kontrolsüz verilen aşırı sular, içlerinde doğal olarak bulunan tuzu da toprağa bırakırlar. Fazla verilen bu su, taban suyunu yükseltmek suretiyle toprak ve taban suyu içerisinde bulunan tuzları da profilin üst katmanlarına doğru harekete geçirir. Aşırı sıcaklar nedeniyle toprak yüzeyine kadar yükselen tuzlu sular hızla buharlaştığından içlerindeki tuzu arazi yüzeyinde bırakır. Bu durum tarımsal üretimi ve verimi düşürür. Fırat nehrinin iyi kalitede suyunun bile 1 hektar toprağa 1,1 ton civarında eriyebilir tuz bıraktığı tahmin edilmektedir.

GAP projesi arazilerinde tuzlanma:
Bugün GAP Projesi kapsamında, sulamaya açılan 135 bin hektarlık Harran Ovası arazilerinde belirgin bir tuzlanma başlanmıştır. İlgililerden alınan bilgiye göre, 2001 yılı değerleri ile tüm GAP'ta sulamaya açılan 215 bin hektarlık arazinin yaklaşık 30 bin hektarında yüksek taban suyu nedeni ile tuzluluk sorunu başladığı belirtilmektedir. Ülkemizde, Çukurova, Gediz, Söke ve Amik Ovaları gibi sulanan çok verimli ovalarımızdan yer yer bu tuzluluk sorunu ile karşı karşıya kalınmıştır. Bugün dünyada 2 milyon hektar/yıl gibi oldukça büyük bir alanda tuzlanma meydana geldiği belirtilmektedir.

Su kaynaklarında erozyon sorunu:
Genelde ekonomik ömürleri 50 yıl olarak belirlenen bazı barajlarımızın aşırı erozyon etkisi ile 15-20 yılda büyük oranlarda doldukları görülmüştür (Karamanlı 13 yıl, Altınapa 10 yıl, Kartalkaya 19 yıl, Kemer 22 yıl). Ülkemizde oluşan ortalama yıllık toprak kaybının Avrupa kıtasında oluşan kaybın 9.5 katı, Avustralya'da oluşan kaybın 2.9 katı, Amerika'da oluşanın 1.6 katı olduğu söylenmektedir.

Dünya Ülkelerinde Mevcut Su Yetersizliği Sorunu 3 aşamalı bir planın hazırlanmasını gerekli kılmaktadır; Su dağıtımında önceliklerin belirlenmesi. Öncelikle mevcut su kaynaklarının geliştirilmesi konusunun ele alınması. Deniz suyundan tatlı su elde edilmesine yönelik yöntemlerin ve mevcut diğer kaynakların geliştirilmesi..

Deniz Suyundan Tatlı Su Elde Etme:

Ülkeler su ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla çok büyük yatırımlar yaparak deniz suyunu tatlılaştırma çabalarına girmişlerdir. Bu amaçla Orta Doğuda çeşitli boyutlarda farklı metodlarla işleyen 7500'den fazla deniz suyu iyileştirme tesisinin olduğu belirlenmiştir.

İlk belirlemelere göre bu suretle Orta Doğu ülkelerinde yılda 4-8 milyar m3 deniz suyu tatlılaştırılmaktadır. Bu tatlılaştırmanın %60'ı körfez ülkelerinde; %30'u Suudi Arabistan'da yapılmaktadır.

Deniz suyu tatlılaştırılmasında kullanılan yöntemin randımanı ve sistemin eski veya yeni oluşuna göre m3 suyun maliyeti (1.2 milyon -12 milyon TL/ m3) arasında değişmektedir.

Bu fiyatlar Avrupa ülkelerindeki şehir suyu maliyetlerinin 5-10 katı, tarımda kullanılan sulama suyu maliyetlerinin 20-30 katı olmaktadır.

Su Yetersizliği Sorununun Çözümü İçin Alınabilecek Önlemler:

Su kaynakları sınırlı olan bu ülkelerde su kaynaklarının dağılımı eşitsiz ve yağışlar düzensiz, nüfus artış hızı ise yüksektir. Bu nedenlerle su yüksek randımanlı biçimde ve düzenli bir şekilde kullanılmalıdır. Ekolojik dengenin korunması sağlanmalı, alınacak önlemler ile su kirlenmeleri önlenmeli, sulamada aşırı su kullanımından kaçınılmalı, bitki su tüketimi az olan ürünlere gidilmeli, sulama sistemlerinde işletme ve bakımda mevcut durum geliştirilmeli, sulama suyu kullanımında sulama birliklerinin etkili bir şekilde devreye girmeleri sağlanabilmelidir. Maksimum ürün verimi elde edecek şekilde sulama randımanı artırılmalı, Kanalizasyon ve Drenaj sularının iyileştirilerek sulamada kullanılması çalışmalarına ağırlık verilmeli, ekonomik duruma getirilmesi durumunda deniz suyu tatlandırma çalışmaları hızlandırılmalı ve bu suların sulamada kullanılmaları sağlanmalıdır. Sulama sistemleri geliştirilmeli, sulamada daha ekonomik su kullanımı olan damla ve yağmurlama sulama yöntemlerine öncelik verilmelidir.

Yılda kişi başına 10 bin m3 su düşen ülkeler su zengini sayılmaktadır. Ülkemizde ise bu rakam 2650 m³ dür. Suyun ülkemizdeki dağılımına baktığımızda nüfusun yoğun olduğu bölgelerdeki su kaynaklarımızın nüfusun az olduğu bölgelerdeki kaynaklarımızdan daha az olduğu görülmektedir. Bu gerçekler göz önüne alınarak, gelecekte daha büyük sıkıntıları yaşamamak için ulusal su politikası belirlenmeli ve bu politikanın uygulanmasında devletin olduğu kadar tüm vatandaşların da üzerine düşen görevleri bilinçli bir şekilde yerine getirmesi gerekmektedir.

xxxxxxxxxxxxx

Çinli bir alim olan  Chuang-Tzu şöyle diyor: “ Su hiç bir şeyle yarışmaz, fakat her şeyi geçer. Bilge kişi de su gibidir. Kimseyle yarışmayıp kendi yolunda giden, ama bu yüzden de herkese üstün gelen kişidir. “ Suyun bilgelik ile bilgeliğinde saflık, temizlik ve ferahlık ile olan ilişkisini geleneksel kültür böyle kurmuştur.

Yine bir dünya atasözünden:

“Sular yükselince, balıklar karıncaları yer..

Sular çekilince de karıncalar balıkları yer...

Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne

güvenmemelidir...

Çünkü kimin kimi yiyeceğine..

suyun akışı" karar verir....”

demektedir. Su hayat hakkıdır, hayata dairdir, hayatın kendisidir. Bir çakıl taşı kadar sert ve kurumuş tohumlardan  mucizevi bir şekilde yeşil sürgünler fışkırtan güç, suyun harikulade mucizesidir.

Kaynaklar :

1-       www.suvakfi.org.tr

2-       www.dsi.gov.tr

3-       ŞEN ,Zekai ,”Su Kaynakları ve Önemi`”, Sınır Aşan Sularımız, Su Vakfı Yayınları,İstanbul 2002 ,s.22

    4- Zehir, Cemal, “Son Gelişmeler Işığında Ortadoğu’da Su Meselesi”, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü

 

 

 
Copyright © 2004     MİTAGED - Mahalli İdareler Teknoloji Araştırma ve Geliştirme Derneği
Çetin Emeç Bulvarı   8. Cadde   74. Sokak   No: 14 / 10   A.Öveçler-ANKARA / Türkiye
Tel: (+90) 0.312.472 14 52 - 53 - 58 - 59          Faks:(+90) 0.312.473 29 31 - 32        Ofis GSM: 0533.669 95 63