Türkiye ve Az Gelişmiş Ülkeler
İçin Yeni Kalkınma Modelleri: Yerel Aktörler Projesi - YAP
Küreselleşme,
başlangıcında gelişmiş ülkeler tarafından savunuldu (çünkü
onlar yarattılar) ama savunanların
anlattığı yararları vermedi. Hatta, bölgeler arası gelişim
farklılığını, bilim ve teknolojiye sahipliği, refahın paylaşımını
dengesiz hale getirdi. Dünya çapında üretilen gelirin bölüşümünde
sanayileşmiş ülkeler daha hızlı zenginleşirken, az gelişmiş
ülkeler daha da fakirleşmeye, borçları artmaya başladı... dünya
ölçeğinde kırılganlık (ekonomik ve sosyal kırılganlık) arttı.
Özellikle az gelişmiş bölgelerde yaşayan insanlar sosyal
hizmetlerden gittikçe daha az yararlanıyor. Ülkeler arası ticari
rekabetin artması, devlet bütçelerinden ayrılan sosyal payları
azaltıyor. Bu nedenle gelir dağılımının bozuk olduğu
kentlerde yeni suçlar ve suçlular oluşuyor.
Türkiye ve bir çok ülkede yerel yönetimler ve özellikle
belediyeler, ülkelerinin ulusal politikalarından, ulusal gelirin
yaratılmasından veya uluslar arası ticaretinden sorumlu değildir,
böyle bir görevleri de yoktur. Ama dünyadaki diğer gelişmeler
veya merkezi yönetimin hataları sonucunda oluşan gelir dağılımındaki
bozukluklar başta olmak üzere, bölgesel geri kalmışlığın bütün
olumsuz sonuçlarından özellikle belediye yönetimleri
etkileniyorlar.
Bütün bu olanlar yerel yönetimleri ve özellikle belediye yöneticilerini
yakından ilgilendiriyor; çünkü kentleri yönetmek gittikçe güçleşiyor.
Yeni suç ve suçlu tipleri, yeni yolsuzluk örnekleri, teröre
destek sağlayan kötü koşullar, altyapının yeni göçlere göre
hızla yenilenmesindeki güçlükler, “kentlilik” bilinciyle
kente sahiplenmenin azalması, önümüzdeki günlerde çıkacak
olan ve şimdiden önlem alınmazsa ortalığı cehenneme çevirecek
sorunların sebeplerinden sadece bir kaçı...
Yerel yönetimler, küreselleşmenin bekleneni vermediği ve
mikro yaklaşımların moda olmaya başladığı günümüzde, söylemlere
aldanmadan mevcut durumu doğru algılamalı ve doğru sonuçlar çıkarmalıdır.
Başkalarının amaçlarına alet olmadan, yeni bir mikro anlayışı
oluşturmalıdırlar, veya mikro anlayışları kendileri yeniden
yorumlamalıdırlar.
Günümüzde, merkezi yönetimlerin etkisinin
azaltılmaya çalışıldığı, yerel yönetimlere daha fazla
yetkiler tanınması gerektiği, genel kabul görmektedir. Mikro düzeyde
kararlar alınmasını ve harcamaların yerelden yapılmasını,
etkinliklerini ve siyasal nüfuzlarını artırmak için yerel yöneticiler
de çok istemektedir. İlk bakışta sorunların yerel düzeyde daha
iyi tanımlanacağı ve halkın istekleri doğrultusunda çözümlerin
ve hizmetlerin daha hızlı üretileceği savunulmaktadır.
Bu görüşe itiraz kolay olmazdı ama yerel yöneticilerin
siyasi kimlikleri olmasaydı veya harcamaları doğru yapacak kadar
donanımlı kadrolara sahip olsalardı. Örneğin; hiç mühendisi
bile olmayan bir belediyenin atık sistemi seçiminde, altyapı işlerinde,
teknolojik mal ve hizmet alımında vereceği kararlar ne kadar doğru
olacaktır, hataların bedelini kimler üstlenecek, topluma karşı
kimler sorumlu olacaktır? MİTAGED tarafından düzenlenen
28.06-0107.2005 tarihinde Ankara Esenboğa Airport Oteli’nde düzenlenen
Yerel Yönetimler ve Yurtiçi-Yurtdışı Ek Mali Olanaklar konulu
toplantıda konuşan Malatya Belediye Başkanı H.Cemal Akın’ın
sözleri bu gerçeği biraz açıklıyor:
Uygun bir yönetim
biçimi olarak kabul edilen yerel yönetim, belediyeler, su-atıksu
faaliyetlerini yürütmeye çalışmakta, fakat teknik eleman ve
tecrübe yetersizliği nedeniyle, bilhassa , atıksu ve katı atık
yönetiminde (Büyükşehir) su kurumları (su ve kanalizasyon
idareleri) haricinde yeterli başarı sağlayamamaktadırlar.
Buna örnek vermek gerekirse; 25-30 bin nüfuslu küçük
belediyeler de atıksu
arıtma tesisi yapmak için,
tamamı yurtdışı kredilere dönük tecrübeli teknik personeli
olmadan projeler düzenleyebilmektedir. Hali hazırda ülkemizde inşa
edilen bu tür 40’ tan fazla arıtma tesisinin neredeyse tümüne
yakını düzenli çalışmamaktadır. İyi bir planlama sonucu yapılmayan,
yüksek verimle çalıştırılmayan bu tesisler büyük paralar
harcanan ölü yatırımlara dönüşmekte, ve çifte zarar ortaya
çıkartmaktadır. Bir yandan hedeflenen çevre koruma planlarına
ulaşılmazken (tesisler gereği gibi çalıştırılamadığından),
diğer yandan ölü yatırıma dönüşen tesisler, yatırım
kaynakları kıt ekonomimizde zararlar
meydana getirmektedir.”
Yerel yönetimler, önlerinde açılan “yerelleştirme ve özelleştirme”
alanından kimlerin daha çok faydalanacağını hesap etmek
zorundalar. Hizmet verirken yapacağı yanlışlıklar, kendi
kaynaklarını başkalarına aktarmaya yarar. Çok iyi danışmanlık
almadan yapacakları işler, yarın kendilerini de iş yapamaz hale
getirir, kaynaklarını tüketir. Bu nedenle, yerel yönetimler,
karar verme mekanizmalarını yeniden tanımlamak, gerekirse yeniden
oluşturmak zorundalar.
Başından beri kısaca değindiklerimizi maddeler halinde sıralarsak:
·
Küreselleşme bekleneni vermemiş, bölgeler arası
farkları derinleştirmiştir,
·
Mikro anlayışlarla uzman kadroları olmayan
kurumlara mal satışının kolay olacağı görülmüş ve sanayileşmiş
ülkeler bu nedenle “yerelleşmeyi” öne çıkarmışlardır,
·
Tarımsal yapıdaki bozulmalarla işsiz kalan kesimler
kentlere göçe devam etmekte, kentlerde gelir dağılımından
kaynaklanan sıkıntılardan başka varoşları dolduran potansiyel
suçlu kitleler çoğalmaktadır,
·
Bu sorunlar doğrudan yerel yöneticileri
ilgilendirmese bile sonuçta kent
yönetimini güçleştirmekte, yöneticiler asıl işlerini bile
yapmakta zorlanmaktadır,
·
Yerel yöneticiler gelişmiş ülke satıcıları ve
finansçıların karşısında, yeterli danışmanları ve teknik
kadroları olmadığı için savunmasız kalmıştır,
·
Önümüzdeki dönemde yeterli ve doğru danışmanlık,
denetim ve teknik destek hizmeti almayan yerel yönetimler, zor
duruma düşecektir.
Bütün bu konuları, dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmeleri
uzun süredir inceleyen MİTAGED, yeni bir proje için çalışmalarını
sürdürmektedir. Projenin özet olarak temel amaçları; bölgesel
gelişmenin sağlanarak gelirlerin artması, bölgesel kararların
doğrulukla alınması, halkın kararlara daha etkin katılımının
sağlanması, yönetimin kolaylaşması, yerel yöneticilerin yüksek
bedelli mal ve hizmet alımlarında veya finansman temininde güçsüzlüğünün
önlenmesi şeklinde kısaca sayabiliriz.
YAP (Yerel Aktörler Projesi)
Yerel Aktörler Projesi ve kısaca YAP olarak isimlendirdiğimiz
model, aslında yerel yönetimlerdeki yöneticilerin, yerel ve bölgesel
potansiyelin harekete geçmesine öncülük yapmasını
hedeflemektedir. Belediyeler; ticaret odası, sanayi odası,
ticaret borsası, eğitim kurumları, sanayi tesisleri, kamu grupları,
üretici örgütleri veya örgütlenememiş üretici kesimleri, bölgesel
üstünlükleri olan alanlardaki temsilciler (turizmciler,
nakliyeciler, balıkçılar, çiftçiler vs), büyük işverenler,
meslek odaları, kalkınma dernekleri ve benzer aktörleri bir masa etrafında öncelikle ve hiç değilse başlangıç
için toplanmaya çağırmak zorundalar.
YAP ile başlayacak ortaklaşa çalışmalarda hedefler; ticari,
sinai, teknik, araştırma ve geliştirme, tarımsal ve hayvansal üretimin
iyileştirilmesi, turizm, marka oluşturma, pazarlama desteği için
tutundurma vb gibi farklı alanlarda olabilir.
Bölgenin ekonomi, ticaret ve kalkınmasında rolü olan en küçük
birimlerin dahi bir masa etrafında toplanması, bölgenin sinerji
üretmesi için şarttır. En azından her kesimin gelecekle ilgili
beklentilerinin kent ve belde ölçeğinde yeniden düşünülmesi,
gerekirse hedeflerin yeniden belirlenmesi sağlanabilir. Kaynaklar
başına buyruk ve amaçsız değil, belli bir hedefe yönelik
olarak daha akılcı yöneltilir. Bölgede yapılacak olan her işte
ortak akıla yaklaşılır, gönüllü katkılar kolaylıkla sağlanır.
Yereldeki işlere gönüllü katılmayan veya siyasi nedenlerle
gizli engeller yaratanların hareket alanı kısıtlanır. Farklı
alanlarda yeni üretimlere dönük sektörel işbirlikleri için
olanaklar artar, yeni modeller gündeme gelir.
Yerel yönetimlerin geleceğe dönük kararlar alması için
halkın beklentileri daha iyi anlaşılmış olur, öncelikler ve
gerekenler daha kolay belirlenir. Bu, yöneticilerin halkı anlamasını,
halkın da yöneticileri anlamasını sağlar. Taraflar, ortak bir
gelecek için bazı özverilere daha kolay ikna edilir. Bir anlamda
halk, sosyal açıdan da yerel yönetimi ve yöneticileri bölgesel
lider olarak algılamaya başlar. Bu algılama, kent yönetimi
için alınmış kararlara, geniş kesimlerin kolaylıkla katılımını
ve genel hoşnutluğu sağlar.
YAP; “bizden bir şey olmaz” veya “biz bir araya gelince
kavga çıkar” düşüncesinin sadece başkalarının işine yaradığının
ama asla ve asla az gelişmiş ülkelere yaramadığının anlaşılmasıdır.
YAP; bir araya gelmekten kaçınan herkesi, gelişimi ve kalkınmayı
engelleyenler olarak ilan etmekten kaçınmamaktır.
YAP; herkesin, yaşadığı yere sahip çıkmasıdır, herkesin
yaşadığı yeri, daha iyi yaşanılabilir hale getirme çabasıdır.
YAP; dışarıdan kaynak, hibe veya borç beklemek kadar, üretimi
de artırmaya çalışmaktır.
YAP; kaynakların etkin ve dostça kullanımı demektir.
YAP; insanların doğayı ve geleceklerini ölümden kurtarmasıdır.
YAP; sürdürülebilir kalkınma, yaşanabilir yeni bir çevre,
artırılan mutluluktur.
Bu modeller; bölgesel özelliklere, yeteneklere, kapasiteye, eğitimli
işgücüne, sermaye ve finans durumuna, entelektüel sermayeye,
uzmanlığa, kaynaklara ve diğer potansiyellere bağlı olarak
farklı biçimlerde oluşturulabilir, geliştirilebilir.
Çok sayıda örgütlü veya örgütsüz kesimlerin bir araya
gelmesi ile, gerektiğinde ülke dışından, uluslar arası alandan
sermaye çekmek, uygun koşullarda finans kurumlarından borçlanmak
da kolaylaşacaktır. Bugün uluslar arası alanda sermaye, güveneceği
projelere uzun dönemli borç vermeye hazırdır ama belirttiğimiz
gibi: sadece, güveneceği projelere. Dünyadaki finans kuruluşlarını
ilgilendiren tek şey, verilen paranın güven içinde geri dönüşüdür.
Bu güveni edinmeleri için de projenin taraflarına, aktörlerine
bakmaktadırlar. Bir kişinin imzası ile olan işler yerine çok
taraftar ile hazırlanmış ve bölgeye yayılmış projelerin sonuçlanacağına
güveniyorlar.
YAP, bir Kent Konseyi modeli değildir; doğrudan ekonomiye ve
bölgesel gelişime odaklıdır ama sosyal unsurlar ve yan sosyal
hedeflerin gerçekleştirilmesine engel değildir.
Türkiye ve diğer az gelişmiş ülkeler, önümüzdeki dönemde
bu modeller üzerinde mutlaka düşünmek zorunda kalacaktır.
MİTAGED, konuya ilgi duyan her kesime danışmanlık yapmaya,
çalışmaları paylaşmaya, projelerin
başlamasında ve yürümesinde; yerel yönetimler, kamu,
meslek odaları, üniversiteler ve
diğer kuruluşlara gereken desteği vermeye hazırdır.
Bu hedeflere ve çalışmalara katılmayacak olanlar, gerekçelerini
yüksek sesle anlatmalıdır, onları bölge halkı dinlemelidir.
Binlerce insanın yaşamını ilgilendiren konularda birkaç kişinin
keyfiliği veya isteksizliği, bir bölgenin kaderi değildir, buna
izin verilemez.
Türkiye ve az gelişmiş ülkeler, artık bazı şeyler
YAP’malıdır...
|