|
Avrupa Birliği Hakkında:
AB ile ilişkilerimiz sürecinde gerek üyelik öncesi görüşmeler esnasındaki uygulamalar, gerekse AB üyesi ülkelerden yapılan bazı açıklamalar, konu hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olmayan halkımızın da aklını karıştırmıştır. Halkımıza önceleri "hemen iş, gelirlerde artış" ve benzeri olumlu mesajlar verilerek AB hakkında olumlu duygular oluşmasına çaba gösterildi. Oysa AB ülkelerinden gelen mesajlarda veya imzalanan belgelerdeki bazı konular masaldan uyanmamız gerektiğini de söylüyor. Örneğin; işgücünün dolaşımına getirilen sınırlar, üyelik görüşmeleri esnasında tartışmaya açılacak olan başlıklar, daha önce imzalanmış olan Gümrük
Birliği anlaşması, üyelik ile Kıbrıs konusunun bağlantılı ele alınacak olması vb çok sayıda konu, ortada rahatsız edici bir hava yaratmaya (nihayet) başladı.
Genelde ulusal-büyük basın, sürekli olumlu hava yaratmaya çalıştı. Bu hava (ve kafa), AB konusunda soru sormaya çalışan herkesi gereksiz yere suçladı. Konu aslında hiçbir zaman kamuoyunda gereği gibi tartışılmadı. Hangi şartlarda bir üyelik olacağı anlaşılamadı. Ya tarafsınız, ya karşısınız gibi saçma iki grup yaratıldı.
Oysa,
taraf olmak bile gereken soruların sorulmasına engel olmamalıydı. Karşı olanların ise niçin karşı olduklarını açıklamalarına olanak sağlanmadı, karşı oluş nedenleri bu yüzden anlaşılamadı.
Devletler arası her anlaşmanın, bir anlamda gelecek üzerinde yaratacağı ipotek de göz önüne alınırsa, toplumsal bir tartışmanın ve mutabakatın olmadığı böylesine önemli bir konuda farklı görüşleri dinlemenin yararlı olacağına inanıyoruz.
Özellikle hızla değişen dünya siyaseti, egemenlik alanları, ticaret olanakları, finansal dengeler, gelir dağılımı vb etkenler dünya üzerindeki hakimiyet kavramını değiştirmiştir. Geçmişte savaşlarla sağlanan bazı ekonomik kazançlar, bugün kültür ve ekonomi aktarımı/ekonomik bağımlılık ile aynı şekilde kazanılmaktadır. Böylesine farklı ve hızlı değişimlerin olduğu dünya yapılanmasında, 10-15 yıl sonraki
dengeleri şimdiden doğru okumaya çalışmak gereklidir. AB nin geleceğine ilişkin kuşkular, üye ülkelerin bile aralarındaki anlaşmazlıklar doğru okunmalıdır. Ortada kalmayacak veya bir başka entegrasyon sürecine girmiş bulunan bir AB ye şüpheli bir üyelik için atılması gereken adımlar, elde edilecekler ve verilecekler iyi hesaplanmalıdır.
Bunların tam anlamı ile yapıldığını, AB üyeliğinin ne anlama geldiğini toplumun tam
olarak tartıştığını, anladığını, bildiğini söylemek mümkün değil... Tam üyelik yerine adı büyütülmüş ve içi küçültülmüş bir üyeliğe adım atmanın cesaretini kimsenin gösteremeyeceği, 17 aralık 2004 imzalarından sonra biraz daha net görülmeye başladı, ortamdaki gevşeme bunun habercisi.
Ancak, AB oluşumu, bugüne kadar dünya ülkeleri arasındaki en büyük
entegrasyon projesidir ve devam etmesi gereklidir. AB, gelecek birleşmelerinin
ön habercisidir, desteklenmelidir. Ama bu birleşmeden aktörlerin ne anladığı
netleşmemiştir. Örneğin, sermaye sınıfının ve sosyal kesimlerin (ücretliler,
işçiler, çiftçiler, üreticiler vb) AB kavramından ne anladıkları, ne
hedefledikleri ve ne alacaklarını düşündükleri arasında büyük farklar
var.
ABD tarafından baskı altında tutulan, daha doğrusu ABD iç dinamikleri tarafından
bile oluşturulmaya çalışılan farklı AB'ler olduğu da unutulmamalı. Şimdi
yaralı durumda bulunan AB projesini, ABD içinden destekleyen ve engellemeye çalışan
güçler, kendi aralarındaki hesaplaşmayı da bitirmiş değil. Yani, bineceğimiz
atın sağlığı da belli değil, dizginlerinin de kimin elinde olduğu belli
değil... MİTAGED
tarafından hazırlanmıştır
|
|