|
Kanun No. 4721 |
|
Kabul Tarihi : 22.11.2001 |
BAŞLANGIÇ
A. Hukukun uygulanması ve
kaynakları
MADDE 1.- Kanun, sözüyle ve
özüyle değindiği bütün konularda uygulanır.
Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu
olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir.
Hâkim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından
yararlanır.
B. Hukukî ilişkilerin kapsamı
I. Dürüst davranma
MADDE 2.- Herkes, haklarını
kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak
zorundadır.
Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.
II. İyiniyet
MADDE 3.- Kanunun iyiniyete
hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır.
Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen
kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz.
III. Hâkimin takdir yetkisi
MADDE 4.- Kanunun takdir
yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde
tutmayı emrettiği konularda hâkim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir.
C. Genel nitelikli hükümler
MADDE 5.- Bu Kanun ve
Borçlar Kanununun genel nitelikli hükümleri, uygun düştüğü ölçüde tüm özel
hukuk ilişkilerine uygulanır.
I. İspat yükü
MADDE 6.- Kanunda aksine bir
hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların
varlığını ispatla yükümlüdür.
MADDE 7.- Resmî sicil ve
senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur.
Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir
hüküm bulunmadıkça, her hangi bir şekle bağlı değildir.
BİRİNCİ KİTAP
KİŞİLER HUKUKU
BİRİNCİ KISIM
BİRİNCİ BÖLÜM
KİŞİLİK
A. Genel olarak
I. Hak ehliyeti
MADDE 8.- Her insanın hak
ehliyeti vardır.
Buna göre bütün insanlar, hukuk düzeninin sınırları içinde, haklara ve
borçlara ehil olmada eşittirler.
1. Kapsamı
MADDE 9.- Fiil ehliyetine
sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir.
2. Koşulları
a. Genel olarak
MADDE 10.- Ayırt etme gücüne
sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.
b. Erginlik
MADDE 11.- Erginlik onsekiz
yaşın doldurulmasıyla başlar.
Evlenme kişiyi ergin kılar.
c. Ergin kılınma
MADDE 12.- Onbeş yaşını
dolduran küçük, kendi isteği ve velisinin
rızasıyla mahkemece ergin kılınabilir.
d. Ayırt etme gücü
MADDE 13.- Yaşının küçüklüğü
yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer
sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan
herkes, bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.
III. Fiil ehliyetsizliği
1. Genel olarak
MADDE 14.- Ayırt etme gücü
bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur.
2. Ayırt etme gücünün bulunmaması
MADDE 15.- Kanunda
gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak
üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukukî sonuç doğurmaz.
3. Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar
MADDE 16.- Ayırt etme gücüne
sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi
işlemleriyle borç altına giremezler. Karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı
sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir.
Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden
sorumludurlar.
IV. Hısımlık
1. Kan hısımlığı
MADDE 17.- Kan hısımlığının
derecesi, hısımları birbirine bağlayan doğum sayısıyla belli olur.
Biri diğerinden gelen kişiler
arasında üstsoy-altsoy hısımlığı; biri diğerinden gelmeyip de, ortak bir kökten
gelen kişiler arasında yansoy hısımlığı vardır.
2. Kayın hısımlığı
MADDE 18.- Eşlerden biri ile
diğer eşin kan hısımları, aynı tür ve dereceden kayın hısımları olur.
Kayın hısımlığı, kendisini meydana getiren evliliğin sona ermesiyle
ortadan kalkmaz.
V. Yerleşim yeri
1. Tanım
MADDE 19.- Yerleşim yeri bir
kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir.
Bir kimsenin aynı zamanda birden çok yerleşim yeri olamaz.
Bu kural ticarî ve sınaî kuruluşlar hakkında uygulanmaz.
2. Yerleşim yerinin değiştirilmesi ve oturma yeri
MADDE 20.- Bir yerleşim
yerinin değiştirilmesi yenisinin edinilmesine bağlıdır.
Önceki yerleşim yeri belli olmayan veya yabancı ülkedeki yerleşim
yerini bıraktığı hâlde Türkiye'de henüz bir yerleşim yeri edinmemiş olan
kimsenin hâlen oturduğu yer, yerleşim yeri sayılır.
3. Yasal yerleşim yeri
MADDE 21.- Velâyet altında
bulunan çocuğun yerleşim yeri, ana ve babasının; ana ve babanın ortak yerleşim
yeri yoksa, çocuğun kendisine bırakıldığı ana veya babanın yerleşim yeridir.
Diğer hâllerde çocuğun oturma yeri, onun yerleşim yeri sayılır.
Vesayet altındaki kişilerin yerleşim yeri, bağlı oldukları vesayet
makamının bulunduğu yerdir.
4. Kurumlarda bulunma
MADDE 22.- Bir öğretim
kurumuna devam etmek için bir yerde bulunma ya da eğitim, sağlık, bakım veya
ceza kurumuna konulma, yeni yerleşim yeri edinme sonucunu doğurmaz.
B. Kişiliğin korunması
I. Vazgeçme ve aşırı sınırlamaya
karşı
MADDE 23.- Kimse, hak ve
fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez.
Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz.
Yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli mümkündür. Ancak, biyolojik madde verme borcu altına girmiş olandan edimini yerine getirmesi istenemez; maddî ve manevî tazminat isteminde bulunulamaz.
II. Saldırıya karşı
1. İlke
MADDE 24.- Hukuka aykırı
olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı
korunmasını isteyebilir.
Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya
kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle
haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.
2. Davalar
MADDE 25.- Davacı, hâkimden
saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona
ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini
isteyebilir.
Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere
bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir.
Davacının, maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı
dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre
kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma
hakkı saklıdır.
Manevî tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça
devredilemez; mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara
geçmez.
Davacı, kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya
davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir.
III. Ad üzerindeki hak
1. Adın korunması
MADDE 26.- Adının
kullanılması çekişmeli olan kişi, hakkının tespitini dava edebilir.
Adı haksız olarak kullanılan kişi buna son verilmesini; haksız kullanan
kusurlu ise ayrıca maddî zararının giderilmesini ve uğradığı haksızlığın
niteliği gerektiriyorsa manevî tazminat ödenmesini isteyebilir.
2. Adın değiştirilmesi
MADDE 27.- Adın değiştirilmesi,
ancak haklı sebeplere dayanılarak hâkimden istenebilir.
Adın değiştirildiği nüfus siciline kayıt ve ilân olunur.
Ad değişmekle kişisel durum değişmez.
Adın değiştirilmesinden zarar gören kimse, bunu öğrendiği günden
başlayarak bir yıl içinde değiştirme kararının kaldırılmasını dava edebilir.
C. Kişiliğin başlangıcı ve sonu
I. Doğum ve ölüm
MADDE 28.- Kişilik, çocuğun
sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer.
Çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan
başlayarak elde eder.
II. Sağ olmanın ve ölümün ispatı
1. İspat yükü
MADDE 29.- Bir hakkın
kullanılması için bir kimsenin sağ veya ölü
olduğunu veya belirli bir zamanda ya da başka bir kimsenin ölümünde sağ
bulunduğunu ileri süren kimse, iddiasını ispat etmek zorundadır.
Birden fazla kişiden hangisinin önce veya sonra öldüğü ispat
edilemezse, hepsi aynı anda ölmüş sayılır.
2. İspat araçları
a. Genel olarak
MADDE 30.- Doğum ve ölüm,
nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunur.
Nüfus sicilinde bir kayıt yoksa veya bulunan kaydın doğru olmadığı
anlaşılırsa, gerçek durum her türlü kanıtla ispat edilebilir.
b. Ölüm karinesi
MADDE 31.- Bir kimse,
ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren durumlar içinde kaybolursa, cesedi
bulunamamış olsa bile gerçekten ölmüş sayılır.
1. Genel olarak
MADDE 32.- Ölüm tehlikesi
içinde kaybolan veya kendisinden uzun zamandan beri haber alınamayan bir
kimsenin ölümü hakkında kuvvetli olasılık varsa, hakları bu ölüme bağlı olanların
başvurusu üzerine mahkeme bu kişinin gaipliğine karar verebilir.
Yetkili mahkeme, kişinin Türkiye'deki son yerleşim yeri; eğer
Türkiye'de hiç yerleşmemişse nüfus sicilinde kayıtlı olduğu yer; böyle bir
kayıt da yoksa anasının veya babasının kayıtlı bulunduğu yer mahkemesidir.
2. Yargılama usulü
MADDE 33.- Gaiplik kararının
istenebilmesi için, ölüm tehlikesinin üzerinden en az bir yıl veya son haber
tarihinin üzerinden en az beş yıl geçmiş olması gerekir.
Mahkeme, gaipliğine karar verilecek kişi hakkında bilgisi bulunan
kimseleri, belirli bir sürede bilgi vermeleri için usulüne göre yapılan ilânla
çağırır.
Bu süre, ilk ilânın yapıldığı günden başlayarak en az altı aydır.
3. İstemin düşmesi
MADDE 34.- Gaipliğine karar
verilecek kişi, ilân süresi dolmadan ortaya çıkar veya kendisinden haber
alınırsa ya da öldüğü tarih tespit edilirse gaiplik istemi düşer.
4. Hükmü
MADDE 35.- İlândan sonuç
alınamazsa, mahkeme gaipliğe karar verir ve ölüme bağlı haklar, aynen gaibin
ölümü ispatlanmış gibi kullanılır.
Gaiplik kararı ölüm tehlikesinin gerçekleştiği veya son haberin
alındığı günden başlayarak hüküm doğurur.
İKİNCİ BÖLÜM
KİŞİSEL DURUM SİCİLİ
A. Genel olarak
I. Sicil
MADDE 36.- Kişisel durum, bu
amaçla tutulan resmî sicille belirlenir.
Bu sicilin tutulmasına ve zorunlu bildirimlerin yapılmasına ilişkin
esaslar, ilgili kanunda gösterilir.
MADDE 37.- Kişisel durum
sicili, Devletçe atanan memurlar tarafından tutulur. Sicil kayıtlarını tutmak
ve örnek vermek bu memurların görevidir.
Yabancı memleketlerdeki Türkiye temsilcilerine, Dışişleri Bakanlığının
önerisi, İçişleri Bakanlığının katılması ve Başbakanlığın onayı ile nüfus
memurluğu yetkisi verilebilir.
MADDE 38.- Kişisel durum
sicilinin tutulmasından doğan zararlar, kusurlu memura rücu edilmek kaydıyla,
Devletçe tazmin edilir.
Tazminat ve rücu davaları, kişisel durum sicilinin tutulduğu yer
mahkemesinde açılır.
1. Genel olarak
MADDE 39.- Mahkeme kararı
olmadıkça, kişisel durum sicilinin hiçbir kaydında düzeltme yapılamaz.
2. Cinsiyet değişikliğinde
MADDE 40.- Cinsiyetini
değiştirmek isteyen kimse, şahsen başvuruda bulunarak mahkemece cinsiyet
değişikliğine izin verilmesini isteyebilir. Ancak, iznin verilebilmesi için,
istem sahibinin onsekiz yaşını doldurmuş bulunması ve evli olmaması; ayrıca
transseksüel yapıda olup, cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından
zorunluluğunu ve üreme yeteneğinden
sürekli biçimde yoksun bulunduğunu bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınacak
resmî sağlık kurulu raporuyla belgelemesi şarttır.
Verilen izne bağlı olarak amaç ve tıbbî yöntemlere uygun bir cinsiyet
değiştirme ameliyatı gerçekleştirildiğinin resmî sağlık kurulu raporuyla
doğrulanması hâlinde, mahkemece nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılmasına
karar verilir.
B. Doğum kütüğü
I. Bildirme
MADDE 41.- Doğumlara ilişkin
bildirimler ve kimliği bilinmeyen bulunmuş çocuklar hakkındaki işlemler ilgili
kanun hükümlerine göre yapılır.
MADDE 42.- Kişisel durumdaki
değişiklikler, özellikle evlilik dışı bir çocuğun tanınması veya hâkimin
babalığa karar vermesi, soybağının düzeltilmesi, evlât edinme ya da bulunmuş
bir çocuğun soybağının belli olması, ilgili kanun hükümlerine göre kütüğe
işlenir.
C. Ölüm kütüğü
MADDE 43.- Ölümlere ilişkin
bildirimler ilgili kanun hükümlerine göre yapılır.
II. Cesedi bulunamayan kişi
MADDE 44.- Bir kimse,
ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren durumlar içinde ortadan kaybolursa
cesedi bulunamamış olsa bile, o yerin en büyük mülkî amirinin emriyle kütüğe
ölü kaydı düşürülür.
Bununla birlikte her ilgili, bu kişinin ölü veya sağ olduğunun mahkemece tespitini dava edebilir.
III. Gaiplik kararı
MADDE 45.- Gaiplik kararı,
hâkimin bildirmesi üzerine, ölüm kütüğüne kaydolunur.
IV. Değişikliklerin kütüğe
geçirilmesi
MADDE 46.- Tescile esas olan
bir bildirimin doğru olmadığının tespit edilmesi veya kime ait olduğu
bilinmeyen cesedin kimliğinin belli olması ya da gaiplik kararının kaldırılması
sebepleriyle zorunlu olan değişiklikler, ilgilinin kütükteki kaydının
düşünceler sütununa yazılarak yapılır.
İKİNCİ KISIM
TÜZEL KİŞİLER
BİRİNCİ BÖLÜM
GENEL HÜKÜMLER
A. Tüzel kişilik
MADDE 47.- Başlıbaşına bir
varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş
olan bağımsız mal toplulukları, kendileri ile ilgili özel hükümler uyarınca
tüzel kişilik kazanırlar.
Amacı hukuka veya ahlâka aykırı olan kişi ve mal toplulukları tüzel
kişilik kazanamaz.
B. Hak ehliyeti
MADDE 48.- Tüzel kişiler,
cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar
dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler.
C. Fiil ehliyeti
I. Koşulu
MADDE 49.- Tüzel kişiler,
kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla, fiil
ehliyetini kazanırlar.
II. Kullanılması
MADDE 50.- Tüzel kişinin
iradesi, organları aracılığıyla açıklanır.
Organlar, hukukî işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç
altına sokarlar.
Organlar, kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak
sorumludurlar.
MADDE 51.- Tüzel kişinin
yerleşim yeri, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin
yönetildiği yerdir.
I. Sınırlı devam etme
MADDE 52.- Sona eren tüzel
kişinin kişiliği, ehliyeti tasfiye amacıyla sınırlı olmak üzere tasfiye
sırasında da devam eder.
MADDE 53.- Tüzel kişinin
malvarlığının tasfiyesi, kanunda ve kuruluş belgesinde aksine hüküm
bulunmadıkça, terekenin resmî tasfiyesine ilişkin hükümlere göre yapılır.
III. Malvarlığının özgülenmesi
MADDE 54.- Tüzel kişinin
malvarlığı, kanunda veya kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça ya da
yetkili organı başka türlü karar vermedikçe, en yakın amacı güden kamu kurum
veya kuruluşuna geçer.
Bu malvarlığı olanak ölçüsünde daha önce özgülendiği amaç için
kullanılır.
Hukuka veya ahlâka aykırı amaç güttüğü için kişiliği mahkeme kararıyla
sona eren tüzel kişinin malvarlığı her hâlde ilgili kamu kuruluşuna geçer.
F. Saklı hükümler
MADDE 55.- Kamu tüzel
kişileri ile ticaret şirketleri hakkındaki kanun hükümleri saklıdır.
DERNEKLER
A. Kuruluşu
I. Tanımı
MADDE 56.- Dernekler, en az
yedi gerçek kişinin kazanç paylaşma dışında belirli ve ortak bir amacı
gerçekleştirmek üzere, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek
suretiyle oluşturdukları, tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklarıdır.
Hukuka veya ahlâka aykırı amaçlarla dernek kurulamaz.
II. Dernek kurma hakkı
MADDE 57.- Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma
hakkına sahiptir.
Dernek kurucularının fiil ehliyetine sahip olması gerekir.
MADDE 58.- Her derneğin bir tüzüğü bulunur.
Dernek tüzüğünde derneğin adı, amacı, yerleşim yeri, kurucuları, gelir
kaynakları, üyelik koşulları, organları ve örgütü ile geçici yönetim kurulunun
gösterilmesi zorunludur.
Dernek tüzüğü, kanunun emredici hükümlerine aykırı olamaz.
Dernek tüzüğünde düzenlenmemiş konularda kanun hükümleri
uygulanır.
IV. Tüzel kişiliğin kazanılması
1. Kazanma anı
MADDE 59.- Dernekler, kuruluş
bildirimini, dernek tüzüğünü ve gerekli belgeleri yerleşim yerinin bulunduğu
yerin en büyük mülkî amirine verdikleri anda tüzel kişilik kazanırlar.
Kuruluş bildiriminin içeriği ve gerekli belgelerin nelerden ibaret
olduğu, yönetmelikte gösterilir.
2. İnceleme
MADDE 60.- Kuruluş bildirimi
ve belgelerin doğruluğu ile dernek tüzüğü, en büyük mülkî amir tarafından
altmış gün içinde dosya üzerinden incelenir.
Kuruluş bildiriminde, tüzükte ve kurucuların hukukî durumlarında kanuna aykırılık veya noksanlık tespit edildiği takdirde bunların giderilmesi veya tamamlanması derhâl kuruculardan istenir. Bu istemin tebliğinden başlayarak otuz gün içinde belirtilen noksanlık tamamlanmaz ve kanuna aykırılık giderilmezse; en büyük mülkî amir, yetkili asliye hukuk mahkemesinde derneğin feshi konusunda dava açması için durumu Cumhuriyet savcılığına bildirir. Cumhuriyet savcısı mahkemeden derneğin faaliyetinin durdurulmasına karar verilmesini de isteyebilir.
Kuruluş bildiriminde, tüzükte ve belgelerde kanuna aykırılık veya
noksanlık bulunmaz ya da bu aykırılık veya noksanlık belirli sürede giderilmiş
bulunursa; keyfiyet derhâl derneğe yazıyla bildirilir ve dernek, dernekler
kütüğüne kaydedilir.
3. Dernek tüzüğünün ilânı
MADDE 61.- Dernek tüzüğü,
derneğe yapılan yazılı bildirimden başlayarak
onbeş gün içinde yerel bir gazete ile ilân edilir.
Tüzük ve yerleşim yeri değişikliklerinde de aynı usul uygulanır.
4. İlk genel kurul toplantısı
MADDE 62.- Dernekler,
tüzüklerinin gazetede yayımlandığı günü izleyen altı ay içinde ilk genel kurul
toplantılarını yapmak ve zorunlu organlarını oluşturmakla yükümlüdürler.
B. Üyelik
1. Kural
MADDE 63.- Hiç kimse, bir
derneğe üye olmaya ve hiçbir dernek de üye kabul etmeye zorlanamaz.
2. Koşulları
MADDE 64.- Fiil ehliyetine
sahip bulunan her gerçek kişi, derneklere üye olma hakkına sahiptir.
Yazılı olarak yapılacak üyelik başvurusu, tüzükte başkaca bir düzenleme
yoksa, dernek yönetim kurulunca en çok otuz gün içinde karara bağlanır ve sonuç
yazıyla başvuru sahibine bildirilir. Başvurusu kabul edilen üye, bu amaçla
tutulacak deftere kaydedilir.
II. Sona ermesi
1. Kendiliğinden
MADDE 65.- Üyelik için
kanunda veya tüzükte aranılan nitelikleri sonradan kaybedenlerin dernek üyeliği
kendiliğinden sona erer.
2. Çıkma ile
MADDE 66.- Hiç kimse,
dernekte üye kalmaya zorlanamaz. Her üye altı ay önceden yazılı olarak
bildirmek kaydıyla, dernekten çıkma hakkına sahiptir.
3. Çıkarılma ile
MADDE 67.- Tüzükte üyelerin
çıkarılma sebepleri gösterilebilir.
Tüzükte çıkarma sebepleri gösterilmişse, çıkarma kararına bu sebeplerin
haklı sayılamayacağı iddiasıyla itiraz edilemez.
Tüzükte çıkarma düzenlenmemişse üye, ancak haklı sebeple çıkarılabilir.
Bu çıkarma kararına, haklı sebep bulunmadığı ileri sürülerek itiraz edilebilir.
III. Kapsamı
1. Üyelerin hakları
a. Eşitlik ilkesi
MADDE 68.- Dernek üyeleri
eşit haklara sahiptirler. Dernek, üyeleri arasında dil, ırk, renk, cinsiyet,
din ve mezhep, aile, zümre ve sınıf farkı gözetemez; eşitliği bozan veya bazı
üyelere bu sebeplerle ayrıcalık tanıyan uygulamalar yapamaz.
Her üyenin, derneğin faaliyetlerine ve yönetimine katılma hakkı vardır.
Dernekten çıkan veya çıkarılan üye, dernek malvarlığında hak iddia
edemez.
b. Oy hakkı
MADDE 69.- Her üyenin genel
kurulda bir oy hakkı vardır; üye, oyunu şahsen kullanmak zorundadır.
Onursal üyelerin oy hakkı yoktur.
2. Üyelerin yükümlülükleri
a. Ödenti verme borcu
MADDE 70.- Üyelerin ödenti
verme borcu tüzükle düzenlenir. Tüzükte düzenleme yoksa üyeler, dernek amacının
gerçekleşmesi ve borçlarının karşılanması için zorunlu ödentilere eşit olarak
katılırlar. Dernekten çıkan veya çıkarılan üye, üyelikte bulunduğu sürenin
ödentisini vermek zorundadır.
Onursal üyeler ödenti vermek zorunda değildir.
b. Diğer yükümlülükler
MADDE 71.- Üyeler, dernek düzenine
uymak ve derneğe sadakat göstermekle yükümlüdürler.
Her üye, derneğin amacına uygun davranmak, özellikle amacın
gerçekleşmesini güçleştirici veya engelleyici davranışlardan kaçınmakla
yükümlüdür.
C. Organlar
I. Genel olarak
MADDE 72.- Derneğin zorunlu
organları, genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kuruludur.
Dernekler zorunlu organları dışında başka organlar da oluşturabilirler.
Ancak, bu organlara zorunlu organların görev, yetki ve sorumlulukları
devredilemez.
II. Genel kurul
1. Niteliği ve oluşumu
MADDE 73.- Genel kurul,
derneğin en yetkili karar organı olup; derneğe kayıtlı üyelerden oluşur.
2.Toplanması
a. Olağan toplantı
MADDE 74.- Genel kurul,
tüzükte belirtilen zamanda yönetim kurulunun çağrısı üzerine toplanır.
Olağan genel kurul toplantılarının en geç iki yılda bir yapılması
zorunludur.
b. Olağanüstü toplantı
MADDE 75.- Genel kurul, yönetim veya denetim kurulunun
gerekli gördüğü hâllerde veya dernek üyelerinden beşte birinin yazılı başvurusu
üzerine, yönetim kurulunca olağanüstü toplantıya çağrılır.
Yönetim kurulu, genel kurulu toplantıya çağırmazsa; üyelerden birinin
başvurusu üzerine, sulh hâkimi, üç
üyeyi genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendirir.
c. Toplantısız veya çağrısız alınan kararlar
MADDE 76.- Bütün üyelerin
bir araya gelmeksizin yazılı katılımıyla alınan kararlar ile dernek üyelerinin
tamamının kanunda yazılı çağrı usulüne uymaksızın bir araya gelerek aldığı
kararlar geçerlidir.
Bu şekilde karar alınması olağan toplantı yerine geçmez.
3. Toplantıya çağrı
MADDE 77.- Genel kurul,
yönetim kurulunca, en az onbeş gün önceden toplantıya çağrılır. Bu amaçla
toplantının günü, saati, yeri ve gündemi, yerel bir gazete ile ilân edilir ve
aynı zamanda üyelere bir yazıyla
bildirilir.
Toplantıya çağrı usulü ve toplantının ertelenmesine ilişkin konular,
yönetmelikle düzenlenir.
4. Toplantı yeri ve toplantı yeter sayısı
MADDE 78.- Genel kurul
toplantıları, tüzükte aksine hüküm olmadıkça, dernek merkezinin bulunduğu yerde
yapılır.
Genel kurul, katılma hakkı bulunan üyelerin salt çoğunluğunun, tüzük
değişikliği ve derneğin feshi hâllerinde üçte ikisinin katılımıyla toplanır;
çoğunluğun sağlanamaması sebebiyle toplantının ertelenmesi durumunda ikinci
toplantıda çoğunluk aranmaz. Ancak, bu toplantıya katılan üye sayısı, yönetim
ve denetim kurulları üye tam sayısının iki katından az olamaz.
Genel kurul toplantısı, bir defadan fazla geri bırakılamaz.
5. Toplantı usulü
MADDE 79.- Genel kurul
toplantısının açılışından sonra, toplantıyı yönetmek üzere, bir başkan ve yeteri
kadar başkan vekili ile yazman seçilir.
Genel kurul toplantısında yalnız gündemde yer alan maddeler görüşülür. Ancak, toplantıda hazır bulunan üyelerin en az onda biri tarafından görüşülmesi yazılı olarak istenen konuların gündeme alınması zorunludur.
Genel kurul toplantılarına hükûmet komiseri katılır. Ancak, komiserin
toplantıya katılmaması toplantının yapılmasını önlemez.
6. Genel kurulun görev ve yetkileri
MADDE 80.- Genel kurul,
üyeliğe kabul ve üyelikten çıkarma hakkında son kararı verir; dernek
organlarını seçer ve derneğin diğer bir organına verilmemiş olan işleri görür.
Genel kurul, derneğin diğer organlarını denetler ve onları haklı
sebeplerle her zaman görevden alabilir.
7. Genel kurul kararları
a. Karar yeter sayısı
MADDE 81.- Genel kurul
kararları, toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğuyla alınır. Şu kadar ki,
tüzük değişikliği ve derneğin feshi kararları, ancak toplantıya katılan
üyelerin üçte iki çoğunluğuyla alınabilir.
b. Oy hakkından yoksunluk
MADDE 82.- Hiçbir dernek
üyesi, dernek ile kendisi, eşi, üstsoyu ve altsoyu arasındaki bir hukukî işlem
veya uyuşmazlık konusunda alınması gereken kararlarda oy kullanamaz.
c. Kararın iptali
MADDE 83.- Toplantıda hazır
bulunan ve kanuna veya tüzüğe aykırı olarak alınan genel kurul kararlarına
katılmayan her üye, karar tarihinden başlayarak bir ay içinde; toplantıda hazır
bulunmayan her üye kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her hâlde
karar tarihinden başlayarak üç ay içinde mahkemeye başvurmak suretiyle kararın
iptalini isteyebilir.
Diğer organların kararlarına karşı, dernek içi denetim yolları
tüketilmedikçe iptal davası açılamaz.
Genel kurul kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı
durumlar saklıdır.
III. Yönetim kurulu
1. Oluşumu
MADDE 84.- Yönetim kurulu,
beş asıl ve beş yedek üyeden az olmamak üzere dernek tüzüğünde belirtilen
sayıda üyeden oluşur.
Yönetim kurulu üye sayısı, boşalmalar sebebiyle üye tamsayısının yarısının altına düşerse; genel kurul, kalan yönetim kurulu üyeleri veya denetim kurulu tarafından bir ay içinde toplantıya çağrılır. Çağrı yapılmazsa, üyelerden birinin istemi üzerine, sulh hâkimi, üç üyeyi genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendirir.
2. Görevleri
MADDE 85.- Yönetim kurulu,
derneğin yürütme ve temsil organıdır; bu görevini kanuna ve dernek tüzüğüne
uygun olarak yerine getirir.
Temsil görevi, yönetim kurulunca, üyelerden birine veya bir üçüncü kişiye verilebilir.
IV. Denetim kurulu
MADDE 86.- Denetim kurulu,
üç asıl ve üç yedek üyeden az olmamak üzere dernek tüzüğünde belirtilen sayıda
üyeden oluşur.
Denetim kurulu, denetleme görevini, dernek tüzüğünde belirtilen esas ve
usullere göre yapar; denetleme sonuçlarını bir raporla yönetim kuruluna ve
genel kurula sunar.
I. Kendiliğinden
MADDE 87.- Dernekler,
aşağıdaki hâllerde kendiliğinden sona erer:
1. Amacın gerçekleşmesi, gerçekleşmesinin olanaksız hâle gelmesi veya
sürenin sona ermesi,
2. İlk genel kurul toplantısının kanunda öngörülen sürede yapılmamış ve
zorunlu organların oluşturulmamış olması,
3. Borç ödemede acze düşmüş olması,
4. Tüzük gereğince yönetim kurulunun oluşturulmasının olanaksız hâle
gelmesi,
5. Olağan genel kurul toplantısının iki defa üst üste yapılamaması.
Her ilgili, sulh hâkiminden, derneğin kendiliğinden sonra erdiğinin tespitini isteyebilir.
II. Genel kurul kararı ile
MADDE 88.- Genel kurul, her
zaman derneğin feshine karar verebilir.
III. Mahkeme kararı ile
MADDE 89.- Derneğin amacı,
kanuna veya ahlâka aykırı hâle gelirse; Cumhuriyet savcısının veya bir
ilgilinin istemi üzerine mahkeme, derneğin feshine karar verir. Mahkeme, dava
sırasında faaliyetten alıkoyma dahil gerekli bütün önlemleri alır.
I. Genel olarak
MADDE 90.- Dernekler,
amaçlarını gerçekleştirmek üzere, tüzüklerinde belirtilen çalışma konuları ve
biçimleri doğrultusunda faaliyette bulunurlar.
Yasaklanan veya izne bağlı faaliyetlerle ilgili kamu hukuku nitelikli özel kanun hükümleri saklıdır.
Dernek faaliyetleri ile ilgili yasak ve sınırlamalara aykırılık
hâlinde, Cumhuriyet savcısının istemiyle mahkemece faaliyetten alıkoyma kararı
verilebilir.
1. Faaliyet serbestliği
MADDE 91.- Dernekler,
tüzüklerinde gösterilen amaçları gerçekleştirmek üzere, uluslararası faaliyette
bulunabilirler ve yurt dışında şube açabilirler.
Türkiye'de kurulan dernekler, amaçları doğrultusunda uluslararası
alanda işbirliği yapılmasında yarar görülen hâllerde, Bakanlar Kurulunun
izniyle yurt dışında kurulmuş dernek veya kuruluşlara üye olarak
katılabilirler.
2. Yabancı dernekler
MADDE 92.- Yabancı
dernekler, uluslararası alanda işbirliği yapılmasında yarar görülen hâllerde ve
karşılıklı olmak koşuluyla kültürel, ekonomik ve teknik konularda bilgi veya
teknolojilerinden yararlanılmak üzere, Bakanlar Kurulunun izniyle Türkiye'de
faaliyette bulunabilirler, şube açabilirler, üst kuruluşlar kurabilirler,
kurulmuş üst kuruluşlara katılabilirler.
MADDE 93.- Türkiye'de
yerleşme hakkına sahip olan yabancı gerçek kişiler, karşılıklı olmak koşuluyla
dernek kurabilirler veya kurulmuş derneklere üye olabilirler.
Onursal üyelik için bu koşul aranmaz.
I. Şube açmaları
1. Kuruluşu
MADDE 94.- Dernekler,
gerekli görülen yerlerde genel kurul kararıyla şube açabilirler. Bu amaçla
dernek yönetim kurulunca yetki verilen en az üç kişilik kurucular kurulu, şube
açılacak yerin en büyük mülkî amirine şube kuruluş bildirimini ve gerekli
belgeleri verir.
Şube kurucularının, şubenin açılacağı yerde en az altı aydan beri
oturmakta olmaları zorunludur.
Şube kuruluş bildiriminin içeriği ve gerekli belgeler, yönetmelikte
gösterilir.
2. Şubenin organları ve uygulanacak hükümler
MADDE 95.- Her şubede genel
kurul ve yönetim kurulu ile denetim kurulu veya denetçi bulunması zorunludur.
Bu organların görev ve yetkileri ile şubelere ilişkin diğer hususlar
hakkında bu Kanun hükümleri uygulanır.
II. Üst kuruluşlar kurmaları
1. Federasyon
MADDE 96.- Federasyonlar,
kuruluş amaçları aynı olan en az beş derneğin, amaçlarını gerçekleştirmek üzere
üye sıfatıyla bir araya gelmeleri suretiyle kurulur.
Her federasyonun bir tüzüğü bulunur.
Federasyon, kuruluş bildirimi, tüzük ve gerekli belgelerin yerleşim
yerinin en büyük mülkî amirine verilmesiyle tüzel kişilik kazanır.
2. Konfederasyon
MADDE 97.- Konfederasyonlar,
kuruluş amaçları aynı olan en az üç federasyonun, amaçlarını gerçekleştirmek
üzere üye sıfatıyla bir araya gelmeleri suretiyle kurulur.
Her konfederasyonun bir tüzüğü bulunur.
Konfederasyon, kuruluş bildirimi, tüzük ve gerekli belgelerin yerleşim
yerinin en büyük mülkî amirine verilmesiyle tüzel kişilik kazanır.
3. Ortak hükümler
MADDE 98.- Dernekler, bağlı
oldukları federasyonun; federasyonlar da bağlı oldukları konfederasyonun genel
kurulunda en az üçer üye ile temsil olunurlar. Temsilci üyeler, ilgili
derneklerin ve federasyonların genel kurullarınca seçilirler.
Federasyon ve konfederasyonlara ilişkin diğer hususlar hakkında bu
Kanun hükümleri uygulanır.
G. Dernek gelirleri
MADDE 99.- Dernek gelirleri,
üye ödentisi, dernek faaliyetleri sonucunda veya dernek malvarlığından elde
edilen gelirler ile bağış ve yardımlardan oluşur.
MADDE 100.- Kamuya yararlı
dernekler ve özel kanunlarla kurulan dernekler hakkındaki özel hükümler
saklıdır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
A. Kuruluşu
I.Tanımı
MADDE 101.- Vakıflar, gerçek
veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca
özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır.
Bir malvarlığının bütünü veya gerçekleşmiş ya da gerçekleşeceği
anlaşılan her türlü geliri veya ekonomik değeri olan haklar vakfedilebilir.
Vakıflarda üyelik olmaz.
Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine, hukuka, ahlâka, millî birliğe ve millî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz.
II. Kuruluş şekli
MADDE 102.- Vakıf kurma
iradesi, resmî senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanır. Vakıf, yerleşim
yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanır.
Resmî senetle vakıf kurma işleminin temsilci aracılığıyla yapılması, temsil yetkisinin noterlikçe düzenlenmiş bir belgeyle verilmiş olmasına ve bu belgede vakfın amacı ile özgülenecek mal ve hakların belirlenmiş bulunmasına bağlıdır.
Mahkemeye başvurma, resmî senet düzenlenmiş ise vakfeden tarafından;
vakıf ölüme bağlı tasarrufa dayanıyorsa ilgililerin veya vasiyetnameyi açan
sulh hâkiminin bildirimi üzerine ya da
Vakıflar Genel Müdürlüğünce re'sen yapılır.
Başvurulan mahkeme, mal ve hakların korunması için gerekli önlemleri
re'sen alır.
III. Temyiz ve iptal
MADDE 103.- Mahkemenin
verdiği karar, tebliğ tarihinden başlayarak bir ay içinde, başvuran veya
Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından temyiz edilebilir.
Vakıflar Genel Müdürlüğü veya ilgililer, vakfın kurulmasını engelleyen sebeplerin varlığı hâlinde iptal davası açabilirler.
IV. Tescil ve ilân
MADDE 104.- Tesciline karar
verilen vakıf, vakfın yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil
edilir; ayrıca Vakıflar Genel Müdürlüğünde tutulan merkezî sicile kaydolunur.
Tescil kararı, başka bir mahkemece verilmiş ise, ilgili belgelerle birlikte tescil için vakfın yerleşim yeri mahkemesine gönderilir.
Yerleşim yeri mahkemesinin yapacağı bildirim üzerine Vakıflar Genel
Müdürlüğünce merkezî sicile kaydolunan vakıf Resmî Gazete ile ilân olunur.
Tescil ve ilân tüzük hükümlerine göre yapılır.
V. Mal ve hakların kazanılması
ve sorumluluk
MADDE 105.- Özgülenen
malların mülkiyeti ile haklar, tüzel kişiliğin kazanılmasıyla vakfa geçer.
Tescile karar veren mahkeme, vakfedilen taşınmazın vakıf tüzel kişiliği
adına tescil edilmesini tapu idaresine bildirir.
Ölüme bağlı tasarrufla kurulan vakfın mirasbırakanın borçlarından
sorumluluğu, özgülenen mal ve haklarla sınırlıdır.
I. İçeriği
MADDE 106.- Vakıf senedinde
vakfın adı, amacı, bu amaca özgülenen mal ve haklar, vakfın örgütlenme ve
yönetim şekli ile yerleşim yeri gösterilir.
MADDE 107.- Vakıf senedinde
vakfın amacı ile bu amaca özgülenen mal ve haklar yeterince belirlenmiş ise, diğer
noksanlıklar vakfın tüzel kişilik kazanması için yapılan başvurunun reddini
gerektirmez.
Bu tür noksanlıklar, tescil kararı verilmeden önce mahkemece
tamamlattırılabileceği gibi; kuruluştan sonra da denetim makamının başvurusu
üzerine, olanak varsa vakfedenin görüşü alınarak vakfın yerleşim yeri
mahkemesince tamamlattırılır.
Tescili istenen vakfa ölüme bağlı tasarrufla özgülenen mal ve haklar amacın gerçekleşmesine yeterli
değilse; vakfeden aksine bir irade açıklamasında bulunmuş olmadıkça bu mal ve haklar,
denetim makamının görüşü alınarak
hâkim tarafından benzer amaçlı
bir vakfa özgülenir.
C. Mirasçıların ve alacaklıların
dava hakkı
MADDE 108.- Vakfedenin
mirasçıları ile alacaklılarının, bağışlamaya ve ölüme bağlı tasarruflara ilişkin
hükümler uyarınca dava hakları saklıdır.
I. Genel olarak
MADDE 109.- Vakfın bir
yönetim organının bulunması zorunludur. Vakfeden, vakıf senedinde gerekli
gördüğü başka organları da gösterebilir.
II. Çalıştırılanlara ve
işçilere yardım vakfı
MADDE 110.- Çalıştırılanlara
ve işçilere yardım vakıflarının yöneticileri, yararlananlara, vakfın örgütü,
işleyişi ve malî durumu hakkında gerekli bilgiyi vermekle yükümlüdürler.
Vakfa ödenti veren çalıştırılanlar ve işçiler en az yapmış oldukları
ödeme oranında yönetime katılırlar ve temsilcilerini olabildiğince kendi
aralarından seçerler.
Vakfın malvarlığının çalıştırılanların ve işçilerin yapacakları ödemelerle sağlanacak bölümünün işverene karşı vakfın bir alacağından ibaret olması, ancak bu alacak için yeterli güvence sağlanmış olmasına bağlıdır.
Yararlananların, vakfın edimlerinin yerine getirilmesini dava yoluyla
isteyebilmeleri, ödenti vermiş olmalarına veya vakfı düzenleyen hükümlerin
kendilerine bu hakkı tanımış bulunmasına bağlıdır.
Çalıştırılanlara ve işçilere
yardım vakıflarında yararlananların yönetime katılmaları ve vakıftan
yararlanma koşulları ile ilgili hükümlerde yapılacak değişiklikler, vakıf
senedine göre buna yetkili organın istemi üzerine, denetim makamının yazılı
görüşü alındıktan sonra yerleşim yeri mahkemesince karara bağlanır.
E. Denetim
MADDE 111.- Vakıfların,
vakıf senedindeki hükümleri yerine getirip getirmedikleri, vakıf mallarını
amaca uygun biçimde yönetip yönetmedikleri ve vakıf gelirlerini amaca uygun
olarak harcayıp harcamadıkları Vakıflar Genel Müdürlüğünce ve üst
kuruluşlarınca denetlenir. Vakıfların üst kuruluşlarınca denetimi özel kanun
hükümlerine tabidir.
Denetimin nasıl yapılacağı, sonuçları ve bu Kanuna göre kurulmuş olsun
veya olmasın bütün vakıfların Vakıflar Genel Müdürlüğüne ödeyecekleri denetim
giderlerine katılma payı, vakfın safî gelirinin yüzde beşini geçmemek üzere
tüzükle belirlenir.
F. Yönetimin, amacın ve malların
değiştirilmesi
MADDE 112.- Haklı sebepler
varsa mahkeme, vakfın yönetim organı veya denetim makamının istemi üzerine
diğerinin yazılı görüşünü aldıktan sonra vakfın örgütünü, yönetimini ve
işleyişini değiştirebilir.
Mahkeme, denetim makamının başvurusu üzerine, tüzükte gösterilen
sebeplerle duruşma yaparak yöneticileri görevden alabilir ve vakıf senedinde
başka bir hüküm yoksa yenisini seçebilir.
II. Amacın ve malların
değiştirilmesi
MADDE 113.- Durum ve
koşullardaki değişmeler yüzünden vakıf senedinde yazılı amaca bağlı kalınması
vakfedenin arzusuna açıkça uymayacak hâle gelmiş ise mahkeme, vakfın yönetim
organı veya denetim makamının başvurusu üzerine diğerinin yazılı görüşünü
aldıktan sonra vakfın amacını değiştirebilir.
Amacın gerçekleşmesini önemli ölçüde güçleştiren veya engelleyen
koşulların ve yükümlülüklerin kaldırılmasında veya değiştirilmesinde de aynı
hüküm uygulanır.
Amaca özgülenen mal ve hakların daha yararlı olanları ile
değiştirilmesini veya paraya çevrilmesini haklı kılan sebepler varsa mahkeme,
vakfın yönetim organı veya denetim makamının başvurusu üzerine diğerinin yazılı
görüşünü aldıktan sonra gerekli değişikliğe izin verebilir.
G. Yıllık rapor
MADDE 114.- Yönetim organı
her takvim yılının ilk üç ayı içinde vakfın bir önceki yıla ait malvarlığı
durumunu ve çalışmalarını bir rapor hâlinde denetim makamına bildirir ve
durumun uygun araçlarla yayımlanmasını sağlar.
H. Faaliyetten geçici alıkoyma
MADDE 115.- İçişleri
Bakanlığı, Anayasada öngörülen hâllerde ve belirlenen usullere uygun olarak,
denetim makamının da görüşünü almak suretiyle mahkemece bir karar verilinceye
kadar vakfı geçici olarak faaliyetten alıkoyabilir ve derhâl mahkemeye
başvurur. Hâkim başvuruyu gecikmeksizin karara bağlar.
İ. Vakfın sona ermesi
MADDE 116.- Amacın
gerçekleşmesi olanaksız hâle geldiği ve değiştirilmesine de olanak bulunmadığı
takdirde, vakıf kendiliğinden sona erer ve mahkeme kararıyla sicilden silinir.
Yasak amaç güttüğü veya yasak faaliyetlerde bulunduğu sonradan
anlaşılan veya amacı sonradan yasaklanan vakfın amacının değiştirilmesine
olanak bulunmazsa; vakıf, denetim makamının ya da Cumhuriyet savcısının
başvurusu üzerine duruşma yapılarak dağıtılır.
J. Diğer hükümler
MADDE 117.- Vakıfların
malları üzerinde zilyetlik yoluyla kazanma hükümleri uygulanmaz.
Derneklerin uluslararası faaliyette bulunmalarına ve üst kuruluş
kurmalarına ilişkin hükümler kıyas yoluyla vakıflar hakkında da uygulanır.
Kamuya yararlı veya özel kanunlarla kurulan vakıflar hakkındaki özel
hükümler saklıdır.
AİLE HUKUKU
BİRİNCİ KISIM
EVLİLİK HUKUKU
BİRİNCİ BÖLÜM
EVLENME
BİRİNCİ AYIRIM
NİŞANLILIK
A. Nişanlanma
MADDE 118.- Nişanlanma,
evlenme vaadiyle olur.
Nişanlanma, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça küçüğü veya
kısıtlıyı bağlamaz.
B. Nişanlılığın hükümleri
I. Dava hakkının bulunmaması
MADDE 119.- Nişanlılık,
evlenmeye zorlamak için dava hakkı vermez.
Evlenmeden kaçınma hâli için öngörülen cayma tazminatı veya ceza şartı
dava edilemez; ancak yapılan ödemeler de geri istenemez.
1. Maddî tazminat
MADDE 120.- Nişanlılardan
biri haklı bir sebep olmaksızın nişanı bozduğu veya nişan taraflardan birine
yükletilebilen bir sebeple bozulduğu takdirde; kusuru olan taraf, diğerine
dürüstlük kuralları çerçevesinde ve evlenme amacıyla yaptığı harcamalar ve
katlandığı maddî fedakârlıklar karşılığında uygun bir tazminat vermekle
yükümlüdür. Aynı kural nişan giderleri hakkında da uygulanır.
Tazminat istemeye hakkı olan tarafın ana ve babası veya onlar gibi
davranan kimseler de, aynı koşullar altında yaptıkları harcamalar için uygun
bir tazminat isteyebilirler.
2. Manevî tazminat
MADDE 121.- Nişanın
bozulması yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer
taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.
III. Hediyelerin geri verilmesi
MADDE 122.- Nişanlılık
evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana
ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer nişanlıya vermiş oldukları
alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir.
Hediye aynen veya mislen geri verilemiyorsa, sebepsiz zenginleşme
hükümleri uygulanır.
MADDE 123.- Nişanlılığın
sona ermesinden doğan dava hakları, sona ermenin üzerinden bir yıl geçmekle
zamanaşımına uğrar.
İKİNCİ AYIRIM
EVLENME EHLİYETİ VE ENGELLERİ
I. Yaş
MADDE 124.- Erkek veya kadın
onyedi yaşını doldurmadıkça evlenemez.
Ancak, hâkim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple onaltı
yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak
bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir.
MADDE 125.- Ayırt etme
gücüne sahip olmayanlar evlenemez.
III. Yasal temsilcinin izni
1. Küçükler hakkında
MADDE 126.- Küçük, yasal
temsilcisinin izni olmadıkça evlenemez.
2. Kısıtlılar hakkında
MADDE 127.- Kısıtlı, yasal
temsilcisinin izni olmadıkça evlenemez.
3. Mahkemeye başvurma
MADDE 128.- Hâkim, haklı
sebep olmaksızın evlenmeye izin vermeyen yasal temsilciyi dinledikten sonra, bu
konuda başvuran küçük veya kısıtlının evlenmesine izin verebilir.
I. Hısımlık
MADDE 129.- Aşağıdaki
kimseler arasında evlenme yasaktır:
1. Üstsoy ile altsoy arasında; kardeşler arasında; amca, dayı, hala ve
teyze ile yeğenleri arasında,
2. Kayın hısımlığı meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş olsa bile,
eşlerden biri ile diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasında,
3. Evlât edinen ile evlâtlığın veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu
ve eşi arasında.
1. Sona erdiğinin ispatı
a. Genel olarak
MADDE 130.- Yeniden evlenmek
isteyen kimse, önceki evliliğinin sona ermiş olduğunu ispat etmek zorundadır.
b. Gaiplik durumunda
MADDE 131.- Gaipliğine karar
verilen kişinin eşi, mahkemece evliliğin feshine karar verilmedikçe yeniden
evlenemez.
Kaybolanın eşi evliliğin feshini, gaiplik başvurusuyla birlikte veya ayrıca açacağı bir dava ile isteyebilir.
Ayrı bir dava ile evliliğin feshi, davacının yerleşim yeri
mahkemesinden istenir.
2. Kadın için bekleme süresi
MADDE 132.- Evlilik sona
ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün geçmedikçe
evlenemez.
Doğurmakla süre biter.
Kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının anlaşılması veya evliliği sona
eren eşlerin yeniden birbiriyle evlenmek istemeleri hâllerinde mahkeme bu
süreyi kaldırır.
III. Akıl hastalığı
MADDE 133.- Akıl hastaları,
evlenmelerinde tıbbî sakınca bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla
anlaşılmadıkça evlenemezler.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
EVLENME BAŞVURUSU VE TÖRENİ
I. Başvuru makamı
MADDE 134.- Birbiriyle
evlenecek erkek ve kadın, içlerinden birinin oturduğu yer evlendirme
memurluğuna birlikte başvururlar.
Evlendirme memuru, belediye bulunan yerlerde belediye başkanı veya bu işle
görevlendireceği memur, köylerde muhtardır.
II. Şekli
MADDE 135.- Başvuru,
evlenecekler tarafından yazılı veya sözlü olarak yapılır.
III. Belgeler
MADDE 136.- Erkek ve
kadından her biri, nüfus cüzdanı ve nüfus kayıt örneğini, önceki evliliği sona
ermiş ise buna ilişkin belgeyi, küçük veya kısıtlı ise ayrıca yasal
temsilcisinin imzası onaylanmış yazılı izin belgesini ve evlenmeye engel
hastalığının bulunmadığını gösteren sağlık raporunu evlendirme memurluğuna
vermek zorundadır.
IV. Başvurunun incelenmesi ve
reddi
MADDE 137.- Evlendirme
memuru, evlenme başvurusunu ve buna eklenmesi gereken belgeleri inceler.
Başvuruda bir noksanlık görürse bunu tamamlar veya tamamlattırır.
Başvurunun usulüne uygun olarak yapılmadığı veya evleneceklerden birinin evlenmeye ehil olmadığı ya da evlenmeye yasal bir engel bulunduğu anlaşılırsa, evlenme başvurusu reddolunur ve durum evleneceklere yazıyla hemen bildirilir.
V. Redde itiraz ve yargılama
usulü
MADDE 138.- Evleneceklerden
her biri evlendirme memurunun ret kararına karşı mahkemeye başvurabilir.
İtiraz, evrak üzerinde incelenip kesin karara bağlanır.
Ancak, mutlak butlan sebeplerinden birinin bulunduğuna ilişkin ret
kararlarına karşı açılan davalar, basit yargılama usulüyle ve Cumhuriyet savcısının
hazır bulunmasıyla görülür.
B. Evlenme töreni ve tescil
I. Koşulları
1. Evlenme izni
MADDE 139.- Evlendirme
memuru, evlenme koşullarının varlığını tespit ederse veya ret kararı mahkemece
kaldırılırsa, evleneceklere evlenme gün ve saatini bildirir veya isterlerse
evlenme izni belgesini verir.
Evlenme izni belgesi, verildiği tarihten başlayarak altı ay içinde
evleneceklere herhangi bir evlendirme memuru önünde evlenebilme hakkı sağlar.
2. Evlenmenin yapılamaması
MADDE 140.- Evlenme
koşullarının bulunmadığının anlaşılması veya belgelerin verilmesinden
başlayarak altı ayın geçmesi hâlinde, evlendirme memuru evlenme törenini
yapamaz.
1. Tören yeri
MADDE 141.- Evlenme töreni,
evlendirme dairesinde evlendirme memurunun ve ayırt etme gücüne sahip ergin iki
tanığın önünde açık olarak yapılır. Ancak, tören evleneceklerin istemi üzerine
evlendirme memurunun uygun bulacağı diğer yerlerde de yapılabilir.
2. Törenin şekli
MADDE 142.- Evlendirme memuru, evleneceklerden her birine
birbiriyle evlenmek isteyip istemediklerini sorar. Evlenme, tarafların olumlu
sözlü cevaplarını verdikleri anda oluşur. Memur, evlenmenin tarafların
karşılıklı rızası ile kanuna uygun olarak yapılmış olduğunu açıklar.
3. Aile cüzdanı ve dinî tören
MADDE 143.- Evlenme töreni
biter bitmez evlendirme memuru eşlere bir aile cüzdanı verir.
Aile cüzdanı gösterilmeden evlenmenin dinî töreni yapılamaz.
Evlenmenin geçerli olması dinî törenin yapılmasına bağlı değildir.
C. Yönetmelik
MADDE 144.- Evlenme işlemi,
evlenme kütüğü, evlenmeye ilişkin yazışma ve evlenme ile ilgili diğer konular
yönetmelikle düzenlenir.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
BATIL OLAN EVLENMELER
A. Mutlak butlan
I. Sebepleri
MADDE 145.- Aşağıdaki hâllerde evlenme mutlak butlanla
batıldır:
1. Eşlerden birinin evlenme sırasında
evli bulunması,
2. Eşlerden birinin evlenme
sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması,
3. Eşlerden birinde evlenmeye
engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması,
4. Eşler arasında evlenmeye
engel olacak derecede hısımlığın bulunması.
II. Dava açma görevi ve hakkı
MADDE 146.- Mutlak butlan
davası, Cumhuriyet savcısı tarafından re'sen açılır.
Bu dava, ilgisi olan herkes tarafından da açılabilir.
III. Dava hakkının sınırlanması
veya kalkması
MADDE 147.- Sona ermiş bir evliliğin
mutlak butlanı Cumhuriyet savcısı tarafından re'sen dava edilemez; fakat her
ilgili, mutlak butlanın karar altına alınmasını isteyebilir.
Ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını yalnız ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş açabilir.
Evliyken yeniden evlenen bir kimsenin önceki evliliği mutlak butlan
kararı verilmeden önce sona ermişse ve ikinci evlenmede diğer eş iyiniyetli
ise, bu evlenmenin butlanına karar verilemez.
B. Nisbî butlan
I. Eşlerin dava hakkı
1. Ayırt etme gücünden geçici
yoksunluk
MADDE 148.- Evlenme
sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olan eş, evlenmenin
iptalini dava edebilir.
2. Yanılma
MADDE 149.- Aşağıdaki
durumlarda eşlerden biri evlenmenin iptalini dava edebilir:
1. Evlenmeyi hiç istemediği veya evlendiği kişiyle evlenmeyi
düşünmediği hâlde yanılarak bu evlenmeye razı olmuşsa,
2. Eşinde bulunmaması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez
bir duruma sokacak derecede önemli bir nitelikte yanılarak evlenmişse.
3. Aldatma
MADDE 150.- Aşağıdaki
durumlarda eşlerden biri evlenmenin iptalini dava edebilir:
1. Eşinin namus ve onuru hakkında doğrudan doğruya onun tarafından veya
onun bilgisi altında bir başkası tarafından aldatılarak evlenmeye razı olmuşsa,
2. Davacının veya altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir
hastalık kendisinden gizlenmişse.
4. Korkutma
MADDE 151.- Kendisinin veya
yakınlarından birinin hayatı, sağlığı veya namus ve onuruna yönelik pek yakın
ve ağır bir tehlike ile korkutularak evlenmeye razı edilmiş eş, evlenmenin
iptalini dava edebilir.
5. Hak düşürücü süre
MADDE 152.- İptal davası
açma hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan
kalktığı tarihten başlayarak altı ay ve her hâlde evlenmenin üzerinden beş yıl
geçmekle düşer.
II. Yasal temsilcinin dava hakkı
MADDE 153.- Küçük veya
kısıtlı, yasal temsilcisinin izni olmadan evlenirse, izni alınmayan yasal
temsilci evlenmenin iptalini dava edebilir.
Bu suretle evlenen kimse sonradan onsekiz yaşını doldurmak suretiyle ergin olur, kısıtlı olmaktan çıkar veya karı gebe kalırsa evlenmenin iptaline karar verilemez.
C. Butlanı gerektirmeyen
sebepler
I. Bekleme süresine uymama
MADDE 154.- Kadının bekleme
süresi bitmeden evlenmesi, evlenmenin butlanını gerektirmez.
II. Şekil kurallarına uymama
MADDE 155.- Evlendirmeye
yetkili memur önünde yapılmış olan bir evliliğin kanunun diğer şekil kurallarına
uyulmaması sebebiyle butlanına karar verilemez.
D. Butlan kararı
I. Genel olarak
MADDE 156.- Batıl bir
evlilik ancak hâkimin kararıyla sona erer. Mutlak butlan hâlinde
bile evlenme, hâkimin kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını
doğurur.
II. Sonuçları
1. Çocuklar yönünden
MADDE 157.- Mahkemece
butlanına karar verilen bir evlilikten doğan çocuklar, ana ve baba iyiniyetli
olmasalar bile evlilik içinde doğmuş sayılırlar.
Çocuklar ile ana ve baba arasındaki ilişkilere boşanmaya ilişkin
hükümler uygulanır.
2. Eşler yönünden
MADDE 158.- Evlenmenin
butlanına karar verilirse, evlenirken iyiniyetli bulunan eş bu evlenme ile
kazanmış olduğu kişisel durumunu korur.
Eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı
hakkında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.
E. Mirasçıların dava hakkı
MADDE 159.- Evlenmenin
butlanını dava etme hakkı mirasçılara geçmez. Ancak, mirasçılar açılmış olan
davayı sürdürebilirler. Dava sonucunda
evlenme sırasında iyiniyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş, yasal
mirasçı olamayacağı gibi, daha önce yapılmış olan ölüme bağlı
tasarruflarla kendisine sağlanan
hakları da kaybeder.
F. Yetki ve yargılama usulü
MADDE 160.- Evlenmenin
butlanı davasında, yetki ve yargılama usulü bakımından boşanmaya ilişkin
hükümler uygulanır.
İKİNCİ BÖLÜM
A. Boşanma sebepleri
I. Zina
MADDE 161.- Eşlerden biri
zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.
Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay
ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.
Affeden tarafın dava hakkı yoktur.
II. Hayata kast, pek kötü veya
onur kırıcı davranış
MADDE 162.- Eşlerden her
biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü
davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması
sebebiyle boşanma davası açabilir.
Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı
ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.
Affeden tarafın dava hakkı yoktur.
III. Suç işleme ve haysiyetsiz
hayat sürme
MADDE 163.- Eşlerden biri
küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden
ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman
boşanma davası açabilir.
IV. Terk
MADDE 164.- Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan
yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı
bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş
ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim tarafından yapılan ihtar
sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş,
boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı
bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş
sayılır.
Davaya hakkı olan eşin istemi
üzerine hâkim, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde
ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında
uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma
davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde
bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.
V. Akıl hastalığı
MADDE 165.- Eşlerden biri
akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse,
hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit
edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.
VI. Evlilik birliğinin
sarsılması
MADDE 166.- Evlilik birliği,
ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden
sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise,
davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın
kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve
çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar
verilebilir.
Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.
Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine
karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi
hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik
birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya
karar verilir.
B. Dava
MADDE 167.- Boşanma davası
açmaya hakkı olan eş, dilerse boşanma, dilerse ayrılık isteyebilir.
II. Yetki
MADDE 168.- Boşanma veya
ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya
davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.
III. Geçici önlemler
MADDE 169.- Boşanma veya
ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle
eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların
bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır.
C. Karar
I. Boşanma veya ayrılık
MADDE 170.- Boşanma sebebi
ispatlanmış olursa, hâkim boşanmaya veya ayrılığa karar verir.
Dava yalnız ayrılığa ilişkinse, boşanmaya karar verilemez.
Dava boşanmaya ilişkinse, ancak ortak hayatın yeniden kurulması
olasılığı bulunduğu takdirde ayrılığa karar verilebilir.
II. Ayrılık süresi
MADDE 171.- Ayrılığa bir
yıldan üç yıla kadar bir süre için karar verilebilir. Bu süre ayrılık kararının
kesinleşmesiyle işlemeye başlar.
MADDE 172.- Süre bitince
ayrılık durumu kendiliğinden sona erer.
Ortak hayat yeniden kurulmamışsa, eşlerden her biri boşanma davası
açabilir.
Boşanmanın sonuçları düzenlenirken ilk davada ispatlanmış olan olaylar
ve ayrılık süresinde ortaya çıkan durumlar göz önünde tutulur.
IV. Boşanan kadının kişisel
durumu
MADDE 173.- Boşanma hâlinde
kadın, evlenme ile kazandığı kişisel durumunu korur; ancak, evlenmeden önceki
soyadını yeniden alır. Eğer kadın
evlenmeden önce dul idiyse hâkimden bekârlık soyadını taşımasına izin
verilmesini isteyebilir.
Kadının, boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve
bunun kocaya bir zarar vermeyeceği ispatlanırsa, istemi üzerine hâkim,
kocasının soyadını taşımasına izin verir.
Koca, koşulların değişmesi hâlinde bu iznin kaldırılmasını isteyebilir.
1. Maddî ve manevî tazminat
MADDE 174.- Mevcut veya
beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu
taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir.
Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan
taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir
para ödenmesini isteyebilir.
2. Yoksulluk nafakası
MADDE 175.- Boşanma yüzünden
yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer
taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.
Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.
3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi
MADDE 176.- Maddî tazminat
ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde
ödenmesine karar verilebilir.
Manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez.
İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka,
alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde
kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi
yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi
hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır.
Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği
hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.
Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî
tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik
durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.
4. Yetki
MADDE 177.- Boşanmadan sonra
açılacak nafaka davalarında, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi
yetkilidir.
5. Zamanaşımı
MADDE 178.- Evliliğin
boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün
kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
1. Boşanma hâlinde
MADDE 179.- Mal rejiminin
tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır.
2. Ayrılık hâlinde
MADDE 180.- Ayrılığa karar
verilirse mahkeme, ayrılığın süresine ve eşlerin durumlarına göre aralarında
sözleşmeyle kabul edilmiş olan mal rejiminin kaldırılmasına karar verebilir.
MADDE 181.- Boşanan eşler, bu
sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ve boşanmadan önce yapılmış
olan ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları, aksi tasarruftan
anlaşılmadıkça, kaybederler.
Boşanma davası devam ederken, ölen davacının mirasçılarından birisinin
davaya devam etmesi ve davalının kusurunun
ispatlanması hâlinde de yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.
VIII. Çocuklar bakımından ana ve
babanın hakları
1. Hâkimin takdir yetkisi
MADDE 182.- Mahkeme boşanma
veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve
çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan
sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini
düzenler.
Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.
Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu
giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne
miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.
2. Durumun değişmesi
MADDE 183.- Ana veya babanın
başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların
zorunlu kılması hâlinde hâkim, re'sen veya ana ve babadan birinin istemi
üzerine gerekli önlemleri alır.
MADDE 184.- Boşanmada
yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanununa tâbidir:
1. Hâkim, boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına
vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmış sayamaz.
2. Hâkim, bu olgular hakkında gerek re'sen, gerek istem üzerine
taraflara yemin öneremez.
3. Tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hâkimi bağlamaz.
4. Hâkim, kanıtları serbestçe takdir eder.
5. Boşanma veya ayrılığın fer'î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar,
hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli
olmaz.
6. Hâkim, taraflardan birinin istemi üzerine duruşmanın gizli
yapılmasına karar verebilir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
EVLİLİĞİN GENEL HÜKÜMLERİ
A. Haklar ve yükümlülükler
I. Genel olarak
MADDE 185.- Evlenmeyle eşler
arasında evlilik birliği kurulmuş olur.
Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların
bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler.
Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.
II. Konutun seçimi, birliğin
yönetimi ve giderlere katılma
MADDE 186.- Eşler
oturacakları konutu birlikte seçerler.
Birliği eşler beraberce yönetirler.
Eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile
katılırlar.
III. Kadının soyadı
MADDE 187.- Kadın,
evlenmekle kocasının soyadını alır; ancak evlendirme memuruna veya daha sonra
nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki
soyadını da kullanabilir. Daha önce iki soyadı kullanan kadın, bu haktan sadece
bir soyadı için yararlanabilir.
B. Birliğin temsili
I. Eşlerin temsil yetkisi
MADDE 188.- Eşlerden her
biri, ortak yaşamın devamı süresince ailenin sürekli ihtiyaçları için evlilik
birliğini temsil eder.
Ailenin diğer ihtiyaçları için eşlerden biri, birliği ancak aşağıdaki
hâllerde temsil edebilir:
1. Diğer eş veya haklı sebeplerle
hâkim tarafından yetkili
kılınmışsa,
2. Birliğin yararı bakımından gecikmede sakınca bulunur ve diğer eşin
hastalığı, başka bir yerde olması veya benzeri sebeplerle rızası alınamazsa.
MADDE 189.- Birliği temsil
yetkisinin kullanıldığı hâllerde, eşler üçüncü kişilere karşı müteselsilen
sorumlu olurlar.
Eşlerden her biri, birliği temsil yetkisi bulunmaksızın yaptığı
işlemlerden kişisel olarak sorumludur. Ancak, temsil yetkisinin üçüncü
kişilerce anlaşılamayacak şekilde aşılması hâlinde eşler müteselsilen
sorumludurlar.
III. Temsil yetkisinin
kaldırılması veya sınırlanması
MADDE 190.- Eşlerden biri
birliği temsil yetkisini aşar veya bu yetkiyi kullanmada yetersiz kalırsa
hâkim, diğer eşin istemi üzerine temsil yetkisini kaldırabilir veya
sınırlayabilir. İstemde bulunan eş, temsil yetkisinin kaldırıldığını veya sınırlandığını, üçüncü kişilere sadece
kişisel duyuru yoluyla bildirebilir.
Temsil yetkisinin kaldırılmasının veya sınırlanmasının iyiniyetli
üçüncü kişilere karşı sonuç doğurması, durumun hâkimin kararıyla ilân
edilmesine bağlıdır.
MADDE 191.- Temsil
yetkisinin kaldırılmasına veya sınırlanmasına ilişkin karar, koşullar
değiştiğinde eşlerden birinin istemi üzerine
hâkim tarafından
değiştirilebilir.
İlk karar ilân edilmiş ise, değişikliğe ilişkin karar da ilân olunur.
C. Eşlerin meslek ve işi
MADDE 192.- Eşlerden her
biri, meslek veya iş seçiminde diğerinin iznini almak zorunda değildir. Ancak,
meslek ve iş seçiminde ve bunların yürütülmesinde evlilik birliğinin huzur ve
yararı göz önünde tutulur.
I. Genel olarak
MADDE 193.- Kanunda aksine
hüküm bulunmadıkça, eşlerden her biri diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü
hukukî işlemi yapabilir.
MADDE 194.- Eşlerden biri,
diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu
devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.
Rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebep olmadan kendisine rıza
verilmeyen eş, hâkimin müdahalesini
isteyebilir.
Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu
kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini isteyebilir.
Aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin
tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı hâline
gelir ve bildirimde bulunan eş diğeri ile müteselsilen sorumlu olur.
I. Genel olarak
MADDE 195.- Evlilik
birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine
ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi hâlinde, eşler ayrı ayrı veya
birlikte hâkimin müdahalesini isteyebilirler.
Hâkim, eşleri yükümlülükleri konusunda uyarır; onları uzlaştırmaya
çalışır ve eşlerin ortak rızası ile uzman kişilerin yardımını isteyebilir.
Hâkim, gerektiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine kanunda
öngörülen önlemleri alır.
II. Eşler birlikte yaşarken
MADDE 196.- Eşlerden birinin
istemi üzerine hâkim, ailenin geçimi için her birinin yapacağı parasal katkıyı
belirler.
Eşin ev işlerini görmesi, çocuklara bakması, diğer eşin işinde
karşılıksız çalışması, katkı miktarının belirlenmesinde dikkate alınır.
Bu katkılar, geçmiş bir yıl ve gelecek yıllar için istenebilir.
III. Birlikte yaşamaya ara
verilmesi
MADDE 197.- Eşlerden biri,
ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddî
biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir.
Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır.
Eşlerden biri, haklı bir sebep olmaksızın diğerinin birlikte yaşamaktan
kaçınması veya ortak hayatın başka bir sebeple olanaksız hâle gelmesi üzerine
de yukarıdaki istemlerde bulunabilir.
Eşlerin ergin olmayan çocukları varsa hâkim, ana ve baba ile çocuklar
arasındaki ilişkileri düzenleyen hükümlere göre gereken önlemleri alır.
IV. Borçlulara ait önlemler
MADDE 198.- Eşlerden biri,
birliğin giderlerine katılma yükümlülüğünü yerine getirmezse, hâkim onun
borçlularına, ödemeyi tamamen veya kısmen diğer eşe yapmalarını emredebilir.
V. Tasarruf yetkisinin
sınırlanması
MADDE 199.- Ailenin ekonomik
varlığının korunması veya evlilik birliğinden doğan malî bir yükümlülüğün
yerine getirilmesi gerektirdiği ölçüde, eşlerden birinin istemi üzerine hâkim,
belirleyeceği malvarlığı değerleriyle ilgili tasarrufların ancak onun rızasıyla
yapılabileceğine karar verebilir.
Hâkim bu durumda gerekli önlemleri alır.
Hâkim, eşlerden birinin taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisini
kaldırırsa, re'sen durumun tapu kütüğüne şerhedilmesine karar verir.
VI. Durumun değişmesi
MADDE 200.- Koşullar
değiştiğinde hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine kararında gerekli
değişikliği yapar veya sebebi sona ermişse alınan önlemi kaldırır.
VII. Yetki
MADDE 201.- Evlilik birliğinin korunmasına yönelik önlemler
konusunda yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesidir.
Eşlerin yerleşim yerleri farklı ve her ikisi de önlem alınması
isteminde bulunmuş ise, yetkili mahkeme ilk istemde bulunanın yerleşim yeri
mahkemesidir.
Önlemlerin değiştirilmesi, tamamlanması veya kaldırılması konusunda
yetkili mahkeme, önlem kararını veren mahkemedir. Ancak, her iki eşin de
yerleşim yeri değişmişse, yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yeni
yerleşim yeri mahkemesidir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
EŞLER ARASINDAKİ MAL REJİMİ
BİRİNCİ AYIRIM
GENEL HÜKÜMLER
A. Yasal mal rejimi
MADDE 202.- Eşler arasında
edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır.
Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden
birini kabul edebilirler.
B. Mal rejimi sözleşmesi
I. Sözleşmenin içeriği
MADDE 203.- Mal rejimi sözleşmesi,
evlenmeden önce veya sonra yapılabilir. Taraflar, istedikleri mal rejimini
ancak kanunda yazılı sınırlar içinde seçebilir, kaldırabilir veya
değiştirebilirler.
MADDE 204.- Mal rejimi
sözleşmesi, ancak ayırt etme gücüne sahip olanlar tarafından yapılabilir.
Küçükler ile kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızasını almak
zorundadırlar.
III. Sözleşmenin şekli
MADDE 205.- Mal rejimi
sözleşmesi, noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılır. Ancak, taraflar
evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak da
bildirebilirler.
Mal rejimi sözleşmesinin taraflarca ve gerektiğinde yasal temsilcilerince imzalanması zorunludur.
C. Olağanüstü mal rejimi
I. Eşlerden birinin istemi ile
1. Karar
MADDE 206.- Haklı bir sebep
varsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine, mevcut mal rejiminin mal
ayrılığına dönüşmesine karar verebilir.
Özellikle aşağıdaki hâllerde haklı bir sebebin varlığı kabul edilir:
1. Diğer eşe ait malvarlığının borca batık veya ortaklıktaki payının
haczedilmiş olması,
2. Diğer eşin, istemde bulunanın veya ortaklığın menfaatlerini
tehlikeye düşürmüş olması,
3. Diğer eşin, ortaklığın malları üzerinde bir tasarruf işleminin
yapılması için gereken rızasını haklı bir sebep olmadan esirgemesi,
4. Diğer eşin, istemde bulunan eşe malvarlığı, geliri, borçları veya
ortaklık malları hakkında bilgi vermekten kaçınması,
5. Diğer eşin sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olması.
Eşlerden biri ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun ise, onun yasal
temsilcisi de bu sebebe dayanarak mal ayrılığına karar verilmesini isteyebilir.
2. Yetki
MADDE 207.- Yetkili mahkeme
eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesidir.
3. Mal ayrılığına geçişten dönme
MADDE 208.- Eşler, her zaman
yeni bir mal rejimi sözleşmesiyle önceki veya başka bir mal rejimini kabul
edebilirler.
Mal ayrılığına geçişi gerektiren sebebin ortadan kalkması hâlinde
hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine eski mal rejimine dönülmesine karar
verebilir.
1. İflâsta
MADDE 209.- Mal ortaklığını
kabul etmiş olan eşlerden birinin iflâsına karar verildiği takdirde, ortaklık
kendiliğinden mal ayrılığına dönüşür.
2. Hacizde
MADDE 210.- Mal ortaklığını
kabul etmiş eşlerden birine karşı icra takibinde bulunan alacaklı, haczin
uygulanmasında zarara uğrarsa, hâkimden mal ayrılığına karar verilmesini
isteyebilir.
Alacaklının istemi her iki eşe yöneltilir.
Yetkili mahkeme, borçlunun yerleşim yeri mahkemesidir.
3. Eski rejime dönme
MADDE 211.- Alacaklı tatmin edildiği
takdirde eşlerden birinin istemi üzerine hâkim, mal ortaklığının yeniden
kurulmasına karar verebilir.
Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle edinilmiş mallara katılma rejimini
kabul edebilirler.
III. Önceki rejimin tasfiyesi
MADDE 212.- Mal ayrılığına
geçildiği takdirde, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşler arasında önceki
mal rejiminin tasfiyesi, bu rejime ilişkin hükümlere göre yapılır.
D. Alacaklıların korunması
MADDE 213.- Mal rejiminin
kurulması, değiştirilmesi veya önceki rejimin tasfiyesi, eşlerden birinin veya
ortaklığın alacaklılarının, üzerinden haklarını alabilecekleri malları
sorumluluk dışında bırakamaz.
Kendisine böyle mallar geçmiş olan eş, borçlardan kişisel olarak
sorumludur; ancak, söz konusu malların borcu ödemeye yetmediğini ispat ettiği
takdirde, bu ölçüde kendisini sorumluluktan kurtarabilir.
E. Mal rejiminin tasfiyesi
davalarında yetki
MADDE 214.- Eşler veya
mirasçılar arasında bir mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda, aşağıdaki
mahkemeler yetkilidir:
1. Mal rejiminin ölümle sona ermesi durumunda ölenin son yerleşim yeri
mahkemesi,
2. Boşanmaya, evliliğin iptaline veya hâkim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda, bu davalarda yetkili olan mahkeme,
3. Diğer durumlarda davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi.
F. Bir eşin mallarının diğeri
tarafından yönetimi
MADDE 215.- Eşlerden birinin
açık veya örtülü olarak mallarının yönetimini diğer eşe bırakması hâlinde, aksi
kararlaştırılmış olmadıkça vekâlet
hükümleri uygulanır.
G. Envanter
MADDE 216.- Eşlerden her biri,
diğerinden her zaman mallarının envanterinin resmî senetle yapılmasını
isteyebilir.
Bu envanter, malların getirilmesinden başlayarak bir yıl içinde
yapılmışsa, aksi ispatlanmış olmadıkça bu envanterin doğru olduğu kabul edilir.
MADDE 217.- Mal rejimi,
eşler arasındaki borçların muaccel olmasını önlemez. Bununla beraber bir borcun
yerine getirilmesi, borçlu eşi evlilik birliğini tehlikeye düşürecek derecede
önemli güçlüklere sokacaksa, bu eş ödeme için süre isteyebilir. Durum ve
koşullar gerektiriyorsa, hâkim istemde bulunan eşi güvence göstermekle yükümlü
tutar.
EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA
A. Mülkiyet
MADDE 218.- Edinilmiş
mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel
mallarını kapsar.
II. Edinilmiş mallar
MADDE 219.- Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin
devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir.
Bir eşin edinilmiş malları
özellikle şunlardır:
1. Çalışmasının karşılığı olan
edinimler,
2. Sosyal güvenlik veya sosyal
yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık
ve benzerlerinin yaptığı ödemeler,
3. Çalışma gücünün kaybı
nedeniyle ödenen tazminatlar,
4. Kişisel mallarının gelirleri,
5. Edinilmiş malların yerine
geçen değerler.
III. Kişisel mallar
1. Kanuna göre
MADDE 220.- Aşağıda
sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:
1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,
2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir
eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma
yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,
3. Manevî tazminat alacakları,
4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.
2. Sözleşmeye göre
MADDE 221.- Eşler, mal
rejimi sözleşmesiyle, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle
doğan edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı değerlerinin kişisel
mal sayılacağını kabul edebilirler.
Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş
mallara dahil olmayacağını da kararlaştırabilirler.
MADDE 222.- Belirli bir
malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle
yükümlüdür.
Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı
mülkiyetinde sayılır.
Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul
edilir.
B. Yönetim, yararlanma ve
tasarruf
MADDE 223.- Her eş, yasal
sınırlar içerisinde kişisel malları ile edinilmiş mallarını yönetme, bunlardan
yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir.
Aksine anlaşma olmadıkça, eşlerden biri diğerinin rızası olmadan paylı mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde tasarrufta bulunamaz.
C. Üçüncü kişilere karşı
sorumluluk
MADDE 224.- Eşlerden her
biri kendi borçlarından bütün malvarlığıyla sorumludur.
D. Mal rejiminin sona ermesi ve
tasfiye
MADDE 225.- Mal rejimi,
eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer.
Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine
veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava
tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.
II. Malların geri alınması ve
borçlar
1. Genel olarak
MADDE 226.- Her eş, diğer
eşte bulunan mallarını geri alır.
Tasfiye sırasında, paylı mülkiyete konu bir mal varsa, eşlerden biri
kanunda öngörülen diğer olanaklardan yararlanabileceği gibi, daha üstün bir
yararı olduğunu ispat etmek ve diğerinin payını ödemek suretiyle o malın
bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir.
Eşler karşılıklı borçları ile ilgili düzenleme yapabilirler.
2. Değer artış payı
MADDE 227.- Eşlerden biri
diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya
da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda
ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur ve bu
alacak o malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır; bir değer kaybı
söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri esas alınır.
Böyle bir malın daha önce elden çıkarılmış olması hâlinde hâkim, diğer
eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler.
Eşler, yazılı bir anlaşmayla değer artışından pay almaktan
vazgeçebilecekleri gibi, pay oranını da değiştirebilirler.
III. Eşlerin paylarının hesaplanması
1. Kişisel malların ve edinilmiş malların ayrılması
MADDE 228.- Eşlerin kişisel
malları ile edinilmiş malları, mal rejiminin sona ermesi anındaki durumlarına
göre ayrılır.
Eşlerden birine sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarınca yapılmış olan toptan ödemeler veya iş gücünün kaybı dolayısıyla ödenmiş olan tazminat, toptan ödeme veya tazminat yerine ilgili sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumunca uygulanan usule göre ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihte bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değeri ne olacak idiyse, tasfiyede o miktarda kişisel mal olarak hesaba katılır.
2. Eklenecek değerler
MADDE 229.- Aşağıda
sayılanlar, edinilmiş mallara değer olarak eklenir:
1. Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde
diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız
kazandırmalar,
2. Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını
azaltmak kastıyla yaptığı devirler.
Bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme
kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya
devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.
3. Kişisel mallar ile edinilmiş mallar arasında denkleştirme
MADDE 230.- Bir eşin kişisel
mallara ilişkin borçları edinilmiş mallardan veya edinilmiş mallara ilişkin
borçları kişisel mallarından ödenmiş ise, tasfiye sırasında denkleştirme
istenebilir.
Her borç, ilişkin bulunduğu mal kesimini yükümlülük altına sokar. Hangi
kesime ait olduğu anlaşılamayan borç, edinilmiş mallara ilişkin sayılır.
Bir mal kesiminden diğer kesimdeki malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına katkıda bulunulmuşsa, değer artması veya azalması durumunda denkleştirme, katkı oranına ve malın tasfiye zamanındaki değerine veya mal daha önce elden çıkarılmışsa hakkaniyete göre yapılır.
4. Artık değer
MADDE 231.- Artık değer,
eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere her
eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar
çıkarıldıktan sonra kalan miktardır.
Değer eksilmesi göz önüne alınmaz.
IV. Değerin belirlenmesi
1. Sürüm değeri
MADDE 232.- Mal rejiminin
tasfiyesinde malların sürüm değerleri esas alınır.
2. Gelir değeri
a. Genel olarak
MADDE 233.- Bir eşin malik
olarak bizzat işletmeye devam ettiği veya sağ kalan eş ya da altsoyundan
birinin kendisine bir bütün olarak özgülenmesini istemeye haklı olduğu bir
tarımsal işletme için değer artışından alacağı pay ve katılma alacağı, bunların
gelir değeri göz önünde tutularak hesaplanır.
Tarımsal işletmenin maliki veya mirasçıları, diğer eşe karşı ileri
sürebilecekleri değer artışı payının veya katılma alacağının, işletmenin
sadece sürüm değeri üzerinden hesaplanmasını
isteyebilir.
Değerlendirmeye ve işletmenin kazancından mirasçılara pay ödenmesine
ilişkin miras hukuku hükümleri kıyas yoluyla
uygulanır.
b. Özel hâller
MADDE 234.- Özel hâller
gerektirdiği takdirde hesaplanan değer, uygun bir miktarda artırılabilir.
Özellikle sağ kalan eşin geçim koşulları, tarımsal işletmenin alım
değeri, ayrıca tarımsal işletme kendisine ait olan eşin yaptığı yatırımlar veya
malî durumu özel hâllerden sayılır.
3. Değerlendirme anı
MADDE 235.- Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş
mallar, tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılırlar.
Edinilmiş mallara hesapta eklenecek olanların değeri, malın
devredildiği tarih esas alınarak hesaplanır.
V. Artık değere katılma
1. Kanuna göre
MADDE 236.- Her eş veya
mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar.
Alacaklar takas edilir.
Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin
artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına
karar verebilir.
2. Sözleşmeye göre
a. Genel olarak
MADDE 237.- Artık değere
katılmada mal rejimi sözleşmesiyle başka bir esas kabul edilebilir.
Bu tür anlaşmalar, eşlerin ortak olmayan çocuklarının ve onların
altsoylarının saklı paylarını zedeleyemez.
b. İptal, boşanma veya mahkeme kararıyla mal ayrılığında
MADDE 238.- Mahkemece
evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına
geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, kanundaki artık değere katılmaya
ilişkin düzenlemeden farklı anlaşmalar, ancak mal rejimi sözleşmesinde bunun
açıkça öngörülmüş olması hâlinde geçerlidir.
VI. Katılma alacağının ve değer artış payının ödenmesi
1. Ödeme ve ertelenmesi
MADDE 239.- Katılma alacağı ve değer artış payı ayın veya
para olarak ödenebilir. Aynî ödemede malların sürüm değeri esas alınır; bir
mesleğin icrasına ayrılmış birimler ile işletmelerin ekonomik bütünlüğü
gözetilir.
Katılma alacağının ve değer
artış payının derhâl ödenmesi kendisi için ciddî güçlükler doğuracaksa, borçlu
eş ödemelerinin uygun bir süre ertelenmesini isteyebilir.
Aksine anlaşma yoksa, tasfiyenin
sona ermesinden başlayarak katılma alacağına ve değer artış payına faiz
yürütülür; durum ve koşullar gerektiriyorsa ayrıca borçludan güvence
istenebilir.
2. Aile konutu ve ev eşyası
MADDE 240.- Sağ kalan eş,
eski yaşantısını devam ettirebilmesi için, ölen eşine ait olup birlikte
yaşadıkları konut üzerinde kendisine katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez
ise bedel eklenmek suretiyle intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyebilir;
mal rejimi sözleşmesiyle kabul edilen başka düzenlemeler saklıdır.
Sağ kalan eş, aynı koşullar altında ev eşyası üzerinde kendisine
mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir.
Haklı sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eşin veya ölen eşin yasal
mirasçılarının istemiyle intifa veya oturma hakkı yerine, konut üzerinde
mülkiyet hakkı tanınabilir.
Sağ kalan eş, mirasbırakanın bir meslek veya sanat icra ettiği ve
altsoyundan birinin aynı meslek veya sanatı icra etmesi için gerekli olan bölümlerde
bu hakları kullanamaz. Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hukuku hükümleri
saklıdır.
3. Üçüncü kişilere karşı dava
MADDE 241.- Tasfiye
sırasında, borçlu eşin malvarlığı veya terekesi, katılma alacağını
karşılamadığı takdirde, alacaklı eş veya mirasçıları, edinilmiş mallarda hesaba
katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü
kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilir.
Dava hakkı, alacaklı eş veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini
öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona
ermesinin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
Yukarıdaki fıkra hükümleri ve yetki kuralları dışında mirastaki tenkis
davasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla
uygulanır.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
MAL AYRILIĞI
A. Yönetim, yararlanma ve
tasarruf
MADDE 242.- Mal ayrılığı
rejiminde eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi malvarlığı
üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarını korur.
MADDE 243.- İspat,
borçlardan sorumluluk ve paylı mülkün özgülenmesi konularında paylaşmalı mal
ayrılığı rejimine ilişkin hükümler uygulanır.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
PAYLAŞMALI MAL AYRILIĞI
A. Yönetim, yararlanma ve
tasarruf
I. Genel olarak
MADDE 244.- Eşlerden her biri,
yasal sınırlar içerisinde kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve
tasarruf haklarını korur.
MADDE 245.- Belirli bir
malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle
yükümlüdür.
Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı
mülkiyetinde sayılır.
B. Borçlardan sorumluluk
MADDE 246.- Eşlerden her
biri, kendi borçlarından bütün malvarlığıyla sorumludur.
C. Mal rejiminin sona ermesi ve
tasfiye
MADDE 247.- Mal rejimi, eşlerden
birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer.
Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde de, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.
II. Malların geri alınması ve
paylı malın verilmesi
1. Genel olarak
MADDE 248.- Her eş, diğer
eşte bulunan mallarını geri alır.
Paylaşmalı mal ayrılığı rejimi sona erdiğinde, üstün yararı olduğunu ispat eden eş, diğer önlemler yanında, eşine payının ödeme günündeki karşılığını vermek suretiyle paylı mülkiyetteki malın kendisine verilmesini isteyebilir.
2. Katkıdan doğan hak
MADDE 249.- Eşlerden biri
diğerine ait olup, paylaştırma dışı kalan bir malın edinilmesine,
iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın
katkıda bulunmuşsa; mal rejiminin sona ermesi hâlinde, katkısı oranında
hakkaniyete uygun bir bedel ödenmesini isteyebilir.
Aynı istem, paylaştırma dışı kalan malın yerine geçen değerler için de
geçerlidir.
III. Aileye özgülenen mallar
1. Kural
MADDE 250.- Eşlerden biri tarafından paylaşmalı mal ayrılığı
rejiminin kurulmasından sonra edinilmiş olup ailenin ortak kullanım ve
yararlanmasına özgülenmiş mallar ile ailenin ekonomik geleceğini güvence altına
almaya yönelik yatırımlar veya bunların yerine geçen değerler, mal rejiminin
sona ermesi hâlinde eşler arasında eşit olarak paylaşılır. Paylaştırmada
işletmelerin ekonomik bütünlüğü gözetilir.
Manevî tazminat alacakları, miras yoluyla edinilen mallar ile karşılıksız kazandırmada bulunanın açık iradesinden aksi anlaşılmadıkça, sağlararası veya ölüme bağlı tasarruflarla edinilen mallar hakkında bu hüküm uygulanmaz.
2. Paylaşmaya aykırı davranışlar
MADDE 251.- Eşlerden biri,
diğer eşin payını azaltmak kastıyla paylaşmadan önce bir malı karşılıksız
olarak elden çıkardığı takdirde hâkim, diğer eşin alacağı denkleştirme bedelini
hakkaniyete uygun olarak belirler.
Mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan olağan hediyeler dışında yapılan karşılıksız kazandırmaların bu eşin payını azaltmak kastıyla yapıldığı varsayılır.
Bu tür kazandırmalara ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın
kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırmadan yararlanan üçüncü
kişilere karşı da ileri sürülebilir.
3. Paylaştırma isteminin reddi
MADDE 252.- Zina veya hayata
kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin payının hakkaniyete uygun
olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.
4. Paylaştırma yöntemi
MADDE 253.- Paylaştırmanın ayın
olarak yapılması asıldır. Buna olanak
yoksa bedel eklemek suretiyle paylar denkleştirilir. Eşlerden birinin
diğerine ödeyeceği bedel, malların tasfiye anındaki sürüm değerlerine göre
hesaplanır. Bu hesaplamada paylaşım konusu malların edinilmesinden doğan
borçlar indirilir.
Denkleştirme bedelinin derhal ödenmesi kendisi için ciddî güçlükler
doğuracaksa, borçlu eş ödemelerin uygun bir süre ertelenmesini isteyebilir.
Aksine anlaşma yoksa, tasfiyenin sona ermesinden başlayarak
denkleştirme bedeline faiz yürütülür; durum ve koşullar gerektiriyorsa ayrıca
borçludan güvence istenebilir.
IV. Aile konutu ve ev eşyası
1. İptal veya boşanma hâlinde
MADDE 254.- Evliliğin iptal
veya boşanma kararıyla sona erdirilmesi hâlinde, ailenin ortak kullanımına
özgülenmiş ve eşler arasında eşit olarak paylaşma konusu olan konutta kalmaya
ve ev eşyasını kullanmaya hangisinin devam edeceği konusunda eşler
anlaşabilirler. Konutta kalma hakkını elde eden eş, bu hakkın tapu kütüğüne
şerh edilmesini isteyebilir.
Eşlerin aile konutunda kimin kalmaya ve ev eşyasını kimin kullanmaya
devam edeceği konusunda anlaşamamaları hâlinde, hakkaniyet gerektiriyorsa
hâkim, olayın özelliklerini, eşlerin ekonomik ve sosyal durumlarını ve varsa
çocukların menfaatlerini göz önünde bulundurarak bu hakka hangisinin sahip
olacağına iptal veya boşanma kararıyla birlikte re'sen karar verir; bu
kararında kalma ve kullanma süresini belirleyerek tapu kütüğüne şerhi için tapu memurluğuna bildirir.
Hâkim aksine karar vermedikçe hak, belirlenen sürenin bitiminde
kendiliğinden sona erer. Ancak, bu süre sona ermeden yararlanan tarafın
durumunda değişiklik olması hâlinde, diğer taraf hâkimden, kararın gözden
geçirilmesini isteyebilir.
Eşler konutta kira ile oturuyorlarsa hâkim, gerektiğinde konutta kiracı
sıfatı taşımayan eşin kalmasına karar verebilir. Bu durumda, kiralayanın
sözleşmeden doğan haklarını güvenceye almak için gerekli düzenleme yapılmasına
iptal veya boşanma kararıyla birlikte re'sen karar verilir.
2. Ölüm hâlinde
MADDE 255.- Eşlerden birinin
ölümü hâlinde, paylaşma konusu olan mallar arasında ev eşyası veya eşlerin
birlikte yaşadıkları konut varsa; sağ kalan eş, bunlar üzerinde kendisine miras
ve paylaşmadan doğan hakkına mahsup edilmek ve yetmezse bir bedel eklenmek
suretiyle mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir.
Haklı sebeplerin varlığı hâlinde sağ kalan eşin veya ölenin diğer yasal
mirasçılardan birinin istemi üzerine, mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı
tanınmasına da karar verilebilir.
Sağ kalan eş, mirasbırakanın bir meslek veya sanat icra ettiği ve altsoyundan birinin aynı meslek veya sanatı icra etmesi için gerekli olan bölümlerde bu hakları kullanamaz. Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hükümleri saklıdır.
MAL
ORTAKLIĞI
A. Mülkiyet
I. Kapsamı
MADDE 256.- Mal ortaklığı
rejimi, ortaklık malları ile eşlerin kişisel mallarını kapsar.
II. Ortaklık malları
1. Genel mal ortaklığı
MADDE 257.- Genel mal
ortaklığında eşlerin kanun gereğince kişisel mal sayılanlar dışındaki malları ile
gelirleri ortaklık mallarını oluşturur.
Eşler, ortaklık mallarına bölünmemiş bir bütün olarak sahip olurlar.
Hiçbir eş, ortaklık payı üzerinde tek başına tasarruf hakkına sahip
değildir.
2. Sınırlı mal ortaklığı
a. Edinilmiş mallarda ortaklık
MADDE 258.- Eşler, mal
rejimi sözleşmesiyle sadece edinilmiş mallardan oluşan bir ortaklık kabul
edebilirler.
Kişisel malların gelirleri de bu ortaklığa dahildir.
b. Diğer mal ortaklıkları
MADDE 259.- Eşler, mal
rejimi sözleşmesiyle belirli malvarlığı değerlerini veya türlerini, özellikle
taşınmaz malları, bir eşin kazancını, bir meslek veya sanat icrası için kullandığı malları ortaklık dışında
tutabilirler.
Aksi sözleşmede öngörülmedikçe bu malların gelirleri ortaklığa dahil
değildir.
III. Kişisel mallar
MADDE 260.- Kişisel mallar, mal rejimi sözleşmesi,
üçüncü kişinin karşılıksız kazandırması veya kanunla belirlenir.
Eşlerden her birinin sadece kişisel kullanımına ayrılmış olan eşyası
ile manevî tazminat alacakları kanundan dolayı kişisel malıdır.
Bir eşin saklı pay olarak isteyebileceği malvarlığı değerleri, mal
rejimi sözleşmesiyle ortaklığa dahil edildiği ölçüde, mirasbırakanları
tarafından kendisine kişisel mal olarak kazandırılamaz.
IV. İspat
MADDE 261.- Bir eşin kişisel
malı olduğu ispatlanmadıkça tüm malvarlığı değerleri ortaklık malı sayılır.
I. Ortaklık mallarında
1. Olağan yönetim
MADDE 262.- Eşler, ortaklık
mallarını evlilik birliğinin yararına uygun olarak yönetirler.
Olağan yönetim sınırları içinde her eş, ortaklığı yükümlülük altına
sokabilir ve ortak mallarda tasarrufta bulunabilir.
2. Olağanüstü yönetim
MADDE 263.- Olağan yönetim
dışında kalan konularda eşler, ancak birlikte veya biri diğerinin rızasını
almak suretiyle ortaklığı yükümlülük altına sokabilir veya mallarda tasarrufta
bulunabilir.
Rızanın bulunmadığını bilmeyen veya bilecek durumda olmayan üçüncü
kişiler için bu rıza var sayılır.
Evlilik birliğinin temsiline ilişkin hükümler saklıdır.
3. Ortaklık malları ile meslek veya sanat icrası
MADDE 264.- Eşlerden biri,
diğerinin rızasıyla ortaklık mallarını kullanarak, tek başına bir meslek veya
sanat icra ederse, bu meslek veya sanata ilişkin bütün hukukî işlemleri
yapabilir.
4. Mirasın kabulü veya reddi
MADDE 265.- Eşlerden biri,
diğerinin rızası olmaksızın ortaklık mallarına girecek olan bir mirası
reddemeyeceği gibi, tereke borca batıksa mirası kabul de edemez.
Diğer eşin rızasının alınmasına olanak bulunamazsa veya bu konudaki istem onun tarafından haklı sebep olmaksızın reddedilirse, istem sahibi eş kendi yerleşim yeri mahkemesine başvurabilir.
5. Sorumluluk ve yönetim giderleri
MADDE 266.- Mal ortaklığının
sona ermesi hâlinde, eşlerden her biri ortaklık malıyla ilgili işlemlerden
dolayı vekil gibi sorumludur.
Yönetim giderleri ortaklık mallarından karşılanır.
II. Kişisel mallar
MADDE 267.- Eşlerden her
biri, yasal sınırlar içerisinde kendi kişisel mallarını yönetme ve bunlar
üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir.
Kişisel mallara giren gelirler varsa, yönetim giderleri bu gelirlerden
karşılanır.
C. Üçüncü kişilere karşı
sorumluluk
I. Ortaklık borçları
MADDE 268.- Eşlerden her
biri, aşağıdaki borçlardan kişisel malları ve ortaklık mallarıyla sorumludur:
1. Evlilik birliğini temsil veya ortaklık mallarını yönetme yetkisine
dayanarak yapılan borçlardan,
2. Ortaklık mallarını veya ortaklık mallarına giren gelirleri
kullanarak bir meslek veya sanatın icra edilmesi nedeniyle yapılan borçlardan,
3. Diğer eş için de kişisel sorumluluk doğuran borçlardan,
4. Kişisel mal yanında ortaklık mallarının da sorumlu olacağı hususunda
eşlerin üçüncü kişilerle anlaşarak yaptığı borçlardan.
II. Kişisel borçlar
MADDE 269.- Her eş, diğer
bütün borçlardan kendi kişisel mallarıyla ve ortaklık mallarının değerinin
yarısı kadarıyla sorumlu tutulur.
Ortaklığın zenginleşmesinden kaynaklanan istemler saklıdır.
MADDE 270.- Mal rejimi eşler
arasındaki borçların muaccel olmasını önlemez. Bununla beraber bir borcun
yerine getirilmesi borçlu eşi, evlilik birliğini tehlikeye düşürecek derecede
önemli güçlüklere sokacaksa, bu eş ödeme için süre isteyebilir. Durum ve
koşullar gerektiriyorsa hâkim, istemde bulunan eşi güvence göstermekle yükümlü
tutar.
E. Mal rejiminin sona ermesi ve
tasfiye
I. Sona erme anı
MADDE 271.- Mal rejimi
eşlerden birinin ölümü, diğer bir mal rejiminin kabul edilmesi veya eşlerden
biri hakkında iflâsın açılmasıyla son bulur.
Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine
veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava
tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.
Ortaklık mallarıyla kişisel malların kapsamının belirlenmesinde mal ortaklığının sona erdiği tarih esas alınır.
II. Kişisel mala ekleme
MADDE 272.- Eşlerden birine
sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarınca yapılmış olan toptan ödemeler
veya iş gücünün kaybı dolayısıyla ödenmiş olan tazminat, toptan ödeme veya
tazminat yerine ilgili sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumunca uygulanan
usule göre ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihte bundan sonraki döneme ait
iradın peşin sermayeye çevrilmiş değeri ne olacak idiyse, tasfiyede o miktarda
kişisel mal olarak hesaba katılır.
III. Kişisel mal ile ortaklık malı arasındaki denkleştirme
MADDE 273.- Bir eşin kişisel
mallara ilişkin borçları, ortaklık mallarından veya ortaklık mallarına ilişkin
borçları kişisel mallarından ödenmiş ise; tasfiye sırasında denkleştirme
istenebilir.
Her borç, ilişkin bulunduğu mal kesimini yükümlülük altına sokar. Hangi
kesime ait olduğu anlaşılamayan borç ortaklık mallarına ilişkin sayılır.
IV. Değer artış payı
MADDE 274.- Bir eşin kişisel
malı veya ortaklık malıyla bir başka mal kesimine giren malvarlığı değerinin
edinilmesi, iyileştirilmesi veya korunmasına katkıda bulunulmuşsa, edinilmiş
mallara katılma rejiminde değer artış payına ilişkin hükümler uygulanır.
V. Değer belirlenmesi
MADDE 275.- Mal rejimi sona
erince, mevcut ortaklık mallarının değerlendirilmesinde tasfiye anı esas
alınır.
VI. Paylaşma
1. Ölüm veya diğer bir mal rejiminin kabulü hâlinde
MADDE 276.- Eşlerden birinin
ölümü veya diğer bir mal rejiminin kabulü sebebiyle mal ortaklığının sona
ermesi hâlinde, her eşe veya mirasçılarına ortaklık mallarının yarısı verilir.
Mal rejimi sözleşmesiyle başka bir paylaşma oranı kararlaştırılabilir.
Bu tür anlaşmalar altsoyun saklı paylarını zedeleyemez.
2. Diğer hâllerde
MADDE 277.- Boşanma veya
evliliğin iptali sebebiyle ya da kanun veya mahkeme kararı gereğince mal
ayrılığına geçiş hâllerinde, her eş edinilmiş mallara katılma rejiminde kendi
kişisel malı sayılacak olanları ortaklık mallarından geri alır.
Geri kalan ortaklık malları eşler arasında yarı yarıya paylaşılır.
Yasal paylaşmanın değiştirilmesine ilişkin anlaşmalar, ancak mal rejimi
sözleşmesinde bunun açıkça öngörülmüş olması hâlinde geçerlidir.
VII. Paylaşma usulü
1. Kişisel mallar
MADDE 278.- Mal ortaklığının
eşlerden birinin ölümüyle sona ermesi hâlinde sağ kalan eş, edinilmiş mallara
katılma rejiminde kişisel malı sayılabilecek olanların payına mahsuben
kendisine verilmesini isteyebilir.
2. Aile konutu ve ev eşyası
MADDE 279.- Eşlerin birlikte
yaşadıkları konut veya ev eşyası ortaklık mallarına dahil ise, sağ kalan eş,
payına mahsuben bunların mülkiyetinin kendisine verilmesini isteyebilir.
Haklı sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eş veya ölenin diğer yasal mirasçılarının istemiyle bunlar üzerinde mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınabilir.
Mal ortaklığı rejiminin ölüm dışındaki bir sebeple son bulması hâlinde,
eşlerden her biri, üstün bir yararının varlığını ispat etmek suretiyle aynı
istemleri ileri sürebilir.
3. Diğer malvarlığı değerleri
MADDE 280.- Bir eş, üstün
bir yararının varlığını ispat etmek suretiyle diğer malvarlığı değerlerinin de
payına mahsuben kendisine verilmesini isteyebilir.
4. Diğer paylaşma kuralları
MADDE 281.- Diğer hâllerde
paylı mülkiyet ve mirasın paylaşılmasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla
uygulanır.
HISIMLIK
BİRİNCİ BÖLÜM
SOYBAĞININ KURULMASI
BİRİNCİ AYIRIM
GENEL HÜKÜMLER
A. Genel olarak soybağının
kurulması
MADDE 282.- Çocuk ile ana
arasında soybağı doğumla kurulur.
Çocuk ile baba arasında soybağı, ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulur.
Soybağı ayrıca evlât edinme yoluyla da kurulur.
B. Davada yetki ve yargılama
usulü
I. Yetki
MADDE 283.- Soybağına
ilişkin davalar, taraflardan birinin dava
veya doğum sırasındaki yerleşim yeri mahkemesinde açılır.
II. Yargılama usulü
MADDE 284.- Soybağına
ilişkin davalarda, aşağıdaki kurallar saklı kalmak kaydıyla Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanunu uygulanır:
1. Hâkim maddî olguları re'sen araştırır ve kanıtları serbestçe takdir
eder.
2. Taraflar ve üçüncü kişiler, soybağının belirlenmesinde zorunlu olan ve sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere rıza göstermekle yükümlüdürler. Davalı, hâkimin öngördüğü araştırma ve incelemeye rıza göstermezse, hâkim, durum ve koşullara göre bundan beklenen sonucu, onun aleyhine doğmuş sayabilir.
İKİNCİ AYIRIM
KOCANIN BABALIĞI
A. Babalık karinesi
MADDE 285.- Evlilik devam
ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan
çocuğun babası kocadır.
Bu süre geçtikten sonra doğan çocuğun kocaya bağlanması, ananın evlilik
sırasında gebe kaldığının ispatıyla mümkündür.
Kocanın gaipliğine karar verilmesi hâlinde üçyüz günlük süre, ölüm tehlikesi veya son haber tarihinden işlemeye başlar.
B. Soybağının reddi
I. Dava hakkı
MADDE 286.- Koca, soybağının
reddi davasını açarak babalık karinesini çürütebilir. Bu dava ana ve çocuğa
karşı açılır.
Çocuk da dava hakkına sahiptir. Bu dava ana ve kocaya karşı açılır.
1. Evlilik içinde ana rahmine düşme
MADDE 287.- Çocuk evlilik
içinde ana rahmine düşmüşse davacı, kocanın baba olmadığını ispat etmek
zorundadır.
Evlenmeden başlayarak en az yüzseksen gün geçtikten sonra ve evliliğin
sona ermesinden başlayarak en fazla üçyüz gün içinde doğan çocuk evlilik içinde
ana rahmine düşmüş sayılır.
2. Evlenmeden önce veya ayrı yaşama sırasında ana rahmine düşme
MADDE 288.- Çocuk,
evlenmeden önce veya ayrı yaşama sırasında ana rahmine düşmüşse, davacının
başka bir kanıt getirmesi gerekmez.
Ancak, gebe kalma döneminde kocanın karısı ile cinsel ilişkide bulunduğu konusunda inandırıcı kanıtlar varsa, kocanın babalığına ilişkin karine geçerliliğini korur.
III. Hak düşürücü süreler
MADDE 289.- Koca, davayı,
doğumu ve baba olmadığını veya ananın gebe kaldığı sırada başka bir erkek ile
cinsel ilişkide bulunduğunu öğrendiği
tarihten başlayarak bir yıl, her hâlde doğumdan başlayarak beş yıl içinde açmak
zorundadır.
Çocuk, ergin olduğu tarihten başlayarak en geç bir yıl içinde dava
açmak zorundadır.
Gecikme haklı bir sebebe dayanıyorsa, bir yıllık süre bu sebebin
ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar.
C. Karinelerin çakışması
MADDE 290.- Çocuk evliliğin
sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğmuş ve ana da bu arada yeniden
evlenmiş olursa, ikinci evlilikteki koca baba sayılır.
Bu karine çürütülürse ilk evlilikteki koca baba sayılır.
D. Diğer ilgililerin dava hakkı
MADDE 291.- Dava açma süresinin geçmesinden önce kocanın ölmesi
veya gaipliğine karar verilmesi ya da sürekli olarak ayırt etme gücünü
kaybetmesi hâllerinde kocanın altsoyu, anası, babası veya baba olduğunu iddia
eden kişi, doğumu ve kocanın ölümünü, sürekli olarak ayırt etme gücünü
kaybettiğini veya hakkında gaiplik kararı alındığını öğrenmelerinden başlayarak
bir yıl içinde soybağının reddi davasını açabilir.
Ergin olmayan çocuğa atanacak kayyım, atama kararının kendisine
tebliğinden başlayarak bir yıl, her hâlde doğumdan başlayarak beş yıl içinde
soybağının reddi davasını açar.
Kocanın açacağı soybağının reddi davasına ilişkin hükümler kıyas
yoluyla uygulanır.
I. Koşulu
MADDE 292.- Evlilik dışında doğan
çocuk, ana ve babasının birbiriyle evlenmesi hâlinde kendiliğinden evlilik
içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tâbi olur.
II. Bildirim
MADDE 293.- Eşler, evlilik
dışında doğmuş olan ortak çocuklarını, evlenme sırasında veya evlenmeden sonra,
yerleşim yerlerindeki veya evlenmenin yapıldığı yerdeki nüfus memuruna
bildirmek zorundadırlar.
Bildirimin yapılmamış olması, çocuğun evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tâbi olmasını engellemez.
Daha önce tanıma veya babalığa hükümle soybağı kurulmuş çocukların ana
ve babası birbiriyle evlenince, nüfus memuru re'sen gerekli işlemi yapar.
III. İtiraz ve iptal
MADDE 294.- Ana ve babanın yasal mirasçıları, çocuk ve
Cumhuriyet savcısı sonradan evlenme yoluyla soybağının kurulmasına itiraz
edebilirler. İtiraz eden, kocanın baba olmadığını ispatla yükümlüdür.
Çocuğun altsoyu da, çocuğun
ölmüş ya da ayırt etme gücünü sürekli olarak kaybetmiş olması hâlinde itiraz
hakkına sahiptir.
Tanımanın iptaline ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
TANIMA VE BABALIK HÜKMÜ
A. Tanıma
I. Koşulları ve şekli
MADDE 295.- Tanıma,
babanın, nüfus memuruna veya mahkemeye
yazılı başvurusu ya da resmî senette veya vasiyetnamesinde yapacağı beyanla
olur.
Tanıma beyanında bulunan kimse küçük veya kısıtlı ise, veli veya
vasisinin de rızası gereklidir.
Başka bir erkek ile soybağı bulunan çocuk, bu bağ geçersiz kılınmadıkça tanınamaz.
II. Bildirim
MADDE 296.- Beyanda
bulunulan nüfus memuru, sulh hâkimi,
noter veya vasiyetnameyi açan hâkim, tanımayı babanın ve çocuğun kayıtlı
bulunduğu nüfus memurluklarına bildirir.
Çocuğun kayıtlı bulunduğu nüfus memurluğu da tanımayı çocuğa, anasına,
çocuk vesayet altında ise vesayet makamına bildirir.
1. Tanıyanın dava hakkı
MADDE 297.- Tanıyan, yanılma,
aldatma veya korkutma sebebiyle
tanımanın iptalini dava edebilir.
İptal davası anaya ve çocuğa karşı açılır.
2. İlgililerin dava hakkı
a. Genel olarak
MADDE 298.- Ana, çocuk ve
çocuğun ölümü hâlinde altsoyu, Cumhuriyet savcısı, Hazine ve diğer ilgililer
tanımanın iptalini dava edebilirler.
Dava tanıyana, tanıyan ölmüşse
mirasçılarına karşı açılır.
b. İspat yükü
MADDE 299.- Davacı, tanıyanın baba olmadığını ispatla yükümlüdür.
Ana veya çocuk tarafından tanıyanın baba olmadığı iddiasıyla açılan iptal
davasında ispat yükü, tanıyanın, gebe kalma döneminde ana ile cinsel ilişkide
bulunduğuna ilişkin inandırıcı kanıtları göstermesinden sonra doğar.
3. Hak düşürücü süreler
MADDE 300.- Tanıyanın dava
hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı
tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle
düşer.
İlgililerin dava hakkı, davacının
tanımayı ve tanıyanın çocuğun
babası olamayacağını öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde
tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle
düşer.
Çocuğun dava hakkı, ergin olmasından başlayarak bir yıl geçmekle düşer.
Yukarıdaki süreler geçtiği hâlde gecikmeyi haklı kılan sebep varsa,
sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.
B. Babalık hükmü
I. Dava hakkı
MADDE 301.- Çocuk ile baba
arasındaki soybağının mahkemece belirlenmesini ana ve çocuk isteyebilirler.
Dava babaya, baba ölmüşse
mirasçılarına karşı açılır.
Babalık davası, Cumhuriyet savcısına ve Hazineye; dava ana tarafından
açılmışsa kayyıma; kayyım tarafından açılmışsa anaya ihbar edilir.
II. Karine
MADDE 302.- Davalının,
çocuğun doğumundan önceki üçyüzüncü gün ile yüzsekseninci gün arasında ana ile
cinsel ilişkide bulunmuş olması, babalığa karine sayılır.
Bu sürenin dışında olsa bile fiilî gebe kalma döneminde davalının ana ile cinsel ilişkide bulunduğu tespit edilirse aynı karine geçerli olur.
Davalı, çocuğun babası olmasının olanaksızlığını veya bir üçüncü
kişinin baba olma olasılığının kendisininkinden daha fazla olduğunu ispatlarsa
karine geçerliliğini kaybeder.
III. Hak düşürücü süreler
MADDE 303.- Babalık davası, çocuğun doğumundan önce veya sonra
açılabilir. Ananın dava hakkı, doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle düşer.
Çocuğa doğumdan sonra kayyım atanmışsa, çocuk hakkında bir yıllık süre,
atamanın kayyıma tebliği tarihinde; hiç kayyım atanmamışsa çocuğun ergin olduğu
tarihte işlemeye başlar.
Çocuk ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi varsa, bir yıllık
süre bu ilişkinin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar.
Bir yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa,
sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.
IV. Ananın malî hakları
MADDE 304.- Ana, babalık
davası ile birlikte veya ayrı olarak baba veya mirasçılarından aşağıdaki
giderlerin karşılanmasını isteyebilir:
1. Doğum giderleri,
2. Doğumdan önceki ve sonraki altışar haftalık geçim giderleri,
3. Gebelik ve doğumun gerektirdiği diğer giderler.
Çocuk ölü doğmuş olsa bile hâkim, bu giderlerin karşılanmasına karar
verebilir.
Üçüncü kişiler veya sosyal güvenlik kuruluşlarınca anaya yapılan
ödemeler, hakkaniyet ölçüsünde tazminattan indirilir.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
EVLÂT EDİNME
A. Küçüklerin evlât edinilmesi
I. Genel koşulları
MADDE 305.- Bir küçüğün evlât edinilmesi, evlât edinen tarafından
bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması koşuluna bağlıdır.
Evlât edinmenin her hâlde küçüğün yararına bulunması ve evlât edinenin diğer
çocuklarının yararlarının hakkaniyete aykırı bir biçimde zedelenmemesi de
gerekir.
II. Birlikte evlât edinme
MADDE 306.- Eşler, ancak
birlikte evlât edinebilirler; evli olmayanlar birlikte evlât edinemezler.
Eşlerin en az beş yıldan beri evli olmaları veya otuz yaşını doldurmuş
bulunmaları gerekir.
Eşlerden biri, en az iki yıldan beri evli olmaları veya kendisinin otuz
yaşını doldurmuş bulunması koşuluyla diğerinin çocuğunu evlât edinebilir.
III. Tek başına evlât edinme
MADDE 307.- Evli olmayan
kişi otuz yaşını doldurmuş ise tek başına evlât edinebilir.
Otuz yaşını doldurmuş olan eş, diğer eşin ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksunluğu veya iki yılı aşkın süreden beri nerede olduğunun bilinmemesi ya da mahkeme kararıyla iki yılı aşkın süreden beri eşinden ayrı yaşamakta olması yüzünden birlikte evlât edinmesinin mümkün olmadığını ispat etmesi hâlinde, tek başına evlât edinebilir.
MADDE 308.- Evlât edinilenin, evlât edinenden en az
onsekiz yaş küçük olması şarttır.
Ayırt etme gücüne sahip olan
küçük, rızası olmadıkça evlât edinilemez.
Vesayet altındaki küçük, ayırt
etme gücüne sahip olup olmadığına bakılmaksızın vesayet dairelerinin izniyle
evlât edinilebilir.
V. Ana ve babanın rızası
1.Şekil
MADDE 309.- Evlât edinme,
küçüğün ana ve babasının rızasını gerektirir.
Rıza, küçüğün veya ana ve babasının oturdukları yer mahkemesinde sözlü veya yazılı olarak açıklanarak tutanağa geçirilir.
Verilen rıza, evlât edinenlerin adları belirtilmemiş veya evlât
edinenler henüz belirlenmemiş olsa dahi geçerlidir.
2. Zamanı
MADDE 310.- Rıza, küçüğün
doğumunun üzerinden altı hafta geçmeden önce verilemez.
Rıza, tutanağa geçirilme tarihinden başlayarak altı hafta içinde aynı
usulle geri alınabilir.
Geri almadan sonra yeniden verilen rıza kesindir.
3. Rızanın aranmaması
a. Koşulları
MADDE 311.- Aşağıdaki
hâllerde ana ve babadan birinin rızası aranmaz:
l. Kim olduğu veya uzun süreden beri nerede oturduğu bilinmiyorsa veya
ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun bulunuyorsa,
2. Küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine getirmiyorsa.
b. Karar
MADDE 312.- Küçük, gelecekte
evlât edinilmek amacıyla bir kuruma yerleştirilir ve ana ve babadan birinin rızası
eksik olursa, evlât edinenin veya evlât edinmede aracılık yapan kurumun istemi
üzerine ve kural olarak küçüğün yerleştirilmesinden önce, onun oturduğu yer
mahkemesi bu rızanın aranıp aranmamasına karar verir.
Diğer hâllerde, bu konudaki
karar evlât edinme işlemleri sırasında verilir.
Ana ve babadan birinin küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine
getirmemesi sebebiyle rızasının aranmaması hâlinde, bu konudaki karar kendisine
yazılı olarak bildirilir.
B. Erginlerin ve kısıtlıların
evlât edinilmesi
MADDE 313.- Evlât edinenin
altsoyu bulunmaması koşuluyla, ergin veya kısıtlı aşağıdaki hâllerde evlât
edinilebilir:
1. Bedensel veya zihinsel özrü sebebiyle sürekli olarak yardıma muhtaç
ve evlât edinen tarafından en az beş yıldan beri bakılıp gözetilmekte ise,
2. Evlât edinen tarafından, küçükken en az beş yıl süreyle bakılıp
gözetilmiş ve eğitilmiş ise,
3. Diğer haklı sebepler mevcut ve evlât edinilen, en az beş yıldan beri
evlât edinen ile aile hâlinde birlikte yaşamakta ise.
Evli bir kimse ancak eşinin rızasıyla evlât edinilebilir.
Bunlar dışında küçüklerin evlât edinilmesine ilişkin hükümler kıyas
yoluyla uygulanır.
C. Hükümleri
MADDE 314.- Ana ve babaya
ait olan haklar ve yükümlülükler evlât edinene geçer.
Evlâtlık, evlât edinenin mirasçısı olur.
Evlâtlık küçük ise evlât edinenin soyadını alır. Evlât edinen isterse çocuğa yeni bir ad verebilir. Ergin olan evlâtlık, evlât edinilme sırasında dilerse evlât edinenin soyadını alabilir.
Eşler tarafından birlikte evlât edinilen ve ayırt etme gücüne sahip
olmayan küçüklerin nüfus kaydına ana ve baba adı olarak evlât edinen eşlerin
adları yazılır.
Evlâtlığın, miras ve başka haklarının zedelenmemesi, aile bağlarının
devam etmesi için evlâtlığın naklen geldiği aile kütüğü ile evlât edinenin aile
kütüğü arasında her türlü bağ kurulur. Ayrıca evlâtlıkla ilgili kesinleşmiş
mahkeme kararı her iki nüfus kütüğüne işlenir.
Evlât edinme ile ilgili kayıtlar, belgeler ve bilgiler mahkeme kararı
olmadıkça veya evlâtlık istemedikçe hiçbir şekilde açıklanamaz.
D. Şekil ve usul
I. Genel olarak
MADDE 315.- Evlât edinme
kararı, evlât edinenin oturma yeri; birlikte evlât edinmede eşlerden birinin
oturma yeri mahkemesince verilir. Mahkeme kararıyla birlikte evlâtlık ilişkisi
kurulmuş olur.
Evlât edinme başvurusundan sonra evlât edinenin ölümü veya ayırt etme
gücünü kaybetmesi, diğer koşullar bundan etkilenmediği takdirde evlât edinmeye
engel olmaz.
Başvurudan sonra küçük ergin olursa, koşulları daha önceden yerine
getirilmiş olmak kaydıyla küçüklerin evlât edinilmesine ilişkin hükümler
uygulanır.
II. Araştırma
MADDE 316.- Evlât edinmeye,
ancak esaslı sayılan her türlü durum
ve koşulların kapsamlı biçimde
araştırılmasından, evlât edinen ile edinilenin dinlenmelerinden ve gerektiğinde
uzmanların görüşünün alınmasından sonra karar verilir.
Araştırmada özellikle evlât edinen ile edinilenin kişiliği ve sağlığı, karşılıklı ilişkileri, ekonomik durumları, evlât edinenin eğitme yeteneği, evlât edinmeye yönelten sebepler ve aile ilişkileri ile bakım ilişkilerindeki gelişmelerin açıklığa kavuşturulması gerekir.
Evlât edinenin altsoyu varsa, onların evlât edinme ile ilgili tavır ve
düşünceleri de değerlendirilir.
E. Evlâtlık ilişkisinin
kaldırılması
I. Sebepleri
1. Rızanın bulunmaması
MADDE 317.- Yasal sebep bulunmaksızın
rıza alınmamışsa, rızası alınması gereken kişiler, küçüğün menfaati bunun
sonucunda ağır biçimde zedelenmeyecekse, hâkimden evlâtlık ilişkisinin
kaldırılmasını isteyebilirler.
2. Diğer noksanlıklar
MADDE 318.- Evlât edinme
esasa ilişkin diğer noksanlıklardan biriyle sakatsa, Cumhuriyet savcısı veya
her ilgili evlâtlık ilişkisinin kaldırılmasını isteyebilir.
Noksanlıklar bu arada ortadan kalkmış veya sadece usule ilişkin olup
ilişkinin kaldırılması evlâtlığın menfaatini ağır biçimde zedeleyecek olursa,
bu yola gidilemez.
MADDE 319.- Dava hakkı,
evlâtlık ilişkisinin kaldırılması sebebinin öğrenilmesinden başlayarak bir yıl
ve her hâlde evlât edinme işleminin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
MADDE 320.- Küçüklerin evlât
edinilmesine ilişkin aracılık faaliyetleri, ancak Bakanlar Kurulunca yetki
verilen kurum ve kuruluşlarca yapılır.
Aracılık faaliyetlerinin yürütülmesine ilişkin hususlar tüzükle
düzenlenir.
BEŞİNCİ AYIRIM
SOYBAĞININ HÜKÜMLERİ
A. Soyadı
MADDE 321.- Çocuk, ana ve
baba evli ise ailenin; evli değilse ananın soyadını taşır. Ancak, ana önceki
evliliğinden dolayı çifte soyadı taşıyorsa çocuk onun bekârlık soyadını taşır.
B. Karşılıklı yükümlülükler
MADDE 322.- Ana, baba ve
çocuk, ailenin huzur ve bütünlüğünün gerektirdiği şekilde birbirlerine yardım
etmek, saygı ve anlayış göstermek ve aile onurunu gözetmekle yükümlüdürler.
I. Ana ve baba ile
1. Kural
MADDE 323.- Ana ve babadan
her biri, velâyeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile
uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir.
2. Sınırları
MADDE 324.- Ana ve babadan
her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun
eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür.
Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddî olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir.
II. Üçüncü kişiler ile
MADDE 325.- Olağanüstü
hâller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel
ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere, özellikle hısımlarına da
tanınabilir.
Ana ve baba için öngörülen sınırlamalar üçüncü kişiler için kıyas yoluyla uygulanır.
III. Yetki
MADDE 326.- Kişisel ilişki
kurulmasıyla ilgili bütün düzenlemelerde çocuğun oturduğu yer mahkemesi de
yetkilidir.
Boşanmaya ve evlilik birliğinin korunmasına ilişkin yetki kuralları
saklıdır.
Çocuk ile kişisel ilişkiye yönelik bir düzenleme yapılıncaya kadar,
velâyet hakkına sahip veya çocuk kendisine bırakılmış kişinin rızası dışında
kişisel ilişki kurulamaz.
I. Kapsamı
MADDE 327.- Çocuğun bakımı,
eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından karşılanır.
Ana ve baba, yoksul oldukları veya çocuğun özel durumu olağanüstü
harcamalar yapılmasını gerektirdiği takdirde ya da olağan dışı herhangi bir
sebebin varlığı hâlinde, hâkimin izniyle çocuğun mallarından onun bakım ve
eğitimine yetecek belli bir miktar sarfedebilirler.
II. Süresi
MADDE 328.- Ana ve babanın
bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder.
Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.
III. Dava hakkı
MADDE 329.- Küçüğe fiilen
bakan ana veya baba, diğerine karşı çocuk adına nafaka davası açabilir.
Ayırt etme gücüne sahip olmayan küçük için gereken hâllerde nafaka
davası, atanacak kayyım veya vasi tarafından da açılabilir.
Ayırt etme gücüne sahip olan küçük de nafaka davası açabilir.
IV. Nafaka miktarının takdiri
MADDE 330.- Nafaka miktarı,
çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate
alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz
önünde bulundurulur.
Nafaka her ay peşin olarak ödenir.
Hâkim istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın
gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda
ödeneceğini karara bağlayabilir.
V. Durumun değişmesi
MADDE 331.- Durumun
değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya
nafakayı kaldırır.
VI. Geçici önlemler
1. Genel olarak
MADDE 332.- Nafaka davası
açılınca hâkim, davacının istemi üzerine dava süresince gerekli olan önlemleri
alır.
Soybağı tespit edilirse, davalının, uygun nafaka miktarını depo
etmesine veya geçici olarak ödemesine karar verilebilir.
2. Babalığın tespitinden önce
MADDE 333.- Babalık davası
ile birlikte nafaka istenir ve hâkim, babalık olasılığını kuvvetli bulursa, hükümden
önce çocuğun ihtiyaçları için uygun bir nafakaya karar verebilir.
VII. Güvence verilmesi
MADDE 334.- Ana ve baba
nafaka yükümlülüklerini sürekli olarak ve ısrarla yerine getirmezlerse ya da
kaçma hazırlığı içinde bulundukları, mallarını gelişigüzel harcadıkları veya
heba ettikleri kabul edilebilirse hâkim, gelecekteki nafaka yükümlülüklerine
ilişkin olarak uygun bir güvencenin sağlanmasına veya gerektiğinde diğer
önlemlerin alınmasına karar verebilir.
ALTINCI AYIRIM
A. Genel olarak
MADDE
335.- Ergin olmayan çocuk,
ana ve babasının velâyeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velâyet ana ve
babadan alınamaz.
MADDE 336.- Evlilik devam
ettiği sürece ana ve baba velâyeti birlikte kullanırlar.
Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velâyeti eşlerden birine verebilir.
Velâyet, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanmada ise
çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir.
MADDE 337.- Ana ve baba evli
değilse velâyet anaya aittir.
Ana küçük, kısıtlı veya ölmüş ya da velâyet kendisinden alınmışsa
hâkim, çocuğun menfaatine göre, vasi atar veya velâyeti babaya verir.
IV. Üvey çocuklar
MADDE 338.- Eşler, ergin
olmayan üvey çocuklarına da özen ve ilgi göstermekle yükümlüdürler.
Kendi çocuğu üzerinde velâyeti
kullanan eşe diğer eş uygun bir şekilde yardımcı olur; durum ve koşullar
zorunlu kıldığı ölçüde çocuğun ihtiyaçları için onu temsil eder.
B. Velâyetin kapsamı
I. Genel olarak
MADDE 339.- Ana ve baba,
çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli
kararları alır ve uygularlar.
Çocuk, ana ve babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür.
Ana ve baba, olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı
tanırlar; önemli konularda olabildiğince onun düşüncesini göz önünde tutarlar.
Çocuk, ana ve babasının rızası dışında evi terkedemez ve yasal sebep olmaksızın onlardan alınamaz.
Çocuğun adını ana ve babası koyar.
II. Eğitim
MADDE 340.- Ana ve baba,
çocuğu olanaklarına göre eğitirler ve onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâkî
ve toplumsal gelişimini sağlar ve korurlar.
Ana ve baba çocuğa, özellikle bedensel ve zihinsel özürlü olanlara,
yetenek ve eğilimlerine uygun düşecek ölçüde, genel ve meslekî bir eğitim
sağlarlar.
III. Dinî eğitim
MADDE 341.- Çocuğun dinî
eğitimini belirleme hakkı ana ve babaya aittir.
Ana ve babanın bu konudaki haklarını sınırlayacak her türlü sözleşme
geçersizdir.
Ergin, dinini seçmekte özgürdür.
IV. Çocuğun temsil edilmesi
MADDE 342.- Ana ve baba,
velâyetleri çerçevesinde üçüncü kişilere karşı çocuklarının yasal
temsilcisidirler.
İyiniyetli üçüncü kişiler, eşlerden her birinin diğerinin rızasıyla işlem yaptığını varsayabilirler.
Vesayet makamlarının iznine bağlı hususlar dışında kısıtlıların
temsiline ilişkin hükümler velâyetteki temsilde de uygulanır.
V. Çocuğun fiil ehliyeti
MADDE 343.- Velâyet altındaki
çocuğun fiil ehliyeti, vesayet altındaki kişinin ehliyeti gibidir.
Çocuk, borçlarından ana ve babanın çocuk malları üzerindeki haklarına
bakılmaksızın kendi malvarlığı ile sorumludur.
VI. Çocuğun aileyi temsil etmesi
MADDE 344.- Velâyet altındaki
çocuk, ayırt etme gücüne sahip ise ana ve babanın rızasıyla aile adına hukukî
işlemler yapabilir; bu işlemlerden dolayı ana ve baba borç altına girer.
VII. Çocuk ile ana ve baba
arasındaki hukukî işlemler
MADDE 345.- Çocuk ile ana
veya baba arasında ya da ana ve babanın menfaatine olarak çocuk ile üçüncü kişi
arasında yapılacak bir hukukî işlemle çocuğun borç altına girebilmesi, bir
kayyımın katılmasına ve hâkimin onayına bağlıdır.
C. Çocuğun korunması
I. Koruma önlemleri
MADDE 346.- Çocuğun menfaati
ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya
buna güçleri yetmezse hâkim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır.
MADDE 347.- Çocuğun bedensel
ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiş hâlde
kalırsa hâkim, çocuğu ana ve babadan alarak bir aile yanına veya bir kuruma
yerleştirebilir.
Çocuğun aile içinde kalması ailenin huzurunu onlardan katlanmaları
beklenemeyecek derecede bozuyorsa ve durumun gereklerine göre başka çare de
kalmamışsa, ana ve baba veya çocuğun istemi üzerine hâkim aynı önlemleri
alabilir.
Ana ve baba ile çocuğun ödeme gücü yoksa bu önlemlerin gerektirdiği
giderler Devletçe karşılanır.
Nafakaya ilişkin hükümler saklıdır.
III. Velâyetin kaldırılması
1. Genel olarak
MADDE 348.- Çocuğun
korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu önlemlerin
yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa, hâkim aşağıdaki hâllerde velâyetin
kaldırılmasına karar verir:
1. Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, özürlü olması, başka bir
yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velâyet görevini gereği gibi
yerine getirememesi.
2. Ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı
yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması.
Velâyet ana ve babanın her ikisinden kaldırılırsa çocuğa bir vasi
atanır.
Kararda aksi belirtilmedikçe, velâyetin kaldırılması mevcut ve doğacak
bütün çocukları kapsar.
2. Ana veya babanın yeniden evlenmesi hâlinde
MADDE 349.- Velâyete sahip
ana veya babanın yeniden evlenmesi, velâyetin kaldırılmasını gerektirmez.
Ancak, çocuğun menfaati gerektirdiğinde velâyet sahibi değiştirilebileceği
gibi, durum ve koşullara göre velâyet kaldırılarak çocuğa vasi de atanabilir.
3. Velâyetin kaldırılması hâlinde ana ve babanın yükümlülükleri
MADDE 350.- Velâyetin
kaldırılması hâlinde ana ve babanın çocuklarının bakım ve eğitim giderlerini
karşılama yükümlülükleri devam eder.
Ana ve baba ile çocuğun ödeme gücü yoksa bu giderler Devletçe karşılanır.
Nafakaya ilişkin hükümler saklıdır.
IV. Durumun değişmesi
MADDE 351.- Durumun
değişmesi hâlinde, çocuğun korunmasına ilişkin önlemlerin yeni koşullara
uydurulması gerekir.
Velâyetin kaldırılmasını gerektiren sebep ortadan kalkmışsa hâkim,
re'sen ya da ana veya babanın istemi
üzerine velâyeti geri verir.
ÇOCUK MALLARI
A. Yönetim
I. Genel olarak
MADDE 352.- Ana ve baba,
velâyetleri devam ettiği sürece çocuğun mallarını yönetme hakkına sahip ve
bununla yükümlüdürler; kural olarak hesap ve güvence vermezler.
Ana ve babanın yükümlülüklerini yerine getirmedikleri durumlarda hâkim
müdahale eder.
MADDE 353.- Evlilik sona
erince velâyet kendisinde kalan eş, hâkime çocuğun malvarlığının dökümünü
gösteren bir defter vermek ve bu malvarlığında veya yapılan yatırımlarda
gerçekleşen önemli değişiklikleri bildirmek zorundadır.
B. Kullanma hakkı
MADDE 354.- Ana ve baba,
kusurları sebebiyle velâyetleri kaldırılmadıkça, çocuğun mallarını
kullanabilirler.
MADDE 355.- Ana ve baba,
çocuk mallarının gelirlerini öncelikle çocuğun bakımı, yetiştirilmesi ve
eğitimi için; hakkaniyete uyduğu ölçüde de aile ihtiyaçlarını karşılamak üzere
sarfedebilirler.
Gelir fazlası, çocuk mallarına katılır.
D. Çocuk mallarının kısmen sarfı
MADDE 356.- Olağan
ihtiyaçlar gerektirdiği ölçüde sermaye biçiminde ödemeler, tazminatlar ve
benzeri edimler çocuğun bakımı için kısmen kullanılabilir.
Çocuğun bakımı, yetiştirilmesi ve eğitimi için zorunluluk varsa hâkim,
ana ve babaya belirlediği miktarlarda çocuğun diğer mallarına da başvurma
yetkisini tanıyabilir.
E. Çocuğun serbest malları
MADDE 357.- Ana ve baba,
faiz getiren yatırım veya tasarruf hesabı açılmak üzere ya da açıkça ana ve babanın
kullanmaması koşuluyla çocuğa yapılan kazandırmaların gelirlerini kendi
menfaatlerine sarfedemezler.
Kazandırmada bulunan kişi, kazandırma sırasında açıkça aksini
öngörmedikçe, ana ve baba bunlar üzerinde yönetim hakkına sahiptir.
II. Saklı pay
MADDE 358.- Ölüme bağlı
tasarruf yoluyla çocuğun saklı payı ana ve babanın yönetimi dışında
bırakılabilir.
Mirasbırakan yönetimi bir üçüncü kişiye bırakmışsa, tasarrufunda bu
kişinin belirli zamanlarda sulh hâkimine hesap vermesini öngörebilir.
III. Meslek veya sanat için
verilen mal ve kişisel kazanç
MADDE 359.- Ana ve baba
tarafından bir meslek veya sanat ile uğraşması için çocuğa kendi malından
verilen kısmın veya kendi kişisel kazancının yönetimi ve bunlardan yararlanma
hakkı çocuğa aittir.
Çocuğun evde ana ve babasıyla birlikte yaşaması hâlinde, ana ve baba
ondan kendisinin bakımı için uygun bir katkıda bulunmasını isteyebilirler.
F. Çocuk mallarının korunması
I. Önlemler
MADDE 360.- Ana ve baba,
çocuğun mallarını yönetmekte her ne sebeple olursa olsun yeterince özen
göstermezlerse hâkim, malların korunması için uygun önlemleri alır.
Hâkim, özellikle malların yönetimi konusunda talimat verebilir; belirli zamanlarda verilen bilgi ve hesabı yeterli görmezse, malların tevdi edilmesine veya güvence gösterilmesine karar verebilir.
II. Yönetimin ana ve
babadan alınması
MADDE 361.- Çocuğun
mallarının tehlikeye düşmesi başka bir şekilde önlenemiyorsa hâkim, yönetimin
bir kayyıma devredilmesine karar verebilir.
Çocuğun, yönetimi ana ve babaya ait olmayan malları tehlikeye düştüğünde hâkim, aynı önlemlerin alınmasını kararlaştırabilir.
Çocuk mallarının gelirlerinin veya bu mallardan ayrılmış belirli
miktarların kanuna uygun şekilde sarfedileceğinden kuşku duyulursa hâkim,
bunların da yönetimini bir kayyıma bırakabilir.
G. Yönetimin sona ermesi
I. Malların devri
MADDE 362.- Ana ve baba,
velâyetleri veya yönetim hakları sona erince, çocuğun mallarını, hesabıyla
birlikte ergin çocuğa, vasisine veya kayyıma devrederler.
II. Ana ve babanın sorumluluğu
MADDE 363.- Ana ve baba,
çocuk mallarının geri verilmesinde vekil gibi sorumludurlar.
Dürüstlük kuralına uygun olarak başkasına devrettikleri malların yerine
sadece aldıkları karşılığı geri vermekle yükümlüdürler.
Kanuna uygun olarak çocuk veya aile için yaptıkları harcamalardan
dolayı tazminatla yükümlü tutulmazlar.
AİLE
BİRİNCİ AYIRIM
NAFAKA YÜKÜMLÜLÜĞÜ
A. Nafaka yükümlüleri
MADDE 364.- Herkes, yardım
etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine
nafaka vermekle yükümlüdür.
Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır.
Eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır.
MADDE 365.- Nafaka davası,
mirasçılıktaki sıra göz önünde tutularak açılır.
Dava, davacının geçinmesi için gerekli ve karşı tarafın malî gücüne
uygun bir yardım isteminden ibarettir.
Nafakanın, yükümlülerin bir veya bir kaçından istenmesi hakkaniyete aykırıysa hâkim, onların nafaka yükümlülüğünü azaltabilir veya kaldırabilir.
Dava, nafaka alacaklısına bakmakta olan resmî veya kamuya yararlı
kurumlar tarafından da açılabilir.
Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın
gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda
ödeneceğini karara bağlayabilir.
Yetkili mahkeme, taraflardan birinin yerleşim yeri mahkemesidir.
C. Korunmaya muhtaç kişiler
MADDE 366.- Korunmaya muhtaç
kişilerin bakımı, bununla yükümlü kurumlar tarafından sağlanır. Bu kurumlar,
yaptıkları masrafları nafaka yükümlüsü hısımlardan isteyebilirler.
İKİNCİ AYIRIM
A. Koşulları
MADDE 367.- Aile hâlinde
yaşayan birden çok kimsenin oluşturduğu topluluğun kanuna, sözleşmeye veya örfe
göre belirlenen bir ev başkanı varsa, evi yönetme yetkisi ona ait olur.
Evi yönetme yetkisi, kan veya kayın hısımlığı, işçilik, çıraklık veya
benzeri sebeplerle ya da koruma ve gözetme ilişkisi içinde ev halkı olarak bir
arada yaşayanların hepsini kapsar.
I. Ev düzeni ve gözetim
MADDE 368.- Birlikte yaşayan
kimseler evin düzenine tâbidir. Bu düzenin kuruluşunda ev halkından her birinin
yararı adil biçimde gözetilir.
Ev halkının her biri, özellikle öğrenimi, eğitimi, dinî inançları,
meslek ve sanatı için gerekli özgürlükten yararlanır.
Ev başkanı, birlikte yaşayanların evdeki eşyasını özenle korumak ve
güvenlik altında bulundurmakla yükümlüdür.
II. Sorumluluk
MADDE 369.- Ev başkanı, ev
halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan
kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği
dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi
dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur.
Ev başkanı, ev halkından akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanların
kendilerini ya da başkalarını tehlikeye veya zarara düşürmemeleri için gerekli
önlemleri almakla yükümlüdür.
Zorunluluk hâlinde gerekli önlemlerin alınmasını yetkili makamdan
ister.
III. Altsoyun denkleştirme
alacağı
1. Koşulları
MADDE 370.- Ana ve baba veya
büyük ana ve baba ile birlikte yaşayan ve emeklerini ya da gelirlerini aileye
özgüleyen ergin altsoylar, buna karşılık uygun bir bedel isteyebilirler.
Uyuşmazlık hâlinde hâkim, bedelin miktarı, güvence altına alınması ve
ödeme şekli hakkında karar verir.
2. İstenmesi
MADDE 371.- Altsoy, bu
bedeli borçlunun ölümü hâlinde isteyebilir.
Alacaklı, bu alacağını borçlunun sağlığında, birlikte yaşamanın sona ermesi veya işletmenin el değiştirmesi, borçluya karşı icra takibi yapılması veya onun iflâsı hâllerinde de isteyebilir.
Bu alacak zamanaşımına uğramaz. Fakat en geç borçlunun terekesinin
taksimi anına kadar istenebilir.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
AİLE MALLARI
A. Aile vakfı
MADDE 372.- Aile
bireylerinin eğitim ve öğrenimleri, donanım ve desteklenmeleri ve bunlara benzer
amaçların gerektirdiği harcamaların yapılması için kişiler hukuku ve miras
hukuku hükümleri uyarınca aile vakfı kurulabilir.
Bir malın veya hakkın başkalarına geçmemek üzere aynı soydan gelenlere
kuşaktan kuşağa kalacak şekilde özgülenmesi yasaktır. Böyle bir özgülenme,
vakıf kurma yoluyla da yapılamaz.
I. Oluşumu
1. Koşulları
MADDE 373.- Hısımlar,
kendilerine geçen mirasın tamamı veya bir bölümüyle ya da ortaya başka mallar
koymak suretiyle aralarında bir aile malları ortaklığı kurabilirler.
2. Şekil
MADDE 374.- Aile malları
ortaklığı sözleşmesinin resmî şekilde yapılması ve bütün ortakların veya
temsilcilerinin imzalarını taşıması gerekir.
MADDE 375.- Aile malları
ortaklığı, belirli veya belirsiz süre için kurulabilir. Süre belirlenmediği
takdirde ortaklardan her biri, altı ay önceden bildirmek koşuluyla ortaklıktan
çıkabilir.
Bu bildirim, tarımsal işletme ile ilgili bir ortaklıkta, ancak
ürünlerin yetiştiği yere göre olağan hasat mevsiminin sonu için geçerlidir.
III. Hükmü
1. Elbirliği ile işletme
MADDE 376.- Aile malları
ortaklığı, ortakları elbirliği ile iktisadî faaliyette bulunmak üzere
birleştirir.
Aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklardan her biri eşit hakka
sahiptir.
Ortaklar, ortaklık devam ettiği sürece paylarını isteyemeyecekleri
gibi, bu payları üzerinde tasarruf işlemleri de yapamazlar.
2. Yönetim ve temsil
a. Genel olarak
MADDE 377.- Aile malları
ortaklığı, tüm ortakların elbirliği ile yönetilir.
Ortaklardan her biri, olağan yönetim işlerini diğer ortakların katılmasına gerek olmaksızın yapabilir.
b. Yöneticinin yetkisi
MADDE 378.- Ortaklar,
içlerinden birini ortaklığa yönetici olarak atayabilirler.
Yönetici, ortaklığı yönetir ve ortaklıkla ilgili işlemlerde onu temsil
eder.
Ortaklığı kimin temsil edeceği ticaret siciline kaydedilmiş olmadıkça diğer ortakların temsil yetkisi bulunmadığı iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.
3. Ortak mallar ve kişisel mallar
MADDE 379.- Ortaklar, ortaklığa
giren malların elbirliği hâlinde malikidirler.
Ortaklar, ortaklığın borçlarından müteselsil olarak sorumludurlar.
Ortakların, ortaklık dışında bıraktıkları mallar ile aksi
kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklığın devamı sırasında miras yoluyla veya
herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla edindikleri mallar, onların
kişisel mallarıdır.
IV. Ortaklığın sona ermesi
1. Sebepleri
MADDE 380.- Aşağıdaki
hâllerde ortaklık sona erer:
1. Bütün ortakların anlaşması veya feshin bildirilmesiyle,
2. Ortaklık süresi açıkça veya örtülü olarak uzatılmadığı takdirde
sürenin bitmesiyle,
3. Ortaklardan birinin payının haczedilmesi ve satışının istenmesiyle,
4. Ortaklardan birinin iflâsıyla,
5. Ortaklardan birinin haklı sebebe dayanan istemiyle.
2. Fesih bildirimi, ödemeden aciz, evlenme
MADDE 381.- Ortaklardan biri
feshi bildirir veya iflâs ederse ya da bir ortağın haczedilmiş payının satışı
istenirse, öteki ortaklar, ayrılan ortağın veya alacaklılarının haklarını
ödeyerek ortaklığı kendi aralarında sürdürebilirler.
Evlenen ortak, fesih bildirimine gerek olmaksızın ortaklıktaki hakkının
kendisine ödenmesini isteyebilir.
3. Ölüm
MADDE 382.- Ortaklardan
birinin ölümü hâlinde onun ortaklığa dahil olmayan mirasçıları, ancak ölen
ortağa düşen payın karşılığının kendilerine ödenmesini isteyebilirler.
Ölen ortak mirasçı olarak altsoyunu bırakmışsa, bunlar öbür ortakların
rızası ile onun yerine ortaklığa girebilirler.
4. Paylaşma kuralları
MADDE 383.- Ortaklık
mallarının paylaşılması veya ayrılan ortağın payının hesaplanması, ortaklık
mallarının paylaşma veya ayrılma zamanındaki değerine ve durumuna göre yapılır.
Paylaşma ve hesaplaşma uygun olmayan bir zamanda istenemez.
V. Kazanç paylı aile malları
ortaklığı
1. Konusu
MADDE 384.- Ortaklar,
aralarında yapacakları sözleşmeyle, yıllık kazançtan kendilerine belli bir pay
verilmesi kaydıyla ortaklığın temsilini ve ortaklığın mallarının işletilmesini
içlerinden birine bırakabilirler.
Bu pay, anlaşmayla belirlenmemişse, ortaklık mallarının uygun derecede
uzun bir dönemdeki kazancın ortalama miktarı ile işleten ortağın çalışması ve
yaptığı harcama göz önünde tutularak adil bir biçimde belirlenir.
2. Özel sona erdirme sebepleri
MADDE 385.- İşletme ve
temsili üzerine alan ortak, malları gereği gibi işletmediği veya
yükümlülüklerini yerine getirmediği takdirde, ortakların ortaklığın feshini
isteme hakları vardır.
Ortaklardan birinin, haklı sebeplere dayanarak istemde bulunması
üzerine hâkim, mirastaki paylaşma kurallarını göz önünde bulundurarak, bu
ortağın işletme ve temsili üzerine alan ortakla birlikte yönetime ve ortaklık
mallarından yararlanmaya katılmasına karar verebilir.
Ortakların elbirliği ile işlettikleri ortaklığa ilişkin kurallar,
kazanç paylı aile malları ortaklığında da uygulanır.
C. Aile yurdu
I. Genel olarak
MADDE 386.- Konutlar, tarıma
veya sanayiye elverişli taşınmazlar, eklentileriyle birlikte aile yurdu hâline
getirilebilir.
II. Kurulması
1. Koşulları
MADDE 387.- Aile yurdu
hâline getirilecek taşınmazların büyüklüğü, üzerindeki rehin haklarına ve
malikin diğer mallarına bakılmaksızın, bir ailenin normal geçimine ve
barınmasına yetecek ölçüden fazla olamaz.
Mahkemece haklı sebeplere dayanılarak geçici bir istisna kabul edilmiş
olmadıkça malikin, taşınmazı veya üzerindeki tesisi kendisinin işletmesi ya da
konutta oturması zorunludur.
2. Usul ve şekil
a. İlân
MADDE 388.- Alacaklılar ve
aile yurdu kurulması yüzünden haklarının zedelenmesi ihtimali bulunan kişiler,
kuruluştan önce mahkemece yapılan ilânla itirazlarını iki ay içinde bildirmeye
çağrılırlar.
Durum, alacakları taşınmaz rehniyle güvenceye bağlanmış olanlara ve
hacizli alacaklılara ayrıca bildirilir.
b. Üçüncü kişilerin haklarının korunması
MADDE 389.- Aile yurdu
hâline getirilecek taşınmazda yurt olabilmesi için gerekli koşullar bulunur ve yurdun
kurulmasına üçüncü kişiler itiraz etmez veya itirazın haksız olduğu
anlaşılırsa, mahkeme kuruluşa izin verir.
Süresi içinde itiraz eden alacaklıların ilgilerinin kesildiği ispat
edilmedikçe veya taşınmaz üzerinde bulunan rehin ve hacizler kaldırılmadıkça,
aile yurdu kurulmasına izin verilemez. Borç, itiraz eden veya rehinli
alacaklı lehine vadeye bağlı olsa bile,
aile yurdu kurmak isteyen borçlu hemen ödemede bulunabilir.
c. Tapu kütüğüne şerh verilmesi
MADDE 390.- Bir taşınmazın
aile yurdu hâline getirilmesi, ancak izne ilişkin mahkeme kararının o
taşınmazın tapu kütüğüne şerh verilmesiyle mümkün olur; bu husus mahkemece ilân
edilir.
III. Sonuçları
1. Tasarruf hakkının sınırlanması
MADDE 391.- Aile yurdu
hâline getirilen taşınmazlar devrolunamaz, rehnedilemez ve kiraya verilemez.
Aile yurdu ve eklentileri hakkında, mahkeme eliyle yönetim hâli saklı
kalmak kaydıyla, cebrî icra yoluna başvurulamaz.
2. Kan hısımlarının aile
yurduna alınması
MADDE 392.- Malikin,
yoksulluğu sebebiyle aile yurduna alınmaya muhtaç bulunan ve kabullerine engel
olacak durumları olmayan üstsoyunu, altsoyunu ve kardeşlerini yurda kabul
etmesine mahkemece karar verilebilir.
3. Malikin ödemede acze düşmesi
MADDE 393.- Malik borçlarını
ödemede acze düşerse, aile yurdunu yönetmek üzere mahkemece bir yönetici
atanır.
Yönetici, yurdu amacına ve alacaklıların menfaatlerine uygun biçimde
yönetir.
Alacaklılar, haklarını aciz belgelerindeki tarih ve iflâstaki sıraya
göre alırlar.
1. Malikin ölümü hâlinde
MADDE 394.- Malikin
ölümünden sonra aile yurdunun devam edebilmesi, taşınmazın mirasçılara yurt
olarak geçmesine ilişkin bir ölüme bağlı tasarrufun yapılmış olmasına bağlıdır.
Böyle bir tasarruf yoksa, malik ölünce tapu kütüğündeki yurda ilişkin
şerh silinir.
2. Malikin sağlığında
MADDE 395.- Malik sağlığında
yurda son verebilir.
Bunun için malik, tapu kütüğündeki kaydı sildirmek üzere bir dilekçeyle
mahkemeye başvurur; bu istem mahkemece ilân olunur.
İlân tarihinden başlayarak iki ay içinde bir itiraz yapılmaz veya yapılan itirazın haksızlığı anlaşılırsa, mahkeme kütükteki kaydın silinmesine izin verir.
ÜÇÜNCÜ KISIM
VESAYET
BİRİNCİ BÖLÜM
VESAYET DÜZENİ
BİRİNCİ AYIRIM
VESAYET ORGANLARI
A. Genel olarak
MADDE 396.- Vesayet
organları, vesayet daireleri ile vasi ve kayyımlardır.
B. Vesayet daireleri
MADDE 397.- Kamu vesayeti,
vesayet makamı ve denetim makamından oluşan vesayet daireleri tarafından
yürütülür.
Vesayet makamı, sulh hukuk mahkemesi; denetim makamı, asliye hukuk
mahkemesidir.
1. Koşulları
MADDE 398.- Vesayet
altındaki kişinin menfaatinin haklı gösterdiği, özellikle bir işletmenin, bir
ortaklığın veya benzeri işlerin sürdürülmesi gerektiği takdirde vesayet
istisnaî olarak bir aileye verilebilir.
Bu durumda vesayet makamının yetki, görev ve sorumluluğu kurulacak aile
meclisine geçer.
2. Kurulması
MADDE 399.- Özel vesayet,
vesayet altına alınan kişinin fiil ehliyetine sahip iki yakın hısımının veya
bir hısımı ile eşinin istemi üzerine denetim makamı tarafından kurulur.
3. Aile meclisi
MADDE 400.- Aile meclisi,
vesayet altındaki kişinin vasi olmaya ehil, denetim makamınca dört yıl için
atanacak en az üç hısımından oluşur.
Vesayet altına alınanın eşi de aile meclisine üye olabilir.
4. Güvence
MADDE 401.- Aile meclisi üyeleri,
görevlerini gereği gibi yerine getireceklerine dair güvence vermek
zorundadırlar.
Güvence sağlanmadan özel vesayet kurulamaz.
5. Sona ermesi
MADDE 402.- Aile meclisi
görevini yapmadığı veya vesayet altındaki kişinin menfaati gerektirdiği
takdirde, denetim makamı her zaman aile meclisini değiştirebileceği gibi özel
vesayeti de sona erdirebilir.
MADDE 403.- Vasi, vesayet
altındaki küçüğün veya kısıtlının kişiliği ve malvarlığı ile ilgili bütün
menfaatlerini korumak ve hukukî işlemlerde onu temsil etmekle yükümlüdür.
Kayyım, belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek için atanır.
Bu Kanunun vasi hakkındaki hükümleri, aksi belirtilmiş olmadıkça kayyım hakkında da uygulanır.
İKİNCİ AYIRIM
VESAYETİ GEREKTİREN HÂLLER
A. Küçüklük
MADDE 404.- Velâyet altında
bulunmayan her küçük vesayet altına alınır.
Görevlerini yaparlarken vesayeti gerektiren böyle bir hâlin varlığını
öğrenen nüfus memurları, idarî makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu
hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.
B. Kısıtlama
I. Akıl hastalığı veya akıl
zayıflığı
MADDE 405.- Akıl hastalığı
veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için
kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan
her ergin kısıtlanır.
Görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir
durumun varlığını öğrenen idarî makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu
hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.
II. Savurganlık, alkol veya
uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim
MADDE 406.- Savurganlığı,
alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını
kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme
tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da
başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır.
MADDE 407.- Bir yıl veya
daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan her ergin
kısıtlanır.
Cezayı yerine getirmekle görevli makam, böyle bir hükümlünün cezasını
çekmeye başladığını, kendisine vasi atanmak üzere hemen yetkili vesayet
makamına bildirmekle yükümlüdür.
IV. İstek üzerine
MADDE 408.- Yaşlılığı,
sakatlığı, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi
yönetemediğini ispat eden her ergin kısıtlanmasını isteyebilir.
C. Usul
I. İlgilinin dinlenilmesi ve
bilirkişi raporu
MADDE 409.- Bir kimse
dinlenilmeden savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü
yaşama tarzı, kötü yönetimi veya isteği sebebiyle kısıtlanamaz.
Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmî
sağlık kurulu raporu üzerine karar verilir. Hâkim, karar vermeden önce, kurul
raporunu göz önünde tutarak kısıtlanması istenen kişiyi dinleyebilir.
MADDE 410.- Kısıtlama
kararı, kesinleşince hemen kısıtlının yerleşim yeri ile nüfusa kayıtlı olduğu
yerde ilân olunur.
Kısıtlama, iyiniyetli üçüncü kişileri ilândan önce etkilemez.
Ayırt etme gücüne sahip olmamanın sonuçlarına ilişkin hükümler
saklıdır.
YETKİ
A. Vesayet işlerinde yetki
MADDE 411.- Vesayet
işlerinde yetki küçüğün veya kısıtlının yerleşim yerindeki vesayet dairelerine
aittir.
B. Yerleşim yerinin değişmesi
MADDE 412.- Vesayet
makamının izni olmadıkça vesayet altındaki kişi yerleşim yerini değiştiremez.
Yerleşim yerinin değişmesi hâlinde yetki, yeni vesayet dairelerine
geçer. Bu takdirde kısıtlama yeni yerleşim yerinde ilân olunur.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
VASİNİN ATANMASI
A. Koşulları
I. Genel olarak
MADDE 413.- Vesayet makamı,
bu görevi yapabilecek yetenekte olan bir ergini vasi olarak atar.
Gereken durumlarda, bu görevi birlikte veya vesayet makamı tarafından belirlenen
yetkileri uyarınca ayrı ayrı yerine getirmek üzere birden çok vasi atanabilir.
Rızaları bulunmadıkça birden çok kimse vesayeti birlikte yürütmekle
görevlendirilemez.
II. Eşin ve hısımların önceliği
MADDE 414.- Haklı sebepler
engel olmadıkça, vesayet makamı, vesayet altına alınacak kişinin öncelikle
eşini veya yakın hısımlarından birini, vasilik koşullarına sahip olmaları
kaydıyla bu göreve atar. Bu atamada yerleşim yerlerinin yakınlığı ve kişisel
ilişkiler göz önünde tutulur.
III. İlgililerin isteği
MADDE 415.- Haklı sebepler
engel olmadıkça, vasiliğe, vesayet altına alınacak kişinin ya da ana veya
babasının gösterdiği kimse atanır.
IV. Vasiliği kabul yükümlülüğü
MADDE 416.- Vesayet altına
alınan kimsenin yerleşim yerinde oturanlardan vasiliğe atananlar, bu görevi
kabul etmekle yükümlüdürler.
Aile meclisince atanma hâlinde vasiliği kabul yükümlülüğü yoktur.
V. Vasilikten kaçınma sebepleri
MADDE 417.- Aşağıdaki
kişiler vasiliği kabul etmeyebilirler:
l. Altmış yaşını doldurmuş olanlar,
2.Bedensel özürleri veya sürekli hastalıkları sebebiyle bu görevi
güçlükle yapabilecek olanlar,
3. Dörtten çok çocuğun velisi olanlar,
4. Üzerinde vasilik görevi olanlar,
5. Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Bakanlar Kurulu
üyeleri, hâkimlik ve savcılık mesleği mensupları.
VI. Vasiliğe engel olan sebepler
MADDE 418.- Aşağıdaki
kişiler vasi olamazlar:
1. Kısıtlılar,
2. Kamu hizmetinden yasaklılar veya haysiyetsiz hayat sürenler,
3. Menfaati kendisine vasi atanacak kişinin menfaati ile önemli ölçüde
çatışanlar veya onunla aralarında düşmanlık bulunanlar,
4. İlgili vesayet daireleri hâkimleri.
B. Atama usulü
I. Vasinin atanması
MADDE 419.- Vesayet makamı,
gecikmeksizin vasi atamakla yükümlüdür.
Gerek duyulduğunda henüz ergin olmayanların da kısıtlanmasına karar
verilebilir; ancak, kısıtlama kararı ergin olduktan sonra sonuç doğurur.
Kısıtlanan ergin çocuklar kural olarak vesayet altına alınmayıp velâyet
altında bırakılır.
II. Geçici önlemler
MADDE 420.- Vesayet işleri
zorunlu kıldığı takdirde vesayet makamı, vasinin atanmasından önce de re'sen
gerekli önlemleri alır; özellikle, kısıtlanması istenen kişinin fiil ehliyetini
geçici olarak kaldırabilir ve ona bir temsilci atayabilir.
Vesayet makamının kararı ilân olunur.
MADDE 421.- Atama kararı
vasiye hemen tebliğ olunur.
Kısıtlamaya ve vasi atanmasına veya kısıtlanan velâyet altında
bırakılmışsa buna ilişkin karar, kısıtlının yerleşim yerinde ve nüfusa kayıtlı
olduğu yerde ilân olunur.
IV. Kaçınma ve itiraz
1. Usul
MADDE 422.- Vasiliğe atanan
kişi, bu durumun kendisine tebliğinden başlayarak on gün içinde vasilikten
kaçınma hakkını kullanabilir.
İlgili olan herkes, vasinin atandığını öğrendiği günden başlayarak on
gün içinde atamanın kanuna aykırı olduğunu ileri sürebilir.
Vesayet makamı, vasilikten kaçınma veya itiraz sebebini yerinde görürse yeni bir vasi atar; yerinde görmediği takdirde, bu konudaki görüşü ile birlikte gerekli kararı vermek üzere durumu denetim makamına bildirir.
2. Geçici görev
MADDE 423.- Vasiliğe atanan
kimse, vasilikten kaçınmış veya atanmasına itiraz edilmiş olsa bile, yerine bir
başkası atanıncaya kadar vasiye ait görevleri yerine getirmekle yükümlüdür.
3. Karar
MADDE 424.- Denetim makamı, vereceği
kararı vasiliğe atanmış olan kimseye ve vesayet makamına bildirir.
Vasiliğe atananın görevden alınması hâlinde vesayet makamı, hemen yeni
bir vasi atar.
V. Görevin verilmesi
MADDE 425.- Atama kararı
kesinleşince vesayet makamı vasinin göreve başlaması için gerekli işlemleri
yapar.
BEŞİNCİ AYIRIM
KAYYIMLIK VE YASAL DANIŞMANLIK
A. Kayyımlığı gerektiren hâller
I. Temsil
MADDE 426.- Vesayet makamı,
aşağıda yazılı olan veya kanunda gösterilen diğer hâllerde ilgilisinin isteği
üzerine veya re'sen temsil kayyımı atar:
1. Ergin bir kişi, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri
bir sebeple ivedi bir işini kendisi görebilecek veya bir temsilci atayabilecek
durumda değilse,
2. Bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının
menfaati çatışıyorsa,
3. Yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel varsa.
II. Yönetim
1. Kanun gereği
MADDE 427.- Vesayet makamı,
yönetimi kimseye ait olmayan mallar için gereken önlemleri alır ve özellikle aşağıdaki
hâllerde bir yönetim kayyımı atar:
1. Bir kimse uzun süreden beri bulunamaz ve oturduğu yer de
bilinemezse,
2. Vesayet altına alınması için yeterli bir sebep bulunmamakla beraber,
bir kişi malvarlığını kendi başına yönetmek veya bunun için temsilci atamak
gücünden yoksunsa,
3. Bir terekede mirasçılık hakları henüz belli değilse veya ceninin
menfaatleri gerekli kılarsa,
4. Bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka
yoldan sağlanamamışsa,
5. Bir hayır işi veya genel yarar amacı güden başka bir iş için halktan
toplanan para ve sair yardımı yönetme veya harcama yolu sağlanamamışsa.
2. İstek üzerine
MADDE 428.- İsteğe bağlı kısıtlama sebeplerinden biri varsa, ergin bir kişiye kendi isteği üzerine bir kayyım atanabilir.
MADDE 429.- Kısıtlanması
için yeterli sebep bulunmamakla beraber korunması bakımından fiil ehliyetinin
sınırlanması gerekli görülen ergin bir kişiye aşağıdaki işlerde görüşü alınmak
üzere bir yasal danışman atanır:
1. Dava açma ve sulh olma,
2. Taşınmazların alımı, satımı, rehnedilmesi ve bunlar üzerinde başka
bir aynî hak kurulması,
3. Kıymetli evrakın alımı, satımı ve rehnedilmesi,
4. Olağan yönetim sınırları dışında kalan yapı işleri,
5. Ödünç verme ve alma,
6. Ana parayı alma,
7. Bağışlama,
8. Kambiyo taahhüdü altına girme,
9. Kefil olma.
Aynı koşullar altında bir kimsenin malvarlığını yönetme yetkisi,
gelirlerinde dilediği gibi tasarruf hakkı saklı kalmak üzere kaldırılabilir.
C. Yetki
MADDE 430.- Temsil kayyımı,
kendisine kayyım atanacak kimsenin yerleşim yeri vesayet makamı tarafından
atanır.
Yönetim kayyımı, malvarlığının büyük bölümünün yönetildiği veya temsil edilen kimsenin payına düşen malların bulunduğu yer vesayet makamı tarafından atanır.
D. Usul
MADDE 431.- Vasinin atanması
usulüne ilişkin kurallar, kayyım ve yasal danışmanın atanmasında da uygulanır.
Kayyım veya yasal danışman atanmasına ilişkin karar, ancak vesayet makamının gerekli görmesi hâlinde ilân olunur.
ALTINCI AYIRIM
KORUMA AMACIYLA ÖZGÜRLÜĞÜN KISITLANMASI
A. Koşulları
MADDE 432.- Akıl hastalığı,
akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, ağır tehlike arzeden
bulaşıcı hastalık veya serserilik sebeplerinden biriyle toplum için tehlike
oluşturan her ergin kişi, kişisel korunmasının başka şekilde sağlanamaması
hâlinde, tedavisi, eğitimi veya ıslahı için elverişli bir kuruma yerleştirilir
veya alıkonulabilir. Görevlerini yaparlarken bu sebeplerden birinin varlığını
öğrenen kamu görevlileri, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek
zorundadırlar.
Bu konuda kişinin çevresine getirdiği külfet de göz önünde tutulur.
İlgili kişi durumu elverir elvermez kurumdan çıkarılır.
MADDE 433.- Yerleştirme veya
alıkoymaya karar verme yetkisi, ilgilinin yerleşim yeri veya gecikmesinde sakınca
bulunan hâllerde bulunduğu yer vesayet makamına aittir.
Yerleştirme veya alıkoymaya karar veren vesayet makamı, kurumdan
çıkarmaya da yetkilidir.
MADDE 434.- Kısıtlı bir kişi
bir kuruma yerleştirildiği veya alıkonulduğu ya da ergin bir kişi hakkında
vesayete ilişkin diğer önlemlerin alınmasına gerek görüldüğü takdirde, kişinin
bulunduğu yer vesayet makamı veya özel kanunlarda öngörülen ilgililer, durumu
yerleşim yeri vesayet makamına bildirmekle yükümlüdürler.
MADDE 435.- Kuruma
yerleştirilen kişi veya yakınları, verilen karara karşı kendilerine
bildirilmesinden başlayarak on gün içinde denetim makamına itiraz edebilirler.
Bu hak, kurumdan çıkarılma isteminin reddi hâlinde de kullanılabilir.
MADDE 436.- Koruma amacıyla
özgürlüğün kısıtlanması, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere, Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununa tâbidir:
1. Karar verilirken ilgilinin bunun sebepleri hakkında
bilgilendirilmesi ve karara karşı denetim makamına itiraz edebileceğine yazılı
olarak dikkatinin çekilmesi zorunludur.
2. Bir kuruma yerleştirilen kişiye, alıkonulma kararına veya kurumdan
çıkarılma isteminin reddine karşı en geç on gün içinde denetim makamına itiraz
edebileceği derhal yazılı olarak bildirilir.
3. Mahkeme kararını gerektiren her istem, gecikmeksizin yetkili hâkime
ulaştırılır.
4. Yerleştirme kararı veren vesayet makamı veya hâkim durumun
özelliklerine göre bu istemin görüşülmesini erteleyebilir.
5. Akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu madde
bağımlılığı, ağır tehlike arzeden bulaşıcı hastalığı olanlar hakkında, ancak
resmî sağlık kurulu raporu alındıktan sonra karar verilebilir. Vesayet
makamının daha önceden bilirkişiye başvurmuş olması hâlinde denetim makamı
bundan vazgeçebilir.
II. Yargılama usulü
MADDE 437.- Hâkim, basit
yargılama usulüne göre karar verir.
Gerektiğinde ilgili kişiye adlî yardım sağlanır.
Hâkim, karar verirken ilgili kişiyi dinler.
İKİNCİ BÖLÜM
VESAYETİN YÜRÜTÜLMESİ
BİRİNCİ AYIRIM
VASİNİN GÖREVLERİ
MADDE 438.- Vasiliğe atanma
kararının kesinleşmesi üzerine vasi ile vesayet makamının görevlendireceği bir
kişi tarafından, vakit geçirilmeksizin, yönetilecek malvarlığının defteri
tutulur.
Vesayet altındaki kişi ayırt etme gücüne sahipse, olanak bulunduğu
takdirde defter tutulurken hazır bulundurulur.
Koşullar gerektirdiği takdirde denetim makamı, vasi ve vesayet
makamının isteği üzerine vesayet altındaki kişinin malvarlığının resmî
defterinin tutulmasına karar verebilir. Bu defter, mirastaki resmî defterin
alacaklılara karşı doğurduğu sonuçları doğurur ve oradaki usul uyarınca
tutulur.
II. Değerli şeylerin saklanması
MADDE 439.- Kıymetli evrak,
değerli eşya, önemli belge ve benzerleri, malvarlığının yönetimi bakımından bir
sakınca yoksa, vesayet makamının gözetimi altında güvenli bir yere konulur.
MADDE 440.- Vesayet
altındaki kişinin menfaati gerektirirse değerli şeylerin dışındaki taşınırlar,
vesayet makamının vereceği talimat uyarınca, açık artırma ile satılır. Hâkim,
özel durumları, taşınırın niteliğini veya değerinin azlığını göz önüne alarak
pazarlıkla satışa da karar verebilir.
Vesayet altındaki kişinin kendisi veya ailesi için özel bir değer
taşıyan şeyler, zorunluluk olmadıkça satılamaz.
IV. Paraların yatırılması
1.Yatırma zorunluluğu
MADDE 441.- Vesayet
altındaki kişinin kendisi veya malvarlığının yönetimi için gerekli olmayan
paralar, faiz getirmek üzere, vesayet makamı tarafından belirlenen millî bir
bankaya yatırılır veya Hazine tarafından çıkarılan menkul kıymetlere çevrilir.
Paranın yatırılmasını bir aydan fazla geciktiren vasi, faiz kaybını
ödemekle yükümlüdür.
2. Yatırımların dönüştürülmesi
MADDE 442.- Yeteri kadar
güven verici olmayan yatırımlar, güvenli yatırımlara dönüştürülür.
Dönüştürme işleminin uygun zamanda ve vesayet altındaki kişinin menfaati gözetilerek yapılması gerekir.
V. Ticarî ve sınaî işletmeler
MADDE 443.- Vesayet
altındaki kişinin malvarlığı içinde ticarî, sınaî veya benzeri bir işletme
varsa; vesayet makamı, bunların işletilmesinin devamı veya tasfiyesi için
gerekli talimatı verir.
VI. Taşınmazların satılması
MADDE 444.- Taşınmazların
satışı, vesayet makamının talimatı uyarınca ve ancak vesayet altındaki kişinin
menfaati gerekli kıldığı hâllerde mümkündür.
Satış, vesayet makamının bu iş için görevlendireceği bir kişi
tarafından vasi de hazır olduğu hâlde açık artırmayla yapılır ve ihale vesayet
makamının onamasıyla tamam olur; onamaya ilişkin kararın ihale gününden
başlayarak on gün içinde verilmesi gerekir.
Ancak denetim makamı, istisnaî olarak özel durumları, taşınmazın
niteliğini veya değerinin azlığını göz önüne alarak pazarlıkla satışa da karar
verebilir.
B. Özen ve temsil
I. Kişiye özen
1. Küçüklerde
a. Genel olarak
MADDE 445.- Vesayet
altındaki kişi küçük ise, vasi onun bakımı ve eğitimi için gereken önlemleri
almakla yükümlüdür.
Vesayet dairelerinin yetkilerine ilişkin hükümler saklı kalmak
kaydıyla, vasi bu konuda ana ve babanın yetkilerine sahiptir.
b. Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması
MADDE 446.- Küçüklerin
koruma amacıyla bir kuruma yerleştirilmesine vasinin başvurusu üzerine vesayet
makamı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde bizzat vasi karar verir ve
durumu derhâl vesayet makamına bildirir.
Bunun dışında usul ve yetkiyle ilgili konularda kısıtlı olsun veya
olmasın erginlerin korunması amacıyla özgürlüklerinin kısıtlanmasına ilişkin
hükümler uygulanır.
Onaltı yaşını doldurmamış çocuk bu konuda mahkemeye bizzat başvuramaz.
2. Kısıtlılarda
MADDE 447.- Vasi, kısıtlıyı
korumak ve bütün kişisel işlerinde ona yardım etmekle yükümlüdür.
Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde vasi, koruma amacıyla özgürlüğün
kısıtlanmasına ilişkin hükümlere göre kısıtlıyı bir kuruma yerleştirebilir veya
orada alıkoyabilir ve durumu derhal vesayet makamına bildirir.
1. Genel olarak
MADDE 448.- Vesayet
dairelerinin yetkilerine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla vasi, vesayet
altındaki kişiyi bütün hukukî işlemlerinde temsil eder.
2. Yasak işlemler
MADDE 449.- Vesayet
altındaki kişi adına kefil olmak, vakıf kurmak ve önemli bağışlarda bulunmak
yasaktır.
3. Vesayet altındaki kişinin görüşünün alınması
MADDE 450.- Vesayet
altındaki kişi görüşlerini oluşturma ve açıklama yeteneğine sahipse, vasi
önemli işlerde karar vermeden önce olanak ölçüsünde, onun görüşünü almakla
yükümlüdür.
Vesayet altındaki kişinin işi uygun bulmuş olması vasiyi sorumluluktan
kurtarmaz.
4. Vesayet altındaki kişinin yapabileceği işler
a. Vasinin rızası
MADDE 451.- Ayırt etme
gücüne sahip olan vesayet altındaki kişi, vasinin açık veya örtülü izni veya
sonraki onamasıyla yükümlülük altına girebilir veya bir haktan vazgeçebilir.
Yapılan işlem diğer tarafın belirlediği veya başvurusu üzerine hâkimin
belirleyeceği uygun bir süre içinde onanmazsa, diğer taraf bununla bağlı
olmaktan kurtulur.
b. Onamamanın sonucu
MADDE 452.- Vasinin
onamadığı işlemlerde taraflardan her biri verdiğini geri isteyebilir. Ancak,
vesayet altındaki kişi, sadece kendi menfaatine harcanan veya geri isteme
zamanında malvarlığında mevcut olan zenginleşme tutarıyla ya da iyiniyetli
olmaksızın elden çıkarmış olduğu miktarla sorumludur.
Vesayet altındaki kişi, fiil ehliyetine sahip olduğu hususunda diğer
tarafı yanıltmış ise, onun bu yüzden uğradığı zarardan sorumlu olur.
5. Meslek veya sanat
MADDE 453.- Vesayet
altındaki kişiye vesayet makamı tarafından bir meslek veya sanatın yürütülmesi
için izin verilmiş ise, o kişi bununla ilgili her türlü olağan işlemleri
yapmaya yetkilidir ve bu tür işlemlerden dolayı bütün malvarlığı ile
sorumludur.
I. Yönetim ve hesap tutma
yükümlülüğü
MADDE 454.- Vasi, vesayet
altındaki kişinin malvarlığını iyi bir yönetici gibi özenle yönetmek zorundadır.
Vasi, yönetimle ilgili hesap tutmak ve vesayet makamının belirlediği tarihlerde ve her hâlde yılda bir defa
hesabı onun incelemesine sunmakla yükümlüdür.
Vesayet altındaki kişi görüşlerini oluşturma ve açıklama yeteneğine
sahip ise, hesabın hâkim tarafından incelenmesi sırasında olanak ölçüsünde
hazır bulundurulur.
II. Serbest mallar
MADDE 455.- Vesayet
altındaki kişi, kendi tasarrufuna bırakılmış olan mallar ile vasinin izniyle
çalışarak kazandığı malları serbestçe yönetir ve kullanır.
D. Görevin süresi
MADDE 456.- Vasi, kural
olarak iki yıl için atanır.
Vesayet makamı, bu süreyi her defasında ikişer yıl uzatabilir.
Dört yıl dolunca vasi, vasilikten kaçınma hakkını kullanabilir.
E. Vasinin ücreti
MADDE 457.- Vasi, vesayet
altındaki kişinin malvarlığından, olanak bulunmadığı takdirde Hazineden karşılanmak
üzere kendisine bir ücret verilmesini isteyebilir. Ödenecek ücret, yönetimin
gerektirdiği emek ve yönetilen malvarlığının geliri göz önünde tutulmak
suretiyle her hesap dönemi için vesayet makamı tarafından belirlenir.
İKİNCİ AYIRIM
KAYYIMIN GÖREVLERİ
A. Kayyımın konumu
MADDE 458.- Bir kimseye
kayyım atanması onun fiil ehliyetini etkilemez. Yasal danışmanlığa ilişkin
hükümler saklıdır.
Kayyımın görev süresi ve ücreti vesayet makamı tarafından belirlenir.
B. Kayyımlığın kapsamı
MADDE 459.- Belli bir iş
için görevlendirilmiş olan kayyım, vesayet makamının talimatına aynen uymak
zorundadır.
II. Malvarlığının yönetimi
MADDE 460.- Kayyım bir
malvarlığının yönetimi ve gözetimi ile görevlendirilmiş ise, yalnız o malvarlığının
yönetim ve korunması için gerekli olan işleri yapabilir.
Kayyımın, bunun dışındaki işleri yapabilmesi, temsil olunanın vereceği özel yetkiye, temsil olunan bu yetkiyi verecek durumda değilse vesayet makamının iznine bağlıdır.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
VESAYET DAİRELERİNİN GÖREVLERİ
A. Şikâyet ve itiraz
MADDE 461.- Ayırt etme
gücüne sahip olan vesayet altındaki kişi ve her ilgili, vasinin eylem ve
işlemlerine karşı vesayet makamına şikâyette bulunabilir.
Vesayet makamının kararlarına karşı tebliğ gününden başlayarak on gün
içinde denetim makamına itiraz edilebilir.
I. Vesayet makamından
MADDE 462.- Aşağıdaki
hâllerde vesayet makamının izni gereklidir:
1. Taşınmazların alımı, satımı, rehnedilmesi ve bunlar üzerinde başka
bir aynî hak kurulması,
2. Olağan yönetim ve işletme ihtiyaçları dışında kalan taşınır veya
diğer hak ve değerlerin alımı, satımı, devri ve rehnedilmesi,
3. Olağan yönetim sınırlarını aşan yapı işleri,
4. Ödünç verme ve alma,
5. Kambiyo taahhüdü altına girme,
6. Bir yıl veya daha uzun süreli ürün ve üç yıl veya daha uzun süreli
taşınmaz kirası sözleşmeleri yapılması,
7. Vesayet altındaki kişinin bir sanat veya meslekle uğraşması,
8. Acele hâllerde vasinin geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak
üzere, dava açma, sulh olma, tahkim ve konkordato yapılması,
9. Mal rejimi sözleşmeleri, mirasın paylaştırılması ve miras payının
devri sözleşmeleri yapılması,
10. Borç ödemeden aciz beyanı,
11. Vesayet altındaki kişi hakkında hayat sigortası yapılması,
12. Çıraklık sözleşmesi yapılması,
13. Vesayet altındaki kişinin bir eğitim, bakım veya sağlık kurumuna
yerleştirilmesi,
14. Vesayet altındaki kişinin yerleşim yerinin değiştirilmesi.
II. Denetim makamından
MADDE 463.- Aşağıdaki hâllerde
vesayet makamının izninden sonra denetim makamının da izni gereklidir:
1. Vesayet altındaki kişinin evlât edinmesi veya evlât edinilmesi,
2. Vesayet altındaki kişinin vatandaşlığa girmesi veya çıkması,
3. Bir işletmenin devralınması veya tasfiyesi, kişisel sorumluluğu
gerektiren bir ortaklığa girilmesi veya önemli bir sermaye ile bir şirkete
ortak olunması,
4. Ömür boyu aylık veya gelir bağlama veya ölünceye kadar bakma
sözleşmeleri yapılması,
5. Mirasın kabulü, reddi veya miras sözleşmesi yapılması,
6. Küçüğün ergin kılınması,
7. Vesayet altındaki kişi ile vasi arasında sözleşme yapılması.
C. Rapor ve hesapların
incelenmesi
MADDE 464.- Vesayet makamı,
vasinin belli dönemlerde vereceği rapor ve hesapları inceler; gerekli gördüğü hâllerde
bunların tamamlanması veya düzeltilmesini ister.
Vesayet makamı, rapor ve hesapları kabul veya reddeder; gerektiğinde
vesayet altındaki kişinin menfaatini korumak için uygun önlemleri alır.
D. İznin bulunmaması
MADDE 465.- Kanunen gerektiği hâlde vasinin yetkili vesayet dairelerinin iznini almadan yapmış olduğu işlemler, vesayet altındaki kişinin vasinin izni olmaksızın yaptığı işlem hükmündedir.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
VESAYET ORGANLARININ
SORUMLULUĞU
A. Özen yükümü
MADDE 466.- Vesayet
organları ve vesayet işleriyle görevlendirilmiş olan diğer kişiler, bu
görevlerini yerine getirirlerken iyi
bir yönetimin gerektirdiği özeni göstermekle yükümlüdürler.
B. Vasinin sorumluluğu
MADDE 467.- Vasi, görevini
yerine getirirken kusurlu davranışıyla vesayet altındaki kişiye verdiği
zarardan sorumludur.
Kayyım ve yasal danışmanlar hakkında da aynı hüküm uygulanır.
C. Devletin sorumluluğu
MADDE 468.- Devlet, vesayet
dairelerinde görevli olanların hukuka aykırı olarak sebebiyet verdikleri
zararlardan doğrudan doğruya sorumlu olduğu gibi; vasi, kayyım ve yasal
danışmanlara tazmin ettirilemeyen zararlardan da sorumludur.
Zararı tazmin eden Devlet, zararın meydana gelmesinde kusurlu olanlara rücu eder.
Zararın doğmasına kusurları ile sebep olanlar, rücu hakkını kullanan Devlete karşı müteselsilen sorumludurlar.
D. Görev ve yetki
MADDE 469.- Devletin vesayet
dairelerinde görevli kişilere karşı rücu davasına bakmaya, vesayet dairelerinin
bulunduğu yere en yakın asliye mahkemesi yetkilidir.
Vesayetle ilgili tazminat ve diğer rücu davaları vesayet dairelerinin bulunduğu yer asliye mahkemesinde görülür.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
VESAYETİN SONA ERMESİ
BİRİNCİ AYIRIM
VESAYETİ GEREKTİREN HÂLLERİN
SONA ERMESİ
A. Küçüklerde
MADDE 470.- Küçük üzerindeki
vesayet, onun ergin olmasıyla kendiliğinden sona erer.
Erginliğe mahkemece karar verilmiş ise, mahkeme aynı zamanda küçüğün
hangi tarihte ergin olacağını tespit ve ilân eder.
B. Hükümlülerde
MADDE 471.- Özgürlüğü
bağlayıcı cezaya mahkûmiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayet,
hapis hâlinin sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.
C. Diğer kısıtlılarda
I. Kaldırılması
MADDE 472.- Diğer kısıtlılar
üzerindeki vesayet, yetkili vesayet makamının kararıyla sona erer.
Vesayeti gerektiren sebebin ortadan kalkması üzerine vesayet makamı
vesayetin sona ermesine karar verir.
Kısıtlı ve ilgililerden her biri, vesayetin kaldırılması isteminde
bulunabilir.
II. Usulü
1. İlân
MADDE 473.- Kısıtlama ilân
edilmişse, kaldırılması da ilân olunur.
Fiil ehliyetinin yeniden kazanılması, ilânın yapılmasına bağlı
değildir.
2. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığında
MADDE 474.- Akıl hastalığı
veya akıl zayıflığı yüzünden kısıtlanmış olan kişi üzerindeki vesayetin
kaldırılmasına, ancak kısıtlama sebebinin ortadan kalkmış olduğunun resmî sağlık kurulu raporu ile belirlenmesi
hâlinde karar verilebilir.
3. Savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü
yaşama tarzı, kötü yönetimde
MADDE 475.- Savurganlığı,
alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü
yönetmesi sebebiyle kısıtlanmış olan kişinin vesayetin kaldırılmasını
isteyebilmesi, en az bir yıldan beri vesayet altına alınmasını gerektiren
sebeple ilgili olarak bir şikâyete meydan vermemiş olmasına bağlıdır.
4. İstek üzerine kısıtlamada
MADDE 476.- Kendi isteğiyle
kısıtlanmış olan kişi üzerindeki vesayetin kaldırılması, kısıtlamayı gerektiren
sebebin ortadan kalkmasına bağlıdır.
D. Kayyımlıkta ve yasal
danışmanlıkta
I. Genel olarak
MADDE 477.- Temsil
kayyımlığı, kayyımın yapmakla görevlendirildiği işin bitirilmesiyle sona erer.
Yönetim kayyımlığı, kayyımın atanmasını gerektiren sebebin ortadan
kalkması veya kayyımın görevden alınmasıyla sona erer.
Yasal danışmanlık, vesayetin kaldırılmasına ilişkin hükümler uyarınca
vesayet makamının kararıyla sona erer.
II. İlân
MADDE 478.- Atamanın ilân
edilmiş olması veya vesayet makamının gerekli görmesi hâllerinde, kayyımlığın
sona erdiği de ilân olunur.
VASİLİK GÖREVİNİN SONA ERMESİ
A. Fiil ehliyetinin yitirilmesi
ve ölüm
MADDE 479.- Vasilik görevi,
vasinin fiil ehliyetini yitirmesi veya ölümüyle sona erer.
B. Sürenin sona ermesi ve
uzatılmaması
I. Sürenin dolması
MADDE 480.- Vasilik görevi,
uzatılmadığı takdirde, sürenin dolmasıyla sona erer.
II. Engelin veya kaçınma
sebebinin ortaya çıkması
MADDE 481.- Vasi, vasiliğe
engel bir sebebin ortaya çıkması hâlinde görevinden çekilmek zorundadır.
Vasi, bir kaçınma sebebi ortaya çıktığı takdirde sürenin bitiminden
önce görevinden alınmasını isteyebilir; ancak, önemli sebeplerin varlığı
hâlinde görevine devam etmek zorundadır.
III. Göreve devam zorunluluğu
MADDE 482.- Görevi sona eren
vasi, yenisi göreve başlayıncaya kadar zorunlu işleri yapmakla yükümlüdür.
C. Görevden alınma
I. Sebepleri
MADDE 483.- Vasi, görevini
ağır surette savsaklar, yetkilerini kötüye kullanır veya güveni sarsıcı
davranışlarda bulunur ya da borç ödemede acze düşerse, vesayet makamı
tarafından görevden alınır.
Vasinin görevini yapmakta yetersizliği sebebiyle vesayet altındaki
kişinin menfaatleri tehlikeye düşerse, vesayet makamı kusuru olmasa bile vasiyi
görevden alabilir.
II. Usulü
1. İstek üzerine veya re'sen
MADDE 484.- Ayırt etme
gücüne sahip olan vesayet altındaki kişi veya her ilgili, vasinin görevden
alınmasını isteyebilir.
Görevden alınmayı gerektiren sebebin varlığını başka bir yoldan öğrenen vesayet makamı, vasiyi re'sen görevden almakla yükümlüdür.
2. Araştırma ve uyarı
MADDE 485.- Vesayet makamı,
ancak gerekli araştırmayı yaptıktan ve vasiyi dinledikten sonra onu görevden
alabilir.
Vesayet makamı, ağır olmayan hâllerde vasiye görevden alınacağı
konusunda uyarıda bulunur.
3. Geçici önlemler
MADDE 486.- Gecikmesinde
tehlike bulunan hâllerde vesayet makamı, vasiye geçici olarak işten el çektirip
bir kayyım atayabileceği gibi; gerekirse muhtemel zararı göz önünde
bulundurarak vasinin mallarına ihtiyati haciz koyabilir ve tutuklanmasını da
isteyebilir.
4. Diğer önlemler
MADDE 487.- Vesayet makamı,
görevden alma ve uyarıda bulunmanın yanı sıra, vesayet altındaki kişinin
korunması için gerekli diğer önlemleri de almakla yükümlüdür.
5. İtiraz
MADDE 488.- İlgililer,
vesayet makamının kararlarına karşı, tebliğ gününden başlayarak on gün içinde
denetim makamına itiraz edebilirler. Denetim makamı, gerektiğinde duruşma da
yaparak bu itirazı kesin karara bağlar.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
SONUÇLARI
A. Kesin hesap ve malvarlığının
teslimi
MADDE 489.- Görevi sona eren
vasi, yönetimle ilgili son raporu ve kesin hesabı vesayet makamına vermekle yükümlü
olduğu gibi; malvarlığını vesayet altındaki kişiye, mirasçılarına veya yeni
vasiye teslim edilmek üzere hazır bulundurmak zorundadır.
MADDE 490.- Son rapor ve
kesin hesap belli zamanlarda verilen rapor ve hesaplar gibi vesayet makamı
tarafından incelenir ve onaylanır.
MADDE 491.- Son rapor ve
kesin hesap onaylandıktan ve malvarlığı vesayet altındaki kişiye, mirasçılarına
veya yeni vasiye teslim edildikten sonra, vesayet makamı vasinin görevinin sona
erdiğine karar verir.
Vesayet makamı, son rapor ve kesin hesabın onaylanması veya reddi
konusundaki kararı ile birlikte kesin hesabı vesayet altındaki kişiye,
mirasçılarına veya yeni vasiye, tazminat davası açma hakları bulunduğunu da
belirtmek suretiyle tebliğ eder. Bu tebliğde vasinin görevine son verildiği de
belirtilir.
D. Sorumluluk davasında
zamanaşımı
I. Olağan zamanaşımı
MADDE 492.- Sorumlu vasi ve
kayyıma karşı açılacak tazminat davası kesin hesabın tebliğ edildiği tarihten başlayarak
bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
Tazmin ettirilemeyen zararlar için Devlete karşı açılacak tazminat
davasının zamanaşımı süresi, zararın vasi, kayyım ve yasal danışmana tazmin
ettirilemeyeceğinin anlaşılmasından başlayarak bir yıldır.
Vesayet dairelerinde görevli olanların sebebiyet verdikleri zararlardan
dolayı Devlete karşı açılacak davaların zamanaşımı genel hükümlere tâbidir.
Devletin rücu davası, rücu hakkının doğumunun üzerinden bir yıl
geçmekle zamanaşımına uğrar.
II. Olağanüstü zamanaşımı
MADDE 493.- Olağan
zamanaşımı süresi işlemeye başlamadan önce zarar gören tarafından bilinmesi
veya anlaşılması olanağı bulunmayan bir hesap yanlışlığına veya bir sorumluluk
sebebine dayanan tazminat davası, hesap yanlışlığının veya sorumluluk sebebinin
öğrenilmesinden başlayarak bir yıl içinde açılabilir.
Vesayetten doğan tazminat davaları, her hâlde kesin hesabın tebliğinin
üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
E. Vesayet altındaki kişinin
alacağı
MADDE 494.- Vesayet
altındaki kişinin vasi veya Devlete karşı alacakları imtiyazlı alacaktır.
ÜÇÜNCÜ KİTAP
BİRİNCİ KISIM
MİRASÇILAR
BİRİNCİ BÖLÜM
YASAL MİRASÇILAR
A. Kan hısımları
I. Altsoy
MADDE 495.- Mirasbırakanın birinci derece mirasçıları,
onun altsoyudur.
Çocuklar eşit
olarak mirasçıdırlar.
Mirasbırakandan önce ölmüş olan
çocukların yerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoyları alır.
II. Ana ve baba
MADDE 496.- Altsoyu
bulunmayan mirasbırakanın mirasçıları, ana ve babasıdır. Bunlar eşit olarak
mirasçıdırlar.
Mirasbırakandan önce ölmüş olan ana ve babanın yerlerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoyları alır.
Bir tarafta hiç mirasçı bulunmadığı takdirde, bütün miras diğer
taraftaki mirasçılara kalır.
III. Büyük ana ve büyük baba
MADDE 497.- Altsoyu, ana ve
babası ve onların altsoyu bulunmayan mirasbırakanın mirasçıları, büyük ana ve
büyük babalarıdır. Bunlar, eşit olarak mirasçıdırlar.
Mirasbırakandan önce ölmüş olan büyük ana ve büyük babaların yerlerini,
her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoyları alır.
Ana veya baba tarafından olan büyük ana ve büyük babalardan biri
altsoyu bulunmaksızın mirasbırakandan önce ölmüşse, ona düşen pay aynı
taraftaki mirasçılara kalır.
Ana veya baba tarafından olan büyük ana ve büyük babaların ikisi de altsoyları bulunmaksızın mirasbırakandan önce ölmüşlerse, bütün miras diğer taraftaki mirasçılara kalır.
Sağ kalan eş varsa, büyük ana ve büyük babalardan birinin
mirasbırakandan önce ölmüş olması hâlinde, payı kendi çocuğuna; çocuğu yoksa o
taraftaki büyük ana ve büyük babaya; bir taraftaki büyük ana ve büyük babanın
her ikisinin de ölmüş olmaları hâlinde onların payları diğer tarafa geçer.
IV. Evlilik dışı hısımlar
MADDE 498.- Evlilik dışında
doğmuş ve soybağı, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulmuş olanlar, baba yönünden evlilik
içi hısımlar gibi mirasçı olurlar.
MADDE 499.- Sağ kalan eş,
birlikte bulunduğu zümreye göre mirasbırakana aşağıdaki oranlarda mirasçı olur:
1. Mirasbırakanın altsoyu ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte
biri,
2. Mirasbırakanın ana ve
baba zümresi ile
birlikte mirasçı olursa, mirasın yarısı,
3. Mirasbırakanın büyük ana ve büyük babaları ve onların çocukları ile
birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte üçü, bunlar da yoksa mirasın tamamı eşe
kalır.
C. Evlâtlık
MADDE 500.- Evlâtlık ve
altsoyu, evlât edinene kan hısımı gibi mirasçı olurlar. Evlâtlığın kendi
ailesindeki mirasçılığı da devam eder.
Evlât edinen ve hısımları, evlâtlığa mirasçı olmazlar.
MADDE 501.- Mirasçı
bırakmaksızın ölen kimsenin mirası Devlete geçer.
İKİNCİ BÖLÜM
BİRİNCİ AYIRIM
TASARRUF EHLİYETİ
A. Ehliyet
I. Vasiyette
MADDE 502.- Vasiyet
yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve onbeş yaşını doldurmuş olmak
gerekir.
II. Miras sözleşmesinde
MADDE 503.- Miras sözleşmesi
yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve ergin olmak, kısıtlı bulunmamak
gerekir.
B. İrade sakatlığı
MADDE 504.- Mirasbırakanın
yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama etkisi altında yaptığı ölüme bağlı
tasarruf geçersizdir. Ancak, mirasbırakan yanıldığını veya aldatıldığını
öğrendiği ya da korkutma veya zorlamanın etkisinden kurtulduğu günden
başlayarak bir yıl içinde tasarruftan dönmediği takdirde tasarruf geçerli
sayılır.
Ölüme bağlı tasarrufta kişinin veya şeyin belirtilmesinde açık yanılma hâlinde mirasbırakanın gerçek arzusu kesin olarak tespit edilebilirse, tasarruf bu arzuya göre düzeltilir.
İKİNCİ AYIRIM
TASARRUF ÖZGÜRLÜĞÜ
A. Tasarruf edilebilir kısım
I. Kapsamı
MADDE 505.- Mirasçı olarak
altsoyu, ana ve babası, kardeşleri veya eşi bulunan mirasbırakan, mirasının
saklı paylar dışında kalan kısmında ölüme bağlı tasarrufta bulunabilir.
Bu mirasçılardan hiç biri yoksa, mirasbırakan mirasının tamamında
tasarruf edebilir.
MADDE 506.- Saklı pay aşağıdaki oranlardan ibarettir:
1. Altsoy için yasal miras payının yarısı,
2. Ana ve babadan her biri için yasal miras payının dörtte biri,
3. Kardeşlerden her biri için yasal miras payının sekizde biri,
4. Sağ kalan eş için, altsoy veya ana ve baba zümresiyle birlikte
mirasçı olması hâlinde yasal miras payının tamamı, diğer hâllerde yasal miras
payının dörtte üçü.
III. Tasarruf edilebilir kısmın
hesabı
1. Borçların indirilmesi
MADDE 507.- Tasarruf
edilebilir kısım, terekenin mirasbırakanın ölümü günündeki durumuna göre
hesaplanır.
Hesap yapılırken, mirasbırakanın borçları, cenaze giderleri, terekenin
mühürlenmesi ve yazımı giderleri, mirasbırakan ile birlikte yaşayan ve onun
tarafından bakılan kimselerin üç aylık geçim giderleri terekeden indirilir.
2. Sağlararası karşılıksız kazandırmalar
MADDE 508.- Mirasbırakanın
sağlararası karşılıksız kazandırmaları, tenkise tâbi oldukları ölçüde, tasarruf
edilebilir kısmın hesabında terekeye eklenir.
3. Sigorta alacakları
MADDE 509.- Mirasbırakanın
kendi ölümünde ödenmek üzere üçüncü kişi lehine hayat sigortası sözleşmesi
yapması veya böyle bir kişiyi sonradan lehdar olarak tayin etmesi ya da
sigortacıya karşı olan istem hakkını sağlararası veya ölüme bağlı tasarrufla
karşılıksız olarak üçüncü kişiye devretmesi hâlinde, sigorta alacağının
mirasbırakanın ölümü zamanındaki satın alma değeri terekeye eklenir.
I. Sebepleri
MADDE 510.- Aşağıdaki
durumlarda mirasbırakan, ölüme bağlı bir tasarrufla saklı paylı mirasçısını mirasçılıktan
çıkarabilir:
1. Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın yakınlarından birine
karşı ağır bir suç işlemişse,
2. Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın ailesi üyelerine karşı
aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemişse.
II. Hükümleri
MADDE 511.- Mirasçılıktan
çıkarılan kimse, mirastan pay alamayacağı gibi; tenkis davası da açamaz.
Mirasbırakan başka türlü tasarrufta bulunmuş olmadıkça, mirasçılıktan
çıkarılan kimsenin miras payı, o kimse mirasbırakandan önce ölmüş gibi,
mirasçılıktan çıkarılanın varsa altsoyuna, yoksa mirasbırakanın yasal
mirasçılarına kalır.
Mirasçılıktan çıkarılan kimsenin altsoyu, o kimse mirasbırakandan önce
ölmüş gibi saklı payını isteyebilir.
III. İspat yükü
MADDE 512.- Mirasçılıktan
çıkarma, mirasbırakan ancak buna ilişkin tasarrufunda çıkarma sebebini
belirtmişse geçerlidir.
Mirasçılıktan çıkarılan kimse itiraz ederse, belirtilen sebebin
varlığını ispat, çıkarmadan yararlanan mirasçıya veya vasiyet alacaklısına
düşer.
Sebebin varlığı ispat edilememiş veya çıkarma sebebi tasarrufta belirtilmemişse tasarruf, mirasçının saklı payı dışında yerine getirilir; ancak, mirasbırakan bu tasarrufu çıkarma sebebi hakkında düştüğü açık bir yanılma yüzünden yapmışsa, çıkarma geçersiz olur.
IV. Borç ödemeden aciz sebebiyle
mirasçılıktan çıkarma
MADDE 513.- Mirasbırakan,
hakkında borç ödemeden aciz belgesi bulunan altsoyunu, saklı payının yarısı
için mirasçılıktan çıkarabilir. Ancak, bu yarıyı mirasçılıktan çıkarılanın
doğmuş ve doğacak çocuklarına özgülemesi şarttır.
Miras açıldığı zaman borç ödemeden aciz belgesinin hükmü kalmamışsa veya belgenin kapsadığı borç tutarı mirasçılıktan çıkarılanın miras payının yarısını aşmıyorsa, mirasçılıktan çıkarılanın istemi üzerine çıkarma iptal olunur.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
ÖLÜME BAĞLI TASARRUFLARIN
ÇEŞİTLERİ
A. Genel olarak
MADDE 514.- Mirasbırakan,
tasarruf özgürlüğünün sınırları içinde, malvarlığının tamamında veya bir
kısmında vasiyetname ya da miras sözleşmesiyle tasarrufta bulunabilir.
Mirasbırakanın üzerinde tasarruf etmediği kısım yasal mirasçılarına
kalır.
MADDE 515.- Mirasbırakan,
ölüme bağlı tasarruflarını koşullara veya yüklemelere bağlayabilir. Tasarruf
hüküm ve sonuçlarını doğurduğu andan itibaren, her ilgili koşul veya yüklemenin
yerine getirilmesini isteyebilir.
Hukuka veya ahlâka aykırı koşullar ve yüklemeler, ilişkin bulundukları tasarrufu geçersiz kılar.
Anlamsız veya yalnız başkalarını rahatsız edici nitelikte olan koşullar ve yüklemeler yok sayılır.
C. Mirasçı atama
MADDE 516.- Mirasbırakan,
mirasının tamamı veya belli bir oranı için bir veya birden çok kişiyi mirasçı
atayabilir.
Bir kişinin, mirasın tamamını veya belli bir oranını almasını içeren
her tasarruf, mirasçı atanması sayılır.
D. Belirli mal bırakma
I. Konusu
MADDE 517.- Mirasbırakan,
bir kimseye onu mirasçı atamaksızın belirli bir mal bırakma yoluyla
kazandırmada bulunabilir.
Belirli mal bırakma, ölüme
bağlı tasarrufla bir kimseye terekedeki bir malın mülkiyetinin veya terekenin
tamamı ya da bir kısmı üzerinde intifa hakkının kazandırılmasına yönelik
olabileceği gibi; bir kimse lehine tereke değeri üzerinden bir edimin yerine
getirilmesinin, bir iradın bağlanmasının veya bir kimsenin bir borçtan
kurtarılmasının, mirasçılar veya belirli mal bırakılanlara yükletilmesi
suretiyle de olabilir.
Bırakılan belirli mal terekede bulunmadığı takdirde, tasarruftan aksi
anlaşılmadıkça, ölüme bağlı tasarrufu yerine getirmekle yükümlü olanlar borçtan
kurtulurlar.
II. Teslim borcu
MADDE 518.- Bırakılan belirli mal, mirasın açılması anındaki durumuyla teslim olunur; yarar ve hasar, mirasın açılması anında kendisine belirli mal bırakılana geçer.
Tasarrufu yerine getirme ile yükümlü olan kimse, mirasın açılmasından sonra bırakılan belirli mala yaptığı
harcamalar ve mala verdiği zararlardan dolayı, vekâletsiz iş görenin haklarına
sahip ve borçlarıyla yükümlü olur.
III. Tereke ile ilgisi
MADDE 519.- Tereke mevcudunu
veya tasarrufu yerine getirme yükümlüsüne yapılan kazandırmayı ya da saklı payı
zedeleyen tasarrufların orantılı olarak tenkisi istenebilir.
Tasarrufu yerine getirme yükümlüsü, mirasçılığı veya kendisine bırakılan kazandırmayı reddetmiş ya da mirasbırakandan önce ölmüş veya mirastan yoksun kalmış olsa bile tasarruf yürürlükte kalır; yerine getirme borcu, bu durumlardan yararlananlara geçer.
Yasal veya atanmış mirasçı, mirası reddetmiş olsa bile lehine yapılmış
bir tasarrufun yerine getirilmesini isteyebilir.
E. Yedek mirasçı atama
MADDE 520.- Mirasbırakan,
atadığı mirasçının kendisinden önce ölmesi veya mirası reddetmesi hâlinde onun
yerine geçmek üzere bir veya birden çok kişiyi yedek mirasçı olarak atayabilir.
Bu kural belirli mal bırakmada da uygulanır.
F. Artmirasçı atama
MADDE 521.- Mirasbırakan,
ölüme bağlı tasarrufuyla önmirasçı atadığı kişiyi mirası artmirasçıya
devretmekle yükümlü kılabilir.
Aynı yükümlülük artmirasçıya yüklenemez.
Bu kurallar belirli mal bırakmada da uygulanır.
II. Artmirasçıya geçiş
MADDE 522.- Tasarrufta geçiş
anı belirtilmemişse miras, önmirasçının ölümüyle artmirasçıya geçer.
Tasarrufta geçiş anı gösterilmiş olup önmirasçının ölümünde bu an henüz gelmemişse miras, güvence göstermeleri koşuluyla önmirasçının mirasçılarına teslim edilir.
Mirasın artmirasçıya geçmesine herhangi bir sebeple olanak kalmadığı
anda miras, önmirasçıya; önmirasçı ölmüşse onun mirasçılarına kesin olarak
kalır.
III. Güvence
MADDE 523.- Önmirasçıya
geçen mirasın sulh mahkemesince defteri tutulur.
Mirasbırakan açıkça bağışık tutmadıkça, mirasın önmirasçıya teslimi
onun güvence göstermesine bağlıdır. Taşınmazlarda bu güvence, yeterli görüldüğü
takdirde mirası geçirme yükümlülüğünün tapu kütüğüne şerh verilmesiyle de
sağlanabilir.
Önmirasçı güvence göstermez veya artmirasçının beklenen haklarını
tehlikeye düşürürse, mirasın resmen yönetimine karar verilir.
1. Önmirasçı hakkında
MADDE 524.- Önmirasçı, mirası atanmış mirasçılar gibi kazanır.
Önmirasçı, mirasa artmirasçıya geçirme yükümlülüğü ile sahip olur.
2. Artmirasçı hakkında
MADDE 525.- Artmirasçı,
mirası belirlenmiş olan geçiş anında sağ ise kazanır.
Artmirasçı geçiş anından önce ölmüşse, tasarrufta aksi öngörülmüş olmadıkça, miras önmirasçıya kalır.
Önmirasçı mirasbırakanın ölümünde sağ değilse veya mirastan yoksun
kalmışsa ya da mirası reddederse, miras artmirasçıya geçer.
G. Vakıf
MADDE 526.- Mirasbırakan,
terekesinin tasarruf edilebilir kısmının tamamını veya bir bölümünü özgülemek
suretiyle vakıf kurabilir.
Vakıf, ancak kanun hükümlerine uyulmak koşuluyla tüzel kişilik kazanır.
I. Olumlu miras sözleşmesi
MADDE 527.- Mirasbırakan,
miras sözleşmesiyle mirasını veya belirli malını sözleşme yaptığı kimseye ya da
üçüncü bir kişiye bırakma yükümlülüğü altına girebilir.
Mirasbırakan, malvarlığında eskisi gibi serbestçe tasarruf edebilir;
ancak, miras sözleşmesindeki yükümlülüğü ile bağdaşmayan ölüme bağlı
tasarruflarına veya bağışlamalarına itiraz edilebilir.
II. Mirastan feragat sözleşmesi
1. Kapsamı
MADDE 528.- Mirasbırakan,
bir mirasçısı ile karşılıksız veya bir karşılık sağlanarak mirastan feragat
sözleşmesi yapabilir.
Feragat eden, mirasçılık sıfatını kaybeder.
Bir karşılık sağlanarak mirastan feragat, sözleşmede aksi
öngörülmedikçe feragat edenin altsoyu için de sonuç doğurur.
2. Hükümden düşmesi
MADDE 529.- Mirastan feragat
sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmış olup bu kişinin herhangi bir sebeple
mirasçı olamaması hâlinde, feragat hükümden düşer.
Mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmamışsa, en
yakın ortak kökün altsoyu lehine yapılmış sayılır ve bunların herhangi bir
sebeple mirasçı olamaması hâlinde, feragat yine hükümden düşer.
3. Tereke alacaklılarının hakları
MADDE 530.- Mirasın açılması
anında tereke, borçları karşılayamıyorsa ve borçlar mirasçılar tarafından da
ödenmiyorsa, feragat eden ve mirasçıları, alacaklılara karşı feragat için
ölümünden önceki beş yıl içinde mirasbırakandan almış oldukları karşılıktan,
mirasın açılması anındaki zenginleşmeleri tutarında sorumludurlar.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
ÖLÜME BAĞLI TASARRUFLARIN
A. Vasiyet
I. Şekilleri
1. Genel olarak
MADDE 531.- Vasiyet, resmî
şekilde veya mirasbırakanın el yazısı ile ya da sözlü olarak yapılabilir.
2. Resmî vasiyetname
a. Düzenlenmesi
MADDE 532.- Resmî
vasiyetname, iki tanığın katılmasıyla resmî memur tarafından düzenlenir.
Resmî memur, sulh hâkimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki
verilmiş diğer bir görevli olabilir.
b. Memurun işlevi
MADDE 533.- Mirasbırakan,
arzularını resmî memura bildirir. Bunun üzerine memur, vasiyetnameyi yazar veya
yazdırır ve okuması için mirasbırakana verir.
Vasiyetname, mirasbırakan tarafından okunup imzalanır.
Memur, vasiyetnameyi tarih koyarak imzalar.
c. Tanıkların katılması
MADDE 534.- Vasiyetnameye
tarih ve imza konulduktan hemen sonra mirasbırakan, vasiyetnameyi okuduğunu,
bunun son arzularını içerdiğini memurun huzurunda iki tanığa beyan eder.
Tanıklar, bu beyanın kendi önlerinde yapıldığını ve mirasbırakanı
tasarrufa ehil gördüklerini vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını
imzalarlar.
Vasiyetname içeriğinin tanıklara bildirilmesi zorunlu değildir.
d. Mirasbırakan tarafından okunmaksızın ve imzalanmaksızın düzenleme
MADDE 535.- Mirasbırakan vasiyetnameyi bizzat okuyamaz veya
imzalayamazsa, memur vasiyetnameyi iki tanığın önünde ona okur ve bunun üzerine
mirasbırakan vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini beyan eder.
Bu durumda tanıklar, hem mirasbırakanın beyanının kendi önlerinde yapıldığını ve onu tasarrufa ehil gördüklerini; hem vasiyetnamenin kendi önlerinde memur tarafından mirasbırakana okunduğunu ve onun vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini beyan ettiğini vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalarlar.
e. Düzenlemeye katılma yasağı
MADDE 536.- Fiil ehliyeti
bulunmayanlar, bir ceza mahkemesi kararıyla kamu hizmetinden yasaklılar, okur
yazar olmayanlar, mirasbırakanın eşi, üstsoy ve altsoy kan hısımları,
kardeşleri ve bu kişilerin eşleri, resmî vasiyetnamenin düzenlenmesine memur
veya tanık olarak katılamazlar.
Resmî vasiyetnamenin düzenlenmesine katılan memura ve tanıklara,
bunların üstsoy ve altsoy kan hısımlarına, kardeşlerine ve bu kişilerin
eşlerine o vasiyetname ile kazandırmada bulunulamaz.
f. Vasiyetnamenin saklanması
MADDE 537.- Resmî
vasiyetnameyi düzenleyen memur, vasiyetnamenin aslını saklamakla yükümlüdür.
3. El yazılı vasiyetname
MADDE 538.- El yazılı
vasiyetnamenin yapıldığı yıl, ay ve gün gösterilerek başından sonuna kadar mirasbırakanın el yazısıyla yazılmış ve
imzalanmış olması zorunludur.
El yazılı vasiyetname, saklanmak üzere açık veya kapalı olarak notere,
sulh hâkimine veya yetkili memura bırakılabilir.
4. Sözlü vasiyet
a. Son arzuları anlatma
MADDE 539.- Mirasbırakan;
yakın ölüm tehlikesi, ulaşımın kesilmesi, hastalık, savaş gibi olağanüstü
durumlar yüzünden resmî veya el yazılı vasiyetname yapamıyorsa, sözlü vasiyet
yoluna başvurabilir.
Bunun için mirasbırakan, son arzularını iki tanığa anlatır ve onlara bu
beyanına uygun bir vasiyetname yazmaları veya yazdırmaları görevini yükler.
Resmî vasiyetname düzenlenmesinde okur yazar olma koşulu dışında,
tanıklara ilişkin yasaklar, sözlü vasiyetteki tanıklar için de geçerlidir.
b. Belgeleme
MADDE 540.- Mirasbırakan
tarafından görevlendirilen tanıklardan biri, kendilerine beyan edilen son
arzuları, yer, yıl, ay ve günü de belirterek hemen yazar, bu belgeyi imzalar ve
diğer tanığa imzalatır. Yazılan belgeyi ikisi birlikte vakit geçirmeksizin bir
sulh veya asliye mahkemesine verirler ve mirasbırakanı vasiyetname yapmaya ehil
gördüklerini, onun son arzularını olağanüstü durum içinde kendilerine
anlattığını hâkime beyan ederler.
Tanıklar, daha önce bir belge düzenlemek yerine, vakit geçirmeksizin
mahkemeye başvurup yukarıdaki hususları beyan ederek mirasbırakanın son
arzularını bir tutanağa geçirtebilirler.
Sözlü vasiyet yoluna başvuran kimse askerlik hizmetinde bulunuyorsa,
teğmen veya daha yüksek rütbeli bir subay; Ülke sınırları dışında seyreden bir
ulaşım aracında bulunuyorsa, o aracın sorumlu yöneticisi; sağlık kurumlarında
tedavi edilmekteyse, sağlık kurumunun en yetkili yöneticisi hâkim yerine geçer.
c. Hükümden düşme
MADDE 541.- Mirasbırakan
için sonradan diğer şekillerde vasiyetname yapma olanağı doğarsa, bu tarihin
üzerinden bir ay geçince sözlü vasiyet hükümden düşer.
II. Vasiyetten dönme
1. Yeni vasiyetname ile
MADDE 542.- Mirasbırakan,
vasiyetname için kanunda öngörülen şekillerden birine uymak suretiyle yeni bir
vasiyetname yaparak önceki vasiyetnameden her zaman dönebilir.
Vasiyetnamenin tamamından veya bir kısmından dönülebilir.
2. Yok etme ile
MADDE 543.- Mirasbırakan,
yok etmek suretiyle de vasiyetnameden dönebilir.
Kaza sonucunda veya üçüncü kişinin kusuruyla yok olan ve içeriğinin
aynen ve tamamen belirlenmesine olanak bulunmayan vasiyetname hükümsüz kalır.
Tazminat isteme hakkı saklıdır.
3. Sonraki tasarruflar
MADDE 544.- Mirasbırakan, önceki vasiyetnamesini ortadan kaldırmaksızın yeni bir vasiyetname yaparsa, kuşkuya yer bırakmayacak surette önceki vasiyetnameyi tamamlamadıkça, sonraki vasiyetname onun yerini alır.
Belirli mal bırakma vasiyeti de, vasiyetnamede aksi belirtilmedikçe,
mirasbırakanın sonradan o mal üzerinde bu vasiyetle bağdaşmayan başka bir
tasarrufta bulunmasıyla ortadan kalkar.
B. Miras sözleşmesi
I. Şekli
MADDE 545.- Miras
sözleşmesinin geçerli olması için resmî vasiyetname şeklinde düzenlenmesi gerekir.
Sözleşmenin tarafları, arzularını resmî memura aynı zamanda bildirirler
ve düzenlenen sözleşmeyi memurun ve iki tanığın önünde imzalarlar.
1. Sağlararasında
a. Sözleşme veya vasiyetname ile
MADDE 546.- Miras
sözleşmesi, tarafların yazılı anlaşmasıyla her zaman ortadan kaldırılabilir.
Miras sözleşmesiyle mirasçı atanan veya kendisine belirli mal bırakılan
kişinin, mirasbırakana karşı miras sözleşmesinin yapılmasından sonra
mirasçılıktan çıkarma sebebi oluşturan davranışta bulunduğu ortaya çıkarsa;
mirasbırakan, miras sözleşmesini tek taraflı olarak ortadan kaldırabilir.
Tek taraflı ortadan kaldırma, vasiyetnameler için kanunda öngörülen şekillerden biriyle yapılır.
b. Sözleşmeden dönme yolu ile
MADDE 547.- Miras sözleşmesi
gereğince sağlararası edimleri isteme hakkı bulunan taraf, bu edimlerin
sözleşmeye uygun olarak yerine getirilmemesi veya güvenceye bağlanmaması
hâlinde borçlar hukuku kuralları uyarınca sözleşmeden dönebilir.
2. Mirasbırakandan önce ölme
MADDE 548.- Mirasçı atanan
veya kendisine belirli mal bırakılan kişi mirasbırakanın ölümünde sağ değilse,
miras sözleşmesi kendiliğinden ortadan kalkar.
Mirasbırakandan önce ölen kişinin mirasçıları, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ölüme bağlı tasarrufta bulunandan, miras sözleşmesi uyarınca elde ettiği ölüm tarihindeki zenginleşmeyi geri isteyebilirler.
C. Tasarruf edilebilir kısmın
daralması
MADDE 549.- Miras sözleşmesi
veya vasiyetnameyle yapılan ölüme bağlı kazandırmalar, mirasbırakanın tasarruf
edebileceği kısmın sonradan daralması yüzünden hükümsüz olmaz; sadece tenkis
edilebilir.
VASİYETİ YERİNE GETİRME
GÖREVLİSİ
A. Atanması
I. Atanma ve ehliyet
MADDE 550.- Mirasbırakan,
vasiyetnameyle bir veya birden çok vasiyeti yerine getirme görevlisi
atayabilir.
Vasiyeti yerine getirme görevlisinin, göreve başladığı sırada fiil
ehliyetine sahip olması gerekir.
Vasiyeti yerine getirme görevlisine sulh hâkimi tarafından bu görevi
bildirilir; bildirim tarihinden başlayarak onbeş gün içinde kabul edilmediği
sulh hâkimine bildirilmezse, görev kabul edilmiş sayılır.
Vasiyeti yerine getirme görevlisi hizmetinin karşılığında uygun bir
ücret isteyebilir.
II. Birden çok vasiyeti yerine
getirme görevlisi
MADDE 551.- Birden çok
vasiyeti yerine getirme görevlisinin atanmış olması hâlinde, tasarruftan veya
işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça bunlar görevi birlikte yürütürler.
Bunlardan biri görevi kabul etmez veya edemez ya da herhangi bir
sebeple görevi sona ererse, mirasbırakanın tasarrufundan aksi anlaşılmadıkça
diğerleri göreve devam eder.
Birden çok vasiyeti yerine
getirme görevlisi birlikte hareket etmek üzere atanmış olsa bile acele hâllerde
her biri gerekli işlemleri yapabilir.
I. Genel olarak
MADDE 552.- Mirasbırakan,
tasarrufunda aksini öngörmüş veya sınırlı bir görev vermiş olmadıkça vasiyeti
yerine getirme görevlisi, mirasbırakanın son arzularının yerine getirilmesi
için gerekli bütün işlemleri yapmakla görevli ve yetkilidir.
Vasiyeti yerine getirme görevlisi, özellikle;
1. Göreve başladıktan sonra gecikmeksizin terekedeki malların, hakların
ve borçların listesini düzenler. Liste düzenlenirken olanak varsa mirasçılar
hazır bulundurulur.
2. Terekeyi yönetir ve yönetimin gerektirdiği ölçüde tereke mallarının
zilyetliğinin kendisine devrini ister.
3. Tereke alacaklarını tahsil eder, borçlarını öder.
4. Vasiyetleri yerine getirir.
5. Terekenin paylaşılması için plân hazırlar.
6. Tereke ile ilgili dava ve takiplerde miras ortaklığını temsil eder.
Mirasçılar tarafından açılmış davalardan görevi ile ilgili olanlara müdahil
olarak katılabilir.
7. Açtığı veya aleyhine açılan davalar ile yapılan takipleri
mirasçılara bildirir.
II. Tereke malları üzerinde
tasarruf
MADDE 553.- Mirasbırakan
taahhüt etmiş olmadıkça, terekeye dahil malların, vasiyeti yerine getirme
görevlisi tarafından devri veya bunlar üzerinde sınırlı aynî haklar kurulması,
sulh hâkiminin yetki vermesine bağlıdır. Hâkim, olanak bulunduğu takdirde
mirasçıları dinledikten sonra karar verir. Olağan giderleri karşılayacak
ölçüdeki tasarruflar için yetki almaya gerek yoktur.
C. Görevin sona ermesi
MADDE 554.- Vasiyeti yerine
getirme görevlisinin görevi, ölümü veya atanmasını geçersiz kılan bir sebebin
varlığı hâlinde kendiliğinden sona erer.
Vasiyeti yerine getirme görevlisi sulh hâkimine yapacağı bir beyanla
görevinden ayrılabilir. Görev uygunsuz bir zamanda bırakılamaz.
D. Denetlenmesi
MADDE 555.- Vasiyeti yerine
getirme görevlisi, görevinin yerine getirilmesinde sulh hâkiminin denetimine tâbidir.
Hâkim, şikâyet üzerine veya re'sen gereken önlemleri alır.
Vasiyeti yerine getirme görevlisinin yetersiz olduğu, görevini kötüye kullandığı veya ağır ihmali tespit edilirse, sulh hâkimi tarafından görevine son verilir. Bu karara karşı tebliğinden başlayarak onbeş gün içinde asliye mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.
E. Sorumluluğu
MADDE 556.- Vasiyeti yerine
getirme görevlisi, görevini yerine getirirken özen göstermekle yükümlüdür;
ilgililere karşı bir vekil gibi sorumludur.
ALTINCI AYIRIM
ÖLÜME BAĞLI TASARRUFLARIN
İPTALİ VE TENKİSİ
A. İptal davası
I. Sebepleri
MADDE 557.- Aşağıdaki
sebeplerle ölüme bağlı bir tasarrufun iptali için dava açılabilir:
1. Tasarruf mirasbırakanın tasarruf ehliyeti bulunmadığı bir sırada
yapılmışsa,
2. Tasarruf yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda
yapılmışsa,
3. Tasarrufun içeriği, bağlandığı koşullar veya yüklemeler hukuka veya
ahlâka aykırı ise,
4. Tasarruf kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmışsa.
II. Dava hakkı
MADDE 558.- İptal davası,
tasarrufun iptal edilmesinde menfaati bulunan mirasçı veya vasiyet alacaklısı
tarafından açılabilir.
Dava, ölüme bağlı tasarrufun tamamının veya bir kısmının iptaline
ilişkin olabilir.
İptal davası, ölüme bağlı tasarrufla kendilerine, eşlerine veya
hısımlarına kazandırma yapılanların tasarrufun düzenlenmesine katılmalarının
yol açtığı sakatlığa dayandığı takdirde tasarrufun tamamı değil, yalnız bu
kazandırmalar iptal edilir.
III. Hak düşürücü süreler
MADDE 559.- İptal davası
açma hakkı, davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi
olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde
açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın geçmesi tarihinin üzerinden,
iyiniyetli davalılara karşı on yıl, iyiniyetli olmayan davalılara karşı yirmi
yıl geçmekle düşer.
Hükümsüzlük, def"i yoluyla her zaman ileri sürülebilir.
B. Tenkis davası
I. Koşulları
1. Genel olarak
MADDE 560.- Saklı paylarının
karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan
tasarruflarının tenkisini dava edebilirler.
Yasal mirasçıların paylarına ilişkin olarak tasarrufta yer alan kurallar, mirasbırakanın arzusunun başka türlü olduğu tasarruftan anlaşılmadıkça, sadece paylaştırma kuralları sayılır.
2. Saklı paylı mirasçılar lehine kazandırmalar
MADDE 561.- Saklı pay sahibi
mirasçılara ölüme bağlı tasarrufla yapılan ve tasarruf edilebilir kısmı aşan
kazandırmaların onların saklı paylarını aşan kısmı orantılı olarak tenkise tâbi
olur. Tenkise tâbi birden fazla ölüme bağlı tasarrufun bulunması hâlinde, saklı
pay sahibi mirasçıya yapılan kazandırmanın saklı payı aşan kısmı ile saklı pay
sahibi olmayan kimselere yapılan kazandırmalar orantılı olarak tenkis edilir.
3. Mirasçının alacaklılarının hakları
MADDE 562.- Mirasbırakan,
tasarruf edebileceği kısmı aştığında, saklı payı zedelenen mirasçı, iflâsı
hâlinde iflâs dairesinin veya mirasın geçtiği tarihte kendisine karşı ellerinde
ödemeden aciz belgesi bulunan alacaklıların ihtarına rağmen tenkis davası
açmazsa, iflâs idaresi veya bu alacaklılar, alacaklarının elde edilmesi için
gerekli olan oranda ve mirasçıya tanınan süre içinde tenkis davası açabilirler.
Mirasçılıktan çıkarılanın çıkarma tasarrufuna itiraz etmemesi durumunda
da iflâs idaresi veya alacaklılar, aynı koşullarla tenkis davası açabilirler.
II. Hükümleri
1. Genel olarak
MADDE 563.- Tenkis,
mirasbırakanın arzusunun başka türlü olduğu tasarruftan anlaşılmadıkça, mirasçı
atanması yoluyla veya diğer bir ölüme bağlı tasarrufla elde edilen
kazandırmaların tamamında, orantılı olarak yapılır.
Ölüme bağlı tasarrufla kazandırma elde eden kimse, bazı vasiyetleri
yerine getirmekle yükümlü kılınmışsa, kazandırmanın tenkise tâbi tutulması
hâlinde, bu kimse mirasbırakanın arzusunun başka türlü olduğu tasarruftan
anlaşılmadıkça vasiyet borçlarının da aynı oranda tenkis edilmesini
isteyebilir.
2. Bölünmez mal vasiyetinde
MADDE 564.- Değerinde azalma
meydana gelmeksizin bölünmesine olanak bulunmayan belirli bir mal vasiyeti
tenkise tâbi olursa, vasiyet alacaklısı, dilerse tenkisi gereken kısmın
değerini ödeyerek malın verilmesini, dilerse tasarruf edilebilir kısmın
değerini karşılayan parayı isteyebilir.
Tasarruf konusu malın vasiyet alacaklısında kalması durumunda, malın tenkis sebebiyle vasiyet borçlusuna verilmesi gereken, aksi hâlde tasarruf oranı içinde kalan kısmının karar günündeki değerinin para olarak ödetilmesine karar verilir.
Bu kurallar, sağlararası kazandırmaların tenkisinde de uygulanır.
3. Sağlararası kazandırmalar
a. Tenkise tâbi kazandırmalar
MADDE 565.- Aşağıdaki
karşılıksız kazandırmalar, ölüme bağlı tasarruflar gibi tenkise tâbidir:
1. Mirasbırakanın, mirasçılık sıfatını kaybeden yasal mirasçıya miras
payına mahsuben yapmış olduğu sağlararası kazandırmalar,geri verilmemek
kaydıyla altsoyuna malvarlığı devri veya borçtan kurtarma yoluyla yaptığı
kazandırmalar ya da alışılmışın dışında verilen çeyiz ve kuruluş sermayesi,
2. Miras haklarının ölümden önce tasfiyesi maksadıyla yapılan kazandırmalar,
3. Mirasbırakanın serbestçe dönme hakkını saklı tutarak yaptığı
bağışlamalar ve ölümünden önceki bir yıl içinde âdet üzere verilen hediyeler
dışında yapmış olduğu bağışlamalar,
4. Mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı
açık olan kazandırmalar.
b. Geri verme borcu
MADDE 566.- Kendisine
tenkise tâbi bir kazandırma yapılmış olan kimse iyiniyetli ise, sadece mirasın
geçmesi anında kazandırmadan elinde kalanı geri vermekle yükümlüdür; iyiniyetli
değilse, iyiniyetli olmayan zilyedin geri verme borcuna ilişkin hükümlere göre
sorumlu olur.
Miras sözleşmesiyle elde ettiği kazandırma tenkise tâbi tutulan kimse, bu kazandırma için mirasbırakana verdiği karşılığın tenkis oranında geri verilmesini isteyebilir.
4. Hayat sigortalarında
MADDE 567.- Mirasbırakanın
kendi ölümünde ödenmek üzere üçüncü kişi lehine hayat sigortası yaptığı veya
böyle bir kişiyi lehdar olarak sonra belirlediği ya da sigortacıya karşı olan
istem hakkını sağlararası veya ölüme bağlı tasarrufla karşılıksız olarak üçüncü
kişiye devrettiği hâllerde, sigorta alacağının mirasbırakanın ölümü zamanındaki
satınalma değeri tenkise tâbi olur.
5. İntifa hakkı veya irat bakımından
MADDE 568.- Mirasbırakan, tahmin edilen devam sürelerine göre sermayeye çevrilmeleri hâlinde tasarruf edilebilir kısmı aşan intifa hakkı veya irat borcu ile terekesini yükümlü kılarsa, mirasçıları, intifa hakkının veya irat borcunun tenkisini ya da tasarruf edilebilir kısmı vererek bu yükümlülüğün kaldırılmasını isteyebilirler.
6. Artmirasçı bakımından
MADDE 569.- Mirası
artmirasçıya geçirme yükümlülüğü ile saklı payı zedelenen mirasçı, aşan kısmın
tenkisini isteyebilir.
III. Tenkiste sıra
MADDE 570.- Tenkis, saklı
pay tamamlanıncaya kadar, önce ölüme bağlı tasarruflardan; bu yetmezse, en yeni
tarihlisinden en eskisine doğru geriye gidilmek üzere sağlararası
kazandırmalardan yapılır.
Kamu tüzel kişileri ile kamuya yararlı dernek ve vakıflara yapılan
ölüme bağlı tasarruflar ve sağlararası kazandırmalar en son sırada tenkis
edilir.
MADDE 571.- Tenkis davası
açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten
başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer
tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer.
Bir tasarrufun iptali bir öncekinin yürürlüğe girmesini sağlarsa, süreler iptal kararının kesinleşmesi tarihinde işlemeye başlar.
Tenkis iddiası, def'i yoluyla her zaman ileri sürülebilir.
YEDİNCİ AYIRIM
MİRAS SÖZLEŞMESİNDEN
DOĞAN DAVALAR
A. Mirasbırakanın sağlığında
mallarını vermesi durumunda
MADDE 572.- Mirasbırakan,
sağlığında bütün malvarlığını miras sözleşmesiyle atadığı mirasçıya
devretmişse, bu mirasçı resmî defter düzenlenmesini isteyebilir.
Mirasbırakan, malvarlığının tamamını devretmemişse veya tamamını
devrettikten sonra yeni mallar edinmişse; miras sözleşmesi, aksine bir kural
içermedikçe, yalnız sağlıkta devredilmiş olan malları kapsar.
Mirasbırakanın sağlığında malvarlığını devretmesi hâlinde, miras
sözleşmesinde başka türlü bir kural yoksa, miras sözleşmesinden doğan hak ve
borçlar atanmış mirasçının mirasçılarına geçer.
B. Mirastan feragat durumunda
I. Tenkis
MADDE 573.- Mirasbırakan,
mirastan feragat eden mirasçıya, sağlığında terekenin tasarruf edilebilir
kısmını aşan edimlerde bulunmuşsa; diğer mirasçılar bunun tenkisini
isteyebilirler. Bu durumda, mirastan feragat edenin sadece saklı payını aşan
miktar tenkise tâbi olur.
Edimlerin değerlerinin mahsubu, mirasta denkleştirme kurallarına göre
yapılır.
MADDE 574.- Mirastan feragat
eden, tenkis sebebiyle terekeye bir malı veya diğer bir değeri geri vermekle
yükümlü olursa; dilerse tenkise tâbi değeri geri verir, dilerse almış
olduklarının tamamını terekeye geri vererek mirastan feragat etmemiş gibi
paylaşmaya katılır.
MİRASIN GEÇMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
MİRASIN AÇILMASI
A. Açılma ve değerlendirme anı
MADDE 575.- Miras,
mirasbırakanın ölümüyle açılır. Mirasbırakanın sağlığında yapmış olduğu mirasla
ilgili kazandırmalar ve paylaştırmalar, terekenin ölüm anındaki durumuna göre
değerlendirilir.
B. Açılma yeri ve yetkili
mahkeme
MADDE 576.- Miras,
malvarlığının tamamı için mirasbırakanın yerleşim yerinde açılır.
Mirasbırakanın tasarruflarının iptali veya tenkisi, mirasın
paylaştırılması ve miras sebebiyle istihkak davaları bu yerleşim yeri
mahkemesinde görülür.
C. Açılmanın hükümleri
I. Mirasa ehliyet
1.Hak ehliyeti
MADDE 577.- Bu Kanuna göre
mirasa ehil olmayanlar dışındaki herkes mirasçı olabileceği gibi, vasiyet
alacaklısı da olabilir.
Tüzel kişiliği bulunmayan bir topluluğa belli bir amaç için yapılan
kazandırmaları, o topluluk içindeki kişiler, mirasbırakan tarafından belirlenen
bu amacı gerçekleştirme kaydıyla birlikte edinmiş olurlar; amacın bu yolla
gerçekleştirilmesine olanak yoksa, yapılan kazandırma vakıf kurma sayılır.
2. Mirastan yoksunluk
a. Sebepleri
MADDE 578.- Aşağıdaki
kimseler, mirasçı olamayacakları gibi; ölüme bağlı tasarrufla herhangi bir hak
da edinemezler:
1. Mirasbırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldüren veya öldürmeye
teşebbüs edenler,
2. Mirasbırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak sürekli şekilde ölüme
bağlı tasarruf yapamayacak duruma getirenler,
3. Mirasbırakanın ölüme bağlı bir tasarruf yapmasını veya böyle bir
tasarruftan dönmesini aldatma, zorlama veya korkutma yoluyla sağlayanlar ve
engelleyenler,
4. Mirasbırakanın artık yeniden yapamayacağı bir durumda ve zamanda
ölüme bağlı bir tasarrufu kasten ve hukuka aykırı olarak ortadan kaldıranlar
veya bozanlar.
Mirastan yoksunluk, mirasbırakanın affıyla ortadan kalkar.
b. Altsoya etkisi
MADDE 579.- Mirastan
yoksunluk, yalnız yoksun olanı etkiler.
Mirastan yoksun olanın altsoyu, mirasbırakandan önce ölen kimsenin
altsoyu gibi mirasçı olur.
1. Mirasçı olarak
MADDE 580.- Mirasçı
olabilmek için mirasbırakanın ölümü anında mirasa ehil olarak sağ olmak
şarttır.
Mirasın açıldığı anda sağ olan mirasçı sonradan ölürse, onun miras
hakkı kendi mirasçılarına kalır.
2. Vasiyet alacaklısı olarak
MADDE 581.- Vasiyet
alacaklısı olabilmek için mirasbırakanın ölümü anında mirasa ehil olarak sağ
olmak şarttır.
Vasiyet alacaklısı mirasbırakandan önce ölmüş ise, tasarruftan aksi
anlaşılmadıkça, vasiyeti yerine getirme yükümlülüğü, vasiyet yükümlüsünün
yararına ortadan kalkar.
3. Cenin
MADDE 582.- Cenin, sağ
doğmak koşuluyla mirasçı olur.
Ölü doğan çocuk mirasçı olamaz.
4. İleride doğacak çocuk
MADDE 583.- Mirasın açıldığı
anda henüz var olmayan bir kimseye artmirasçı veya art vasiyet alacaklısı
olarak, tereke veya tereke malı bırakılabilir.
Mirasbırakan tarafından önmirasçı atanmamışsa, yasal mirasçı, önmirasçı
sayılır.
D. Gaiplik
I. Gaibin mirası
1. Güvence karşılığı teslim
MADDE 584.- Hakkında gaiplik
kararı verilmiş bir kimsenin mirasçıları veya mirasında hak sahibi olan
kişiler, tereke malları kendilerine teslim edilmeden önce bu malları ileride
ortaya çıkabilecek üstün hak sahiplerine veya gaibin kendisine geri
vereceklerine ilişkin güvence göstermek zorundadırlar.
Bu güvence, ölüm tehlikesi içinde kaybolma durumunda beş yıl, uzun
zamandan beri haber alınamama durumunda onbeş yıl ve her hâlde en çok gaibin
yüz yaşına varmasına kadar geçecek süre için gösterilir.
Beş yıl, tereke mallarının tesliminden; onbeş yıl, son haber tarihinden
başlayarak hesaplanır.
2. Geri verme
MADDE 585.- Gaip ortaya
çıkarsa veya üstün hak sahibi olduklarını ileri sürenler bu sıfatlarını ispat
ederlerse, tereke mallarını teslim almış olanlar, aldıkları malları zilyetlik
kuralları uyarınca geri vermekle yükümlüdürler.
İyiniyetli olanların üstün hak sahiplerine geri verme yükümlülükleri,
miras sebebiyle istihkak davasına ilişkin zamanaşımı süresine tâbidir.
II. Gaibe düşen miras
MADDE 586.- Ortada
bulunmayan ve mirasın açıldığı anda sağ olup olmadığı ispat edilemeyen
mirasçının miras payı resmen yönetilir.
Mirasın açıldığı anda ortada bulunmayanın sağ olmaması hâlinde onun
miras payı kendilerine kalacak olanlar, gaipliğe ilişkin sürelere ve usule
uyarak o kimsenin gaipliğine karar verilmesini ve miras payının kendilerine
teslimini isteyebilirler.
Miras payının teslimi, gaipliğine karar verilen kimsenin mirasının mirasçılara teslimine ilişkin kurallara tâbidir.
III. Gaibin hem mirasbırakan,
hem mirasçı olması
MADDE 587.- Gaibin
mirasçıları tereke mallarını teslim aldıktan sonra gaibe bir miras düşerse, ona
düşen miras payı gaiplik sebebiyle kendilerine kalacak olanlar, ayrıca bir
gaiplik kararı almak zorunda kalmaksızın bu miras payının teslimini
isteyebilirler.
Gaibe düşen miras payını teslim alanların elde ettikleri gaiplik kararına aynı şekilde gaibin mirasçıları da dayanabilirler.
IV. Hazinenin istemi
MADDE 588.- Sağ olup
olmadığı bilinmeyen bir kimsenin malvarlığı veya ona düşen miras payı on yıl
resmen yönetilirse ya da malvarlığı böyle yönetilenin yüz yaşını dolduracağı süre
geçerse, Hazinenin istemi üzerine o kimsenin gaipliğine karar verilir.
Gaiplik kararı verilebilmesi için gerekli ilân süresinde hiçbir hak
sahibi ortaya çıkmazsa, aksine hüküm bulunmadıkça, gaibin mirası Devlete geçer.
Devlet, gaibe veya üstün hak sahiplerine karşı, aynen gaibin mirasını teslim alanlar gibi geri vermekle yükümlüdür.
İKİNCİ BÖLÜM
MİRASIN GEÇMESİNİN SONUÇLARI
BİRİNCİ AYIRIM
KORUMA ÖNLEMLERİ
A. Genel olarak
MADDE 589.- Mirasbırakanın
yerleşim yeri sulh hâkimi, istem üzerine veya re'sen tereke mallarının
korunması ve hak sahiplerine geçmesini sağlamak üzere gerekli olan bütün
önlemleri alır.
Bu önlemler, özellikle kanunda belirtilen hâllerde terekede bulunan mal
ve hakların yazımına, terekenin mühürlenmesine, terekenin resmen yönetilmesine
ve vasiyetnamelerin açılmasına ilişkindir.
Önlemlerle ilgili giderler, ileride terekeden alınmak üzere, başvuran
kişi tarafından; önleme hâkimin re'sen karar verdiği hâllerde Devlet tarafından
karşılanır.
Mirasbırakan, yerleşim yerinden başka bir yerde ölmüş ise, o yerin sulh
hâkimi bu ölümü yerleşim yeri sulh hâkimine gecikmeksizin bildirir ve
mirasbırakanın ölüm yerinde bulunan mallarının korunması için gerekli önlemleri
alarak bununla ilgili dosyayı ve varsa vasiyetnameyi yerleşim yeri sulh hâkimine
gönderir.
B. Defter tutma
MADDE 590.- Aşağıdaki
sebeplerden birinin gerçekleşmesi hâlinde sulh hâkimi terekenin defterinin tutulmasına karar verir:
1. Mirasçılar arasında vesayet altına alınmış olan veya alınması
gereken kimse varsa,
2. Mirasçılardan biri uzun süreden beri bulunamıyorsa ve temsilcisi de
yoksa,
3. Mirasçılardan veya ilgililerden biri, ölüm tarihinden başlayarak bir ay içinde istemde bulunursa,
Defter tutma işlemi gecikmeksizin tamamlanır.
C. Mühürleme
MADDE 591.- Yazımı yapılan
tereke mallarından gerekenler mühürlenir. Mühürlenmeyen mallar için uygun
koruma önlemi alınır. Mühür altına alma yazımdan önce de yapılabilir.
Tereke mühürlenirken mirasbırakanla birlikte oturanların ihtiyaçları için gerekli eşya bir tutanakla tespit edilip güvenilir kişi olarak kendilerine bırakılır; taşınmazların onların oturmaları için zorunlu olan bölümleri, mühürlemenin dışında tutulur.
Alacaklıların istemi üzerine yapılan mühürleme, güvence altına alınan
miktarla sınırlıdır. Alacaklıya güvence gösterildiği takdirde mühürleme
yapılmaz, yapılmışsa kaldırılır.
D. Terekenin resmen yönetilmesi
I. Genel olarak
MADDE 592.- Aşağıdaki
hâllerde sulh hâkimi re'sen mirasın resmen yönetilmesine karar verir:
1. Mirasçılardan birinin uzun süreden beri bulunamaması ve temsilci de
bırakmaması hâlinde menfaati gerektiriyorsa,
2. Mirasta hak sahibi olduğunu ileri sürenlerden hiçbiri mirasçılık sıfatını yeterince ispatlayamazsa veya bir mirasçı bulunup bulunmadığı şüpheli olursa,
3. Mirasçıların tamamı bilinmiyorsa,
4. Kanunda özel olarak öngörülmüşse.
Mirasbırakan terekenin tamamı üzerinde yetkili olmak üzere vasiyeti
yerine getirme görevlisi atamış ise, önemli bir engel bulunmadıkça terekenin
yönetimi ona verilir.
Mirasbırakan velâyet veya vesayet altında idiyse; veli veya vasi bir
sakınca olmadıkça terekenin yönetimiyle görevlendirilir.
Sulh hâkimi, terekeyi yönetmekle görevlendirilen kimseye, istemi
hâlinde terekeden karşılanmak üzere uygun bir ücret ödenmesine karar verir.
II. Görev, temsil ve sorumluluk
MADDE 593.- Terekeyi resmen
yöneten sulh hâkimi veya onun yönetimle görevlendirdiği kimse, resmen yönetme
sebeplerinin ortadan kalkmasına ya da paylaştırmaya kadar, terekeyi hak
sahiplerinin haklarının kaybına meydan vermeyecek biçimde iyi bir yönetici gibi
özenle yönetmek ve özellikle aşağıda yazılı işleri görmekle yükümlüdür:
1. Henüz yapılmamışsa, terekenin yazımı,
2. Gereken koruma önlemlerinin alınması,
3. Mirasçıların menfaatlerine veya iyi bir yönetimin gereklerine uygun
düştüğü takdirde terekedeki malların satılması,
4. Mirasbırakanın alacaklarının tahsili ve borçlarının ödenmesi,
5. Mirasçıların yasal haklarını zedelemediği anlaşılan vasiyetlerin, sulh hâkiminin izni ve asliye hâkiminin onayı ile yerine getirilmesi,
6. Terekeye ait paraların faiz getirmek üzere tüzükte belirtilen bir
bankaya yatırılması veya bu paralarla Devlet tahvili alınması ve yeterli
güvencesi bulunmayan yatırımların güvenceli yatırımlara dönüştürülmesi,
7. Terekede ticarethane, imalâthane veya başka bir işletme varsa,
bunların olduğu gibi sürdürülmesi; sürdürmede yarar yoksa, tasfiyesi için
gerekli önlemlerin alınması.
Tereke yöneticisi, görevine giren hususlarda miras ortaklığının
temsilcisi olup, ortaklık aleyhine açılan davalarda ve yapılan icra
takiplerinde ortaklığı temsil eder ve gereken hâllerde ortaklık adına dava
açmaya, icra takibinde bulunmaya, davadan feragate, kabule, sulh olmaya ve
tahkime yetkilidir; davaları ve takipleri mirasçılara ihbar eder.
Terekenin resmen yönetilmesinde, sulh hâkimi ile yöneticinin işlemleri
konusunda, niteliklerine uygun olduğu ölçüde, vesayete ilişkin hükümler
uygulanır.
III. Mirasçıların bilinmemesi
MADDE 594.- Mirasbırakanın
mirasçısı bulunup bulunmadığı veya mirasçıların tamamı bilinmiyorsa, sulh
hâkimi uygun araçlarla ve bir ay ara ile iki defa ilân yapıp hak sahiplerini
son ilândan başlayarak en geç bir yıl içinde mirasçılık sıfatlarını bildirmeye
çağırır.
İlân süresinde kimse
başvurmazsa ve sulh hâkimi de hiçbir mirasçı tespit edememişse, miras sebebiyle
istihkak davası açma hakkı saklı kalmak üzere miras Devlete geçer.
E. Vasiyetname ile ilgili
işlemler
I. Teslim görevi ve alınacak
önlemler
MADDE 595.- Mirasbırakanın
ölümünden sonra ele geçen vasiyetnamesinin, geçerli olup olmadığına
bakılmaksızın hemen sulh hâkimine teslim edilmesi zorunludur.
Vasiyetnameyi düzenleyen veya muhafaza eden görevli ya da
mirasbırakanın arzusu üzerine saklayan veya başka surette ele geçiren ya da
ölenin eşyası arasında bulan kimse, ölümü öğrenir öğrenmez teslim görevini
yerine getirmekle yükümlüdür; aksi takdirde bu yüzden doğacak zarardan
sorumludur.
Sulh hâkimi, teslim edilen vasiyetnameyi derhâl inceler, gerekli koruma
önlemlerini alır; olanak varsa ilgilileri dinleyerek terekenin yasal
mirasçılara geçici olarak teslimine veya resmen yönetilmesine karar verir.
II. Vasiyetnamenin açılması
MADDE 596.- Vasiyetname,
geçerli olup olmadığına bakılmaksızın tesliminden başlayarak bir ay içinde
mirasbırakanın yerleşim yeri sulh hâkimi tarafından açılır ve ilgililere
okunur.
Bilinen mirasçılar ve diğer ilgililer vasiyetnamenin açılması sırasında
diledikleri takdirde hazır bulunmak üzere çağrılır.
Mirasbırakanın sonradan ortaya çıkan vasiyetnameleri için de aynı
işlemler yapılır.
III. İlgililere tebliğ
MADDE 597.- Mirasta hak
sahibi olanların her birine gideri terekeye ait olmak üzere, vasiyetnamenin
kendilerine ilişkin kısımlarının onaylı bir örneği hâkim tarafından tebliğ edilir.
Nerede olduğu bilinmeyenlere vasiyetnamenin kendilerine ilişkin
kısımları ilân yolu ile tebliğ olunur.
MADDE 598.- Başvurusu
üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere, sulh mahkemesince mirasçılık
sıfatlarını gösteren bir belge verilir.
Mirasçı atamaya veya vasiyete ilişkin ölüme bağlı tasarrufa mirasçılar
veya başka vasiyet alacaklıları tarafından kendilerine bildirilmesinden
başlayarak bir ay içinde itiraz edilmedikçe, lehine tasarrufta bulunulan
kimseye, sulh mahkemesince atanmış mirasçı veya vasiyet alacaklısı olduğunu
gösteren bir belge verilir.
Mirasçılık belgesinin geçersizliği her zaman ileri sürülebilir.
Ölüme bağlı tasarrufun iptaline ilişkin dava hakkı saklıdır.
İKİNCİ AYIRIM
MİRASIN KAZANILMASI
A. Kazanma
I. Mirasçılar tarafından
MADDE 599.- Mirasçılar,
mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar.
Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar,
mirasbırakanın aynî haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını,
taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanırlar
ve mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar.
Atanmış mirasçılar da mirası, mirasbırakanın ölümü ile kazanırlar.
Yasal mirasçılar, atanmış mirasçılara düşen mirası onlara zilyetlik hükümleri
uyarınca teslim etmekle yükümlüdürler.
II. Vasiyet alacaklıları
tarafından
1. İstem
MADDE 600.- Vasiyet alacaklısı,
vasiyeti yerine getirme görevlisi varsa ona; yoksa yasal veya atanmış
mirasçılara karşı kişisel bir istem hakkına sahip olur.
Bu alacak, tasarruftan aksi anlaşılmıyorsa vasiyet yükümlüsünün mirası
kabul etmesi veya ret hakkının düşmesiyle muaccel olur.
Vasiyet alacaklısı, yükümlülüğünü yerine getirmeyen vasiyet yükümlüsüne
karşı, vasiyet edilen malın teslimini veya hakkın devrini; vasiyet konusu bir
davranış ise, bunun yerine getirilmemesinden doğan zararın giderilmesini dava
edebilir.
2. Özel durumlar
MADDE 601.- Kendisine bir
intifa hakkı veya bir irat hakkı ya da belli aralıklarla tekrarlanan diğer bir
edim vasiyet edilen kimsenin istem hakkı, tasarrufta başka bir esas öngörülmüş
olmadıkça, eşya hukuku ve borçlar hukuku kurallarına tâbidir.
Kendisine mirasbırakanın ölümünde ödenecek bir sigorta alacağı vasiyet
edilen kimse, sigorta sözleşmesinden doğan istem hakkını sigortacıya karşı
doğrudan doğruya kullanabilir.
3. Zamanaşımı
MADDE 602.- Vasiyet
alacaklısının dava hakkı, ölüme bağlı kazandırmayı öğrenmesinin veya vasiyet
borcu daha sonra muaccel olacaksa muaccel olma tarihinin üzerinden on yıl
geçmekle zamanaşımına uğrar.
III. Alacaklıların durumu
MADDE 603.- Mirasbırakanın
alacaklılarının hakları, vasiyet alacaklılarının haklarından, vasiyet
alacaklılarının hakları da mirasçıların alacaklılarının haklarından önce gelir.
Mirası kayıtsız şartsız kabul eden mirasçıların alacaklıları ile
mirasbırakanın alacaklıları aynı haklara sahiptirler.
IV. Tenkis ve geri isteme
MADDE 604.- Mirasçılar, vasiyet
yükümlülüğünü yerine getirdikten sonra mirasbırakanın daha önce bilmedikleri
borçlarını öderlerse, vasiyet alacaklısından vasiyetin tenkisini
isteyebilecekleri oranda verileni geri isteme hakkına sahiptirler.
Vasiyet alacaklısı, ancak geri isteme zamanında var olan zenginleşmesi ölçüsünde sorumlu tutulabilir.
B. Ret
I. Ret beyanı
1. Ret hakkı
MADDE 605.-Yasal ve atanmış
mirasçılar mirası reddedebilirler.
Ölümü tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit
edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır.
2. Süre
a. Genel olarak
MADDE 606.- Miras, üç ay
içinde reddolunabilir.
Bu süre, yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra
öğrendikleri ispat edilmedikçe mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri; vasiyetname
ile atanmış mirasçılar için mirasbırakanın tasarrufunun kendilerine resmen
bildirildiği tarihten işlemeye başlar.
b. Terekenin yazımında
MADDE 607.- Koruma önlemi
olarak terekenin yazımı hâlinde mirası ret süresi, yasal ve atanmış mirasçılar
için yazım işleminin sona erdiğinin sulh hâkimi tarafından kendilerine
bildirilmesiyle başlar.
3. Ret hakkının geçmesi
MADDE 608.- Mirası
reddetmeden ölen mirasçının ret hakkı kendi mirasçılarına geçer.
Bu mirasçılar için ret süresi, kendilerinin mirasbırakanına mirasın
geçtiğini öğrendikleri tarihten başlar. Ancak bu süre, kendilerinin
mirasbırakanından geçen mirasın reddi için mirasçıya tanınan süre dolmadıkça
sona ermez.
Ret sonucunda miras daha önce mirasçı olmayanlara geçerse; bunlar için
ret süresi, önceki mirasçılar tarafından mirasın reddedildiğini öğrendikleri
tarihten işlemeye başlar.
4. Reddin şekli
MADDE 609.- Mirasın reddi,
mirasçılar tarafından sulh mahkemesine sözlü veya yazılı beyanla yapılır.
Reddin kayıtsız ve şartsız olması gerekir.
Sulh hâkimi, sözlü veya yazılı ret beyanını bir tutanakla tespit eder.
Süresi içinde yapılmış olan ret beyanı, mirasın açıldığı yerin sulh
mahkemesince özel kütüğüne yazılır ve reddeden mirasçı isterse kendisine reddi
gösteren bir belge verilir.
Tutanağın ve kütüğün nasıl tutulacağı tüzükle düzenlenir.
II. Ret hakkının düşmesi
MADDE 610.- Yasal süre
içinde mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız şartsız kazanmış olur.
Ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan,
terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya mirasbırakanın işlerinin
yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya da tereke mallarını
gizleyen veya kendisine maleden mirasçı, mirası reddedemez.
Zamanaşımı veya hak düşümü sürelerinin dolmasına engel olmak için dava
açılması ve cebrî icra takibi yapılması, ret hakkını ortadan kaldırmaz.
III. Mirasçılardan biri
tarafından ret
MADDE 611.- Yasal
mirasçılardan biri mirası reddederse onun payı, miras açıldığı zaman kendisi
sağ değilmiş gibi, hak sahiplerine geçer.
Mirası reddeden atanmış mirasçının payı, mirasbırakanın ölüme bağlı tasarrufundan arzusunun başka türlü olduğu anlaşılmadıkça, mirasbırakanın en yakın yasal mirasçılarına kalır.
IV. En yakın mirasçıların tamamı
tarafından ret
1. Genel olarak
MADDE 612.- En yakın yasal
mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, sulh mahkemesince iflâs
hükümlerine göre tasfiye edilir.
Tasfiye sonunda arta kalan değerler, mirası reddetmemişler gibi hak
sahiplerine verilir.
2. Mirasın sağ kalan eşe geçmesi
MADDE 613.- Altsoyun
tamamının mirası reddetmesi hâlinde, bunların payı sağ kalan eşe geçer.
3. Sonra gelen mirasçılar yararına ret
MADDE 614.- Mirasçılar,
mirası reddederken, kendilerinden sonra gelen mirasçılardan mirası kabul edip
etmeyeceklerinin sorulmasını tasfiyeden önce isteyebilirler.
Bu takdirde ret, sulh hâkimi tarafından daha sonra gelen mirasçılara
bildirilir; bunlar bir ay içinde mirası kabul etmezlerse reddetmiş sayılırlar.
Bunun üzerine miras, iflâs hükümlerine göre tasfiye edilir ve tasfiye
sonunda arta kalan değerler, önce gelen mirasçılara verilir.
V. Ret süresinin uzatılması
MADDE 615.- Önemli
sebeplerin varlığı hâlinde sulh hâkimi, yasal ve atanmış mirasçılara tanınmış
olan ret süresini uzatabilir veya yeni bir süre tanıyabilir.
MADDE 616.- Vasiyet
alacaklısının vasiyeti reddetmesi hâlinde, mirasbırakanın arzusunun başka türlü
olduğu tasarruftan anlaşılmadıkça, bu redden vasiyet yükümlüsü yararlanır.
VII. Mirasçıların alacaklılarının
korunması
MADDE 617.- Malvarlığı
borcuna yetmeyen mirasçı, alacaklılarına zarar vermek amacıyla mirası
reddederse; alacaklıları veya iflâs idaresi, kendilerine yeterli bir güvence
verilmediği takdirde, ret tarihinden başlayarak altı ay içinde reddin iptali
hakkında dava açabilirler.
Reddin iptaline karar verilirse, miras resmen tasfiye edilir.
Bu suretle tasfiye edilen mirastan reddeden mirasçının payına bir şey
düşerse bundan, önce itiraz eden alacaklıların, daha sonra diğer alacaklıların
alacakları ödenir. Arta kalan değerler ise, ret geçerli olsa idi bundan
yararlanacak olan mirasçılara verilir.
MADDE 618.- Ödemeden âciz
bir mirasbırakanın mirasını reddeden mirasçılar, onun alacaklılarına karşı, ölümünden
önceki beş yıl içinde ondan almış oldukları ve mirasın paylaşılmasında geri
vermekle yükümlü olacakları değer ölçüsünde sorumlu olurlar.
Olağan eğitim ve öğrenim giderleriyle âdet üzere verilen çeyiz, bu
sorumluluğun dışındadır.
İyiniyetli mirasçılar, ancak geri verme zamanındaki zenginleşmeleri
ölçüsünde sorumlu olurlar.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
RESMÎ DEFTER TUTMA
A. Koşulları
MADDE 619.- Mirası
reddetmeye hakkı olan her mirasçı, terekenin resmî defterinin tutulmasını
isteyebilir.
Defter tutma, mirasın reddine ilişkin usule uyulmak suretiyle, bir ay
içinde sulh hâkiminden istenir.
Mirasçılardan birinin defter tutma istemi, diğerleri hakkında da etkili olur.
B. Usul
I. Deftere geçirme
MADDE 620.- Resmî defter,
sulh mahkemesi tarafından düzenlenir; bu deftere terekeye ait aktif ve pasifler
takdir edilen değerleriyle yazılır.
Mirasbırakanın malî durumu hakkında bilgi sahibi olan herkes, sulh
mahkemesi tarafından istenilen bilgiyi vermekle yükümlüdür. Haklı bir sebep
olmaksızın bilgi vermeyenler veya yanlış ya da eksik bilgi verenler, bundan
doğacak zararları mirasçılara, vasiyet alacaklılarına veya üçüncü kişilere
tazminle yükümlüdürler.
Mirasçılar, özellikle mirasbırakanın kendilerince bilinen borçlarını sulh mahkemesine bildirmek zorundadırlar.
Resmî defterin nasıl tutulacağı tüzükle düzenlenir.
II. İlân yoluyla çağrı
MADDE 621.- Sulh mahkemesi,
mirasbırakanın alacaklıları ile borçlularını belli bir süre içinde alacaklarını
ve borçlarını bildirmeleri için bir ay arayla iki defa yapılacak ilân yoluyla
çağırır. Çağrı, kefalet sebebiyle alacaklı ve borçlu olanları da kapsar.
İlânda bildirimde bulunmamanın sonuçları hakkında alacaklıların
dikkatleri çekilir.
Bildirim süresi, ikinci ilândan başlayarak en az bir aydır.
III. Doğrudan doğruya deftere
geçirme
MADDE 622.- Resmî
kayıtlardan veya mirasbırakanın belgelerinden varlığı anlaşılan alacaklar ve
borçlar, deftere doğrudan doğruya geçirilir.
Deftere geçirilenler, alacaklılara ve borçlulara bildirilir.
IV. Defter tutmanın sona ermesi
MADDE 623.- İlânda belirtilen
sürenin dolmasıyla defterin tutulması sona erer ve defter, bu tarihten
başlayarak tanınacak en az bir aylık süre içinde ilgililerce incelenebilir.
Defter tutma giderleri terekeden ödenir. Giderler terekeden
karşılanamazsa defter tutulmasını istemiş olan mirasçılardan alınır.
C. Defter tutma sırasında
mirasçıların durumu
MADDE 624.- Defter tutma
süresince ancak zorunlu yönetim işleri yapılabilir.
Miras bırakanın işlerinin yürütülmesi sulh mahkemesince kendisine
bırakılan mirasçıdan diğer mirasçılar güvence göstermesini isteyebilirler.
MADDE 625.- Resmî defter
tutulması devam ettiği sürece mirasbırakanın borçları için icra takibi
yapılamaz.
Bu süre içinde zamanaşımı işlemez.
Acele hâller dışında, davalara devam edilemiyeceği gibi, yeni dava da
açılamaz.
D. Sonuçları
I. Beyana çağrı
MADDE 626.- Defteri inceleme
süresi bittikten sonra her mirasçı, mahkemece bir ay içinde beyanda bulunmaya
çağrılır.
Koşullar gerektirdiği takdirde sulh mahkemesi, tereke mallarına yeni
değer biçilmesi, uyuşmazlıkların çözümü ve benzeri durumlar için ek süre
verebilir.
II. Beyan
MADDE 627.- Mirasçılardan
her biri, tanınan süre içinde mirası reddettiğini veya resmî tasfiye istediğini
ya da deftere göre veya kayıtsız şartsız kabul ettiğini beyan edebilir.
Süresi içinde herhangi bir beyanda bulunmayan mirasçı, mirası tutulan
deftere göre kabul etmiş sayılır.
1. Deftere yazılanlardan sorumluluk
MADDE 628.- Resmî deftere
göre kabul edilen miras, mirasçıya sadece deftere yazılmış borçlarla geçer.
Bu suretle mirasın geçmesi, mirasın açıldığı tarihten başlayarak hüküm
ifade eder.
Mirasçı, mirasbırakanın deftere yazılmış olan borçlarından hem tereke
malları, hem kendi malvarlığı ile sorumludur.
2. Deftere yazılmayanlardan sorumluluk
MADDE 629.- Alacaklarını
süresi içinde yazdırmayan alacaklılara karşı mirasçı, kendi kişisel mallarıyla
sorumlu olmadığı gibi; terekeden kendisine geçen mallarla da sorumlu tutulamaz.
Ancak, alacaklının kusuru olmadan deftere yazdıramadığı veya bildirdiği
hâlde deftere yazılmamış alacakları için mirasçı, zenginleşmesi ölçüsünde
sorumlu kalır.
Alacakları, tereke mallarıyla güvence altına alınmış olan alacaklılar
deftere geçirilmemiş olsa bile bu haklarını güvenceden alabilirler.
3. Kefalet borçlarından sorumluluk
MADDE 630.- Mirasbırakanın
kefaletten doğan borçları defterde ayrı bir yere yazılır ve mirasçılar, mirası
kayıtsız ve şartsız kabul etmiş olsalar bile, bu borçlardan terekenin iflâs
hükümlerine göre tasfiyesi hâlinde kefalet sebebiyle alacaklı olanlara ne
düşecek idiyse ancak o miktarla sorumlu olurlar.
MADDE 631.- Mirasın Devlete
geçmesi hâlinde sulh mahkemesi, re'sen yukarıdaki usuller uyarınca terekenin
resmî defterini düzenler.
Devlet, deftere yazılan borçlardan sadece miras yoluyla edindiği
değerler ölçüsünde sorumludur.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
RESMÎ TASFİYE
A. Koşulları
I. Mirasçıların istemi ile
MADDE 632.- Her mirasçı,
mirası ret veya resmî deftere göre kabul edeceği yerde terekenin resmî
tasfiyesini isteyebilir.
Bu istem, birlikte mirasçı olanlardan birinin mirası kabul etmesi
hâlinde dikkate alınmaz.
Resmî tasfiye hâlinde mirasçılar, terekenin borçlarından sorumlu
olmazlar.
II. Mirasbırakanın
alacaklılarının istemi ile
MADDE 633.- Mirasbırakanın
alacaklarını elde edemeyeceklerinden inandırıcı sebeplerle kuşku duyan
alacaklıları, istedikleri hâlde alacakları ödenmediği veya kendilerine güvence
verilmediği takdirde, mirasbırakanın ölümünden ya da vasiyetnamenin
açılmasından başlayarak üç ay içinde, terekenin resmî tasfiyesini
isteyebilirler.
Aynı koşulların varlığı hâlinde vasiyet alacaklıları da, haklarının
korunması için gerekli önlemlerin alınmasını isteyebilirler.
B. Usul
I. Yönetim
MADDE 634.- Resmî tasfiye,
sulh mahkemesince veya atayacağı bir ya da birkaç tasfiye memuru tarafından
yapılır.
Resmî tasfiyeye terekenin defterinin düzenlenmesiyle başlanır ve aynı
zamanda yapılacak ilânla mirasbırakanın alacaklılarından ve borçlularından,
belirtilen süre içinde alacaklarını ve borçlarını bildirmeleri istenir.
Terekenin daha önce resmî defteri düzenlenmiş ise resmî tasfiye bu
deftere göre yapılır.
Tasfiye memuru, göreviyle ilgili işlerini sulh mahkemesinin gözetim ve
denetimi altında yürütür. Mirasçılar ve tereke alacaklıları, sulh mahkemesine,
tasfiye memuru tarafından yapılan veya tasarlanan işlemlerden dolayı bunu
öğrendikleri tarihten başlayarak yedi gün içinde yazılı olarak şikâyette
bulunabilirler.
II. Olağan usul ile tasfiye
MADDE 635.- Resmî tasfiye,
mirasbırakanın yürüyen işlerinin tamamlanmasını, borçlarının yerine
getirilmesini, alacaklarının tahsilini, vasiyet borçlarının terekenin olanağı
ölçüsünde yerine getirilmesini, zorunlu olduğu takdirde mirasbırakanın
haklarının ve borçlarının mahkemece tespitini ve mallarının paraya çevrilmesini
kapsar.
Tasfiye memuru, tereke ile ilgili dava, takip ve idarî işlemler
hakkında mirasçılara bilgi vermekle yükümlüdür.
Terekedeki taşınmazlar, açık artırma veya bütün mirasçıların kabulü
hâlinde pazarlık yoluyla satılır.
Mirasçılar, tasfiye devam ederken tasfiye için gerekli olmayan tereke
mallarının ve paranın kısmen veya tamamen kendilerine verilmesini
isteyebilirler.
III. İflâs usulü ile tasfiye
MADDE 636.- Mevcudu
borçlarını ödemeye yetmeyen terekenin tasfiyesi, sulh mahkemesince iflâs
hükümlerine göre yapılır.
MİRAS SEBEBİYLE İSTİHKAK DAVASI
A. Koşulları
MADDE 637.- Yasal veya
atanmış mirasçı, terekeyi veya bazı tereke mallarını elinde bulunduran kimseye
karşı mirasçılıktaki üstün hakkını ileri sürerek miras sebebiyle istihkak
davası açabilir.
Bu davada hâkim, mirasçılık sıfatıyla ilgili uyuşmazlıkları da çözer.
Hâkim, davacının istemi üzerine hakkın korunması için davalının güvence
göstermesi veya tapu kütüğüne şerh verilmesi gibi gerekli her türlü önlemi
alır.
B. Hükümleri
MADDE 638.- Miras sebebiyle
istihkak davasının kabulü hâlinde, tereke veya terekeye dahil mal, davacıya
zilyetliğe ilişkin hükümler uyarınca verilir.
Miras sebebiyle istihkak davasında davalı, tereke malını zamanaşımı yoluyla kazandığını ileri süremez.
C. Zamanaşımı
MADDE 639.- Miras
sebebiyle istihkak davası, davacının kendisinin mirasçı olduğunu ve iyiniyetli
davalının terekeyi veya tereke malını elinde bulundurduğunu öğrendiği tarihten
başlayarak bir yıl ve her hâlde mirasbırakanın ölümünün veya vasiyetnamenin
açılmasının üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
İyiniyetli olmayanlara karşı
zamanaşımı süresi yirmi yıldır.
MİRASIN PAYLAŞILMASI
BİRİNCİ AYIRIM
PAYLAŞIMDAN ÖNCE MİRAS
ORTAKLIĞI
A. Mirasın geçmesinin sonucu
I. Miras ortaklığı
MADDE 640.- Birden çok
mirasçı bulunması hâlinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar,
mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık
meydana gelir.
Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya
kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait
bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler.
Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına
paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir.
Mirasçılardan her biri, terekedeki hakların korunmasını isteyebilir.
Sağlanan korumadan mirasçıların hepsi yararlanır.
Bir mirasçı ödemeden aciz hâlinde ise, mirasın açılması üzerine diğer
mirasçılar, haklarının korunması için gerekli önlemlerin gecikmeksizin alınmasını sulh mahkemesinden
isteyebilirler.
II. Mirasçıların sorumluluğu
MADDE 641.- Mirasçılar,
tereke borçlarından müteselsilen sorumludurlar.
Ana ve baba veya büyük ana ve büyük baba ile birlikte yaşayan ve
emeklerini veya gelirlerini aileye özgüleyen ergin çocuklar ile torunlara
verilecek uygun miktardaki tazminat, bu yüzden terekenin borç ödemeden acze
düşmemesi kaydıyla tereke borcu sayılır.
B. Paylaşmayı isteme hakkı
MADDE 642.- Mirasçılardan her
biri, sözleşme veya kanun gereğince ortaklığı sürdürmekle yükümlü olmadıkça,
her zaman mirasın paylaşılmasını isteyebilir.
Her mirasçı, terekedeki belirli malların aynen, olanak yoksa satış yoluyla paylaştırılmasına karar verilmesini sulh mahkemesinden isteyebilir. Mirasçılardan birinin istemi üzerine hâkim, terekenin tamamını ve terekedeki malların her birini göz önünde tutarak, olanak varsa taşınmazlardan her birinin tamamının bir mirasçıya verilmesi suretiyle paylaştırmayı yapar. Mirasçılara verilen taşınmazların değerleri arasındaki fark para ödenmesi yoluyla giderilerek miras payları arasında denkleştirme sağlanır.
Paylaşmanın derhâl yapılması, paylaşım konusu malın veya terekenin
değerini önemli ölçüde azaltacaksa; sulh hâkimi, mirasçılardan birinin istemi
üzerine bu malın veya terekenin paylaşılmasının ertelenmesine karar verebilir.
C. Cenin nedeniyle erteleme
MADDE 643.- Mirasın açıldığı
tarihte, mirasçı olabilecek bir cenin varsa paylaşma doğumuna kadar ertelenir.
Ana muhtaç ise, doğuma kadar geçim giderlerinin terekeden sağlanmasını
isteyebilir.
D. Elbirliği mülkiyetinin paylı
mülkiyete dönüştürülmesi
MADDE 644.- Bir mirasçı,
terekeye dahil malların tamamı veya bir kısmı üzerindeki elbirliği mülkiyetinin
paylı mülkiyete dönüştürülmesi isteminde bulunduğu takdirde sulh hâkimi, diğer
mirasçılara çağrıda bulunarak belirleyeceği süre içinde varsa itirazlarını
bildirmeye davet eder.
Elbirliği mülkiyetinin devamını haklı kılacak bir itiraz ileri sürülmediği veya mirasçılardan biri belirlenen süre içinde paylaşma davası açmadığı takdirde, istem konusu mal üzerindeki elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesine karar verilir.
Terekeye dahil diğer hakların ve alacakların paylar oranında bölünmesi
hususunda da yukarıdaki hükümler uygulanır.
E. Birlikte yaşayanların hakkı
MADDE 645.- Mirasbırakanın
ölümünde onunla birlikte yaşayan ve onun tarafından bakılan kimseler, ölüm
tarihinden başlayarak üç aylık bakım ve geçim giderlerinin terekeden
sağlanmasını isteyebilirler.
İKİNCİ
AYIRIM
PAYLAŞMANIN
NASIL YAPILACAĞI
A. Genel olarak
MADDE 646.- Yasal
mirasçılar, gerek kendi aralarında, gerek atanmış mirasçılarla birlikte mirası
aynı kurallara göre paylaşırlar.
Aksine düzenleme olmadıkça mirasçılar, paylaşmanın nasıl yapılacağını serbestçe kararlaştırırlar.
Tereke mallarına zilyet olan veya mirasbırakana borçlu bulunan
mirasçılar, paylaşma sırasında bu konuda eksiksiz bilgi vermekle yükümlüdürler.
B. Paylaşma kuralları
I. Mirasbırakanın tasarrufu
MADDE 647.- Mirasbırakan,
ölüme bağlı tasarrufuyla paylaşmanın nasıl yapılacağı ve payların nasıl
oluşturulacağı hakkında kurallar koyabilir.
Bu kurallar, mirasbırakan tarafından kastedilmemiş olan bir eşitsizlik hâlinde payların denkleştirilmesi olanağı saklı kalmak kaydıyla, mirasçılar için bağlayıcıdır.
Aksini arzu ettiği tasarruftan anlaşılmadıkça, mirasbırakanın tereke
malını bir mirasçıya özgülemesi, vasiyet olmayıp sadece paylaştırma kuralı
sayılır.
II. Paylaşmaya kayyımın
katılması
MADDE 648.- Açılmış mirasta
bir mirasçının payını devralmış veya haczettirmiş olan ya da elinde mirasçıya
karşı alınmış borç ödemeden aciz belgesi bulunan alacaklı, sulh hâkiminden bu
mirasçının yerine paylaşmaya katılmak üzere bir kayyım atanmasını isteyebilir.
I. Mirasçıların eşitliği
MADDE 649.- Kanunda aksine
bir hüküm bulunmadıkça mirasçılar, paylaşmada terekenin bütün malları üzerinde eşit hakka sahiptirler.
Mirasçılar, mirasbırakan ile aralarındaki ilişkiler hakkında paylaşmanın eşitliğe ve adalete uygun olması için göz önüne alınması gereken bütün bilgileri birbirlerine vermekle yükümlüdürler.
Mirasçılardan her biri, tereke borçlarının paylaşmadan önce ödenmesini
veya güvenceye bağlanmasını isteyebilir.
II. Payların oluşturulması
MADDE 650.- Mirasçılar,
tereke mallarından mirasçı veya ortak kök sayısınca pay oluştururlar.
Anlaşma olmazsa, mirasçılardan her biri, payların oluşturulmasını sulh mahkemesinden isteyebilir. Payların oluşturulmasında hâkim, yerel âdetleri, mirasçıların kişisel durumlarını ve çoğunluğun arzusunu göz önünde bulundurur.
Payların özgülenmesi mirasçıların anlaşması uyarınca yapılır. Buna
olanak bulunmazsa kur'a çekilir.
MADDE 651.- Değerinde önemli
azalma olmadan bölünemeyen tereke malı, bütün olarak mirasçılardan birine
özgülenir.
Mirasçılar bir tereke malının bölünmesi veya özgülenmesi konusunda anlaşamazlarsa, o mal satılır ve bedeli bölüştürülür.
Mirasçılardan biri istemde bulunursa satış artırma yoluyla yapılır.
Mirasçılar artırmanın şekli konusunda anlaşamazlarsa sulh hâkimi, artırmanın
mirasçılar arasında veya herkese açık yapılmasına karar verir.
D. Aile konutu ve ev eşyasının
sağ kalan eşe özgülenmesi
MADDE 652.- Eşlerden birinin
ölümü hâlinde tereke malları arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte
yaşadıkları konut varsa; sağ kalan eş, bunlar üzerinde kendisine miras hakkına
mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir.
Haklı sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eşin veya mirasbırakanın diğer yasal mirasçılarından birinin istemi üzerine, mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınmasına da karar verilebilir.
Mirasbırakanın bir meslek veya sanat icra ettiği ve altsoyundan birinin
aynı meslek ve sanatı icra etmesi için gerekli olan bölümlerde, sağ kalan eş bu
hakları kullanamaz. Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hukuku hükümleri
saklıdır.
E. Özellikleri olan eşya
I. Bütünlük oluşturan veya aile
belgeleri ile özel anı değeri olan eşya
MADDE 653.- Mirasçılardan
birinin karşı çıkması hâlinde, nitelikleri veya özgülendikleri amaç gereği bir
bütünlük oluşturan eşya birbirinden ayrılamaz.
Aile belgeleri ile aile için özel anı değeri olan eşya, mirasçılardan birinin karşı çıkması hâlinde satılamaz. Mirasçılar arasında anlaşmazlık çıkarsa sulh hâkimi,yerel âdetleri, âdet yoksa kişisel durumları göz önünde tutarak bu eşyanın, payına mahsup edilmek veya edilmemek suretiyle mirasçılardan birine özgülenmesine ya da satılmasına karar verir.
Özel kanun hükümleri saklıdır.
II. Mirasbırakanın
mirasçılardaki alacakları
MADDE 654.- Mirasbırakanın
bir mirasçıdaki alacağı, paylaşma sırasında o mirasçının payına mahsup edilir.
MADDE 655.- Paylaşmada kendisine mirasbırakanın borçları
için rehnedilmiş bir tereke malı düşen mirasçı, o malın güvence altına aldığı
borcu üstlenmiş olur.
1. Bölünme
MADDE 656.- Taşınmazların
bölünmelerine ilişkin kanun hükümleri saklıdır.
2. Özgülenme
a. Özgülenmeye esas olan değer
MADDE 657.- Taşınmazlar,
paylaşmanın yapıldığı zamandaki gerçek değerleri esas alınarak mirasçılara
özgülenir.
Tarımsal taşınmazlar gelir değerine, diğer taşınmazlar sürüm değerine
göre özgülenir.
b. Değerin belirlenmesi
MADDE 658.- Mirasçılar
özgülenme değeri üzerinde uyuşamazlarsa, bu değer sulh hâkimi tarafından
belirlenir.
V. Tarımsal işletmeler
1. Paylaştırma dışında bırakma
a. Koşulları
MADDE 659.- Terekede
bulunan, ekonomik bütünlüğe ve yeterli tarımsal varlığa sahip bir tarımsal
işletme, işletmeye ehil mirasçılardan birinin istemde bulunması hâlinde bu
mirasçıya gelir değeri üzerinden bölünmeksizin özgülenir.
Bir işletme, değerinde azalma olmaksızın birden çok yeterli tarımsal
varlığa sahip işletmeye bölünebilecek nitelikte ise, sulh hâkimi bunları, istemde
bulunan ve işletmeye ehil olan birden
çok mirasçıya ayrı ayrı özgüleyebilir.
İşletmenin yeterli tarımsal varlığa sahip olup olmadığı, tarım
bölgeleriyle tarım türlerinin özellikleri göz önünde tutularak ilgili
bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
b. Taşınırların özgülenmesi
MADDE 660.- Mirasçı, işletme
için gerekli olan araç, gereç ve hayvanların işletme için taşıdığı değer
üzerinden kendisine özgülenmesini isteyebilir.
c. Özgülenmenin hangi mirasçıya yapılacağı
MADDE 661.- Mirasçılardan birinin
özgüleme istemine itiraz etmesi veya isteklilerin birden çok olması hâlinde,
sulh hâkimi, kişisel yetenek ve durumları göz önünde tutmak suretiyle
işletmenin hangi mirasçıya özgüleneceğine karar verir.
İşletmeyi kendisi işletmek isteyen ve bunun için ehil olduğu anlaşılan
mirasçıya özgülemede öncelik tanınır.
İşletmeye ehil olmanın belirlenmesinde, özgülenme isteyen mirasçının
eşinin yetenekleri de göz önünde tutulur.
d. Ölüme bağlı tasarruf ile düzenleme
MADDE 662.- İşletmenin
kendisine özgülenmesini isteyen ve buna ehil olduğu anlaşılan mirasçının bu
konudaki istem hakkı, ölüme bağlı tasarrufla ortadan kaldırılamaz.
Mirasçılıktan çıkarma ve mirastan feragat hâlleri saklıdır.
Birden çok mirasçıda özgülenme koşullarının bulunması hâlinde,
kendisine özgülenme yapılacak mirasçı ölüme bağlı tasarrufla belirlenebilir.
e. Ergin olmayan mirasçılar
MADDE 663.- Mirasçılar
arasında ergin olmayan ayırt etme gücüne sahip altsoy varsa; paylaşma, bunlar
ergin oluncaya kadar ertelenebilir veya mirasçılar arasında özgülemeye karar
verilebilecek tarihe kadar aile malları ortaklığı kurulur.
2. Aile malları ortaklığı
a. İstem hakkı
MADDE 664.- Kendisine
işletme özgülenen mirasçının, diğer mirasçıların payları karşılığında ödemesi
gereken miktar ile daha önce işletme üzerinde kurulmuş bulunan rehinlerle
güvence altına alınmış olan borçların toplamı, işletmenin gelir değerinin
dörtte üçünü aşarsa, kendisine özgüleme yapılan mirasçının istemi üzerine
özgülenen işletmenin paylaşılması uygun
bir süre ertelenebilir.
Bu takdirde mirasçılar arasında kazanç paylı aile malları ortaklığı
kurulmuş olur.
b. Ortaklığın sona erdirilmesi
MADDE 665.- Kendisine
işletme özgülenen mirasçı, aşırı borçlanma zorunda kalmaksızın diğer
mirasçıların paylarının karşılığını ödeyecek duruma gelirse; mirasçılardan her
biri, ortaklıktan çıktığını bildirerek payının karşılığının kendisine
ödenmesini isteyebilir.
Aksi kararlaştırılmış olmadıkça, kendisine özgülenme yapılan mirasçı
ortaklığın sona erdirilmesini her zaman isteyebilir.
3. Diğer mirasçıların paylarının mirasçı irat senediyle karşılanması
MADDE 666.- Kendisine
işletme özgülenen mirasçı paylaşmanın ertelenmesini isterse, diğer
mirasçılardan her biri, kazanç paylı ortaklığa girme yerine, payının tarımsal
işletmeye ait taşınmazlarla güvence altına alınan bir alacak hakkına
dönüştürülmesini isteyebilir.
Bu alacaklar karşılığı olarak mirasçılara beş yıldan önce paraya
çevrilemeyen ve en fazla irat senetleri için geçerli oran üzerinden
faizlendirilerek bir mirasçı irat senedi verilir.
İrat senetlerindeki yükün üst sınırına ve Devletin sorumluluğuna ilişkin kurallar mirasçı irat senetlerinde uygulanmaz.
4. Yan sınaî işletme
MADDE 667.- Tarımsal
işletmeye sıkı şekilde bağlı bir yan sınaî işletme bulunur ve bunlar birlikte
yeterli ekonomik varlığa sahip olurlarsa, ikisi bir bütün olarak istekli olan
ve ehil görülen mirasçıya özgülenir.
Bu durumda tarımsal işletme gelir değeriyle, sınaî işletme sürüm
değeriyle özgülenir.
Mirasçılardan birinin itiraz etmesi veya birden çok mirasçının özgülenme istemesi hâlinde, sulh hâkimi her iki işletmenin ekonomik varlıklarını sürdürme olanaklarını ve mirasçıların kişisel durumlarını göz önünde bulundurarak yan işletmenin birlikte veya ayrı olarak özgülenmesine ya da satışına karar verir.
5. İşletmenin satılması
MADDE 668.- Mirasçılardan
hiç biri tarımsal işletmenin bir bütün olarak kendisine özgülenmesini istemez
veya özgülenme istemi reddedilirse, mirasçılardan her biri işletmenin bir bütün
olarak satılmasını isteyebilir.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
A. Mirasçılar arasında
MADDE 669.- Yasal
mirasçılar, mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlararası
karşılıksız kazandırmaları, denkleştirmeyi sağlamak için terekeye geri vermekle
birbirlerine karşı yükümlüdürler.
Mirasbırakanın çeyiz veya kuruluş sermayesi vermek ya da bir malvarlığını devretmek veya borçtan kurtarmak ve benzerleri gibi karşılık almaksızın altsoyuna yapmış olduğu kazandırmalar, aksi mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmiş olmadıkça, denkleştirmeye tâbidir.
B. Mirasçılık sıfatının kaybı
hâlinde
MADDE 670.- Mirasın
açılmasından önce veya sonra mirasçılık sıfatını kaybeden mirasçıya ait geri
verme yükümlülüğü, onun yerini alan mirasçılara, miras paylarında meydana gelen
artış oranında geçer.
I. Geri verme veya mahsup
MADDE 671.- Geri vermekle
yükümlü olan mirasçı, dilerse aldığını aynen geri verir; dilerse payından fazla
olsa bile değerini miras payına mahsup ettirir.
Mirasbırakanın bu kurala aykırı tasarrufları ve mirasçıların tenkise
ilişkin hakları saklıdır.
II. Miras payını aşan
kazandırmalar
MADDE 672.- Yapılan
kazandırma miras payını aştığı takdirde mirasçı, mirasbırakanın bunu kendisine
bırakmak istediğini ispat ederse, bu fazlalık denkleştirmeye tâbi olmaz. Diğer
mirasçıların tenkise ilişkin hakları saklıdır.
III. Denkleştirme değeri
MADDE 673.- Denkleştirme,
kazandırmanın denkleştirme anındaki değerine göre yapılır.
Yarar ve zarar ile gelir ve giderler hakkında mirasçılar arasında sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır.
D. Eğitim ve öğrenim giderleri
MADDE 674.- Çocukların
eğitim ve öğrenimi için yapılan giderler sebebiyle geri verme yükümlülüğü,
mirasbırakanın aksini arzu ettiği ispat edilmedikçe, ancak alışılmış ölçüleri
aşan kısım için mevcuttur.
Eğitim ve öğrenimini tamamlamamış olan veya sakatlıkları bulunan
çocuklara, paylaşmada hakkaniyete uygun bir ödeme yapılır.
E. Hediyeler ve evlenme
giderleri
MADDE 675.- Olağan hediyeler
ile evlenme sırasında yapılan geleneğe uygun giderler denkleştirmeye tâbi
değildir.
Altsoy hısımlarının evlenmelerinde, alışılmış ölçüler içinde yapılan çeyiz giderleri hakkında denkleştirmeye tâbi tutmama arzusunun bulunduğu asıldır.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
PAYLAŞMANIN TAMAMLANMASI
VE SONUCU
A. Paylaşmanın sonuçlandırılması
I. Paylaşma sözleşmesi
MADDE 676.- Mirasçılar
arasında payların oluşturulması ve fiilen alınması veya aralarında yapacakları
paylaşma sözleşmesi mirasçıları bağlar.
Paylaşma sözleşmesiyle mirasçılar, tereke mallarının tamamı veya bir
kısmı üzerindeki elbirliği mülkiyetinin miras payları oranında paylı mülkiyete
dönüştürülmesini de kabul edebilirler.
Paylaşma sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır.
MADDE 677.- Terekenin tamamı
veya bir kısmı üzerinde miras payının devri konusunda mirasçılar arasında
yapılan sözleşmelerin geçerliliği yazılı şekle bağlıdır.
Bir mirasçının üçüncü kişiyle yapacağı böyle bir sözleşmenin
geçerliliği, noterlikçe düzenlenmesine bağlıdır. Sözleşme bu kişiye paylaşmaya
katılma yetkisi vermez; sadece paylaşma sonunda mirasçıya özgülenen payın
kendisine verilmesini isteme hakkını sağlar.
III. Mirasın açılmasından önce
yapılan sözleşmeler
MADDE 678.- Mirasbırakanın
katılması veya izni olmaksızın bir mirasçının henüz açılmamış bir miras
hakkında diğer mirasçılar veya üçüncü bir kişi ile yapacağı sözleşmeler geçerli
değildir.
Böyle bir sözleşme gereğince yerine getirilmiş olan edimlerin geri
verilmesi istenebilir.
B. Mirasçıların birbirine karşı
sorumluluğu
I. Garanti borcu
MADDE 679.- Paylaşmanın
tamamlanmasından sonra mirasçılar, paylarına düşen mallar için birbirlerine
karşı satım hükümlerine göre sorumludurlar.
Mirasçılar, paylaşmada her birine özgülenmiş olan alacakların varlığını birbirlerine karşı garanti ettikleri gibi; borsaya kayıtlı olan kıymetli evrak dışında, alacağın mirasçının hakkına mahsup edilen miktarı için borçlunun ödeme gücünden adî kefil gibi sorumludurlar.
Garantiye ve kefalete dayanan
dava, paylaşma tarihinin veya daha sonra yerine getirilecek alacaklarda
muacceliyet tarihinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
II. Paylaşma sözleşmesinin
geçersizliği
MADDE 680.- Borçlar
Kanununun geçersizliğe ilişkin genel hükümleri, paylaşma sözleşmeleri hakkında
da uygulanır.
C. Mirasçıların üçüncü kişilere
karşı sorumluluğu
I. Müteselsil sorumluluk
MADDE 681.- Mirasçılar,
bölünmesine veya nakline alacaklı tarafından açık veya örtülü olarak rıza
gösterilmemiş olan tereke borçlarından dolayı, paylaşmadan sonra da bütün
malvarlıklarıyla müteselsilen sorumludurlar.
Paylaşmanın gerçekleştiği tarihin veya daha sonra yerine getirilecek
borçlarda muacceliyet tarihinin üzerinden beş yıl geçmekle teselsül sona erer.
II. Mirasçılara rücu
MADDE 682.- Paylaşma
sözleşmesinde ödenmesi kendisine yükletilmemiş olan bir tereke borcunu veya
üzerine aldığı miktardan fazlasını ödeyen mirasçı, diğer mirasçılara rücu
edebilir.
Rücu hakkı, ilk önce, ödenmiş olan borcu paylaşma sözleşmesiyle üstlenmiş bulunan mirasçıya karşı kullanılır.
Diğer hâllerde, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, mirasçılardan her biri
terekedeki borçları miras payı oranında ödemekle yükümlüdür.
DÖRDÜNCÜ KİTAP
EŞYA HUKUKU
BİRİNCİ KISIM
MÜLKİYET
BİRİNCİ BÖLÜM
GENEL HÜKÜMLER
A. Mülkiyet hakkının içeriği
MADDE 683.- Bir şeye malik
olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi
kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.
Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak
davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava
edebilir.
B. Mülkiyet hakkının kapsamı
I. Bütünleyici parça
MADDE 684.- Bir şeye malik
olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur.
Bütünleyici parça, yerel âdetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parçadır.
II. Doğal ürünler
MADDE 685.- Bir şeyin
maliki, onun ürünlerinin de maliki olur.
Ürünler, dönemsel olarak elde edilen doğal veya hukukî ürünler ile bir şeyin özgülendiği amaca göre âdetler gereği ondan elde edilmesi uygun görülen diğer verimlerdir.
Doğal ürünler asıl şeyden ayrılıncaya kadar onun bütünleyici parçasıdır.
III. Eklenti
1. Tanım
MADDE 686.- Bir şeye ilişkin
tasarruflar, aksi belirtilmedikçe onun eklentisini de kapsar.
Eklenti, asıl şey malikinin anlaşılabilen arzusuna veya yerel âdetlere
göre, işletilmesi, korunması veya yarar sağlaması için asıl şeye sürekli olarak
özgülenen ve kullanılmasında birleştirme, takma veya başka bir biçimde asıl
şeye bağlı kılınan taşınır maldır.
Eklenti, asıl şeyden geçici olarak ayrılmakla bu niteliğini kaybetmez.
2. Eklenti sayılmayanlar
MADDE 687.- Asıl şeye zilyet
olan kimsenin sadece geçici olarak kullanması veya tüketmesi için özgülenen ya
da asıl şeyin özel niteliği ile herhangi bir ilişkisi bulunmadan sadece
korunmak, satılmak veya kiraya verilmek üzere onunla birleştirilen şeyler
eklenti sayılmaz.
I. Paylı mülkiyet
1. Genel kurallar
MADDE 688.- Paylı mülkiyette
birden çok kimse, maddî olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli
paylarla maliktir.
Başka türlü belirlenmedikçe, paylar eşit sayılır.
Paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve
yükümlülüklerine sahip olur. Pay devredilebilir, rehnedilebilir ve alacaklılar
tarafından haczettirilebilir.
2. Yönetim ve tasarruf
a. Anlaşmalar
MADDE 689.- Paydaşlar, kendi
aralarında oybirliğiyle anlaşarak yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin
konularda kanun hükümlerinden farklı bir düzenleme yapabilirler. Ancak, böyle bir anlaşmayla paydaşların aşağıdaki
hak ve yetkileri kaldırılamaz ve sınırlandırılamaz:
1. Paylı mülkiyet konusu eşyanın kullanılabilirliğinin ve değerinin
korunması için zorunlu olan yönetim işlerini yapmak ve gerektiğinde mahkemeden
buna ilişkin önlemlerin alınmasını istemek,
2. Eşyayı bir zarar tehlikesinden veya zararın artmasından korumak için
derhâl alınması gereken önlemleri bütün paydaşlar hesabına almak.
Taşınmazlarla ilgili anlaşmalar imzalarının noterlikçe onaylanması
koşuluyla paydaşlardan birinin başvurusu üzerine tapu kütüğüne şerh
verilebilir.
b. Olağan yönetim işleri
MADDE 690.- Paydaşlardan her
biri olağan yönetim işlerini yapmaya, özellikle küçük onarımları yaptırmaya ve
tarımsal işleri yürütmeye yetkilidir.
Zorunlu ve ivedi işlerin yapılmasına ilişkin kanun hükümleri saklı
kalmak kaydıyla, paydaşların çoğunlukla alacağı kararla olağan yönetim
işlerinde yetkiyle ilgili farklı düzenleme getirilebilir.
c. Önemli yönetim işleri
MADDE 691.- İşletme usulünün
veya tarım türünün değiştirilmesi, adî kiraya veya ürün kirasına ilişkin
sözleşmelerin yapılması veya feshi, toprağın ıslahı gibi önemli yönetim işleri
için pay ve paydaş çoğunluğuyla karar verilmesi gerekir.
Olağan yönetim sınırlarını aşan ve paylı malın değerinin veya yarar
sağlamaya elverişliliğinin korunması için gerekli bakım, onarım ve yapı
işlerinde de aynı çoğunluk aranır.
Pay ve paydaşların eşitliği hâlinde hâkim, paydaşlardan birinin istemi
üzerine bütün paydaşların menfaatini gözeterek hakkaniyete uygun bir karar
verir; gerekli gördüğü işlerin yapılması için paydaşlar arasından veya
dışarıdan bir kayyım atayabilir.
d. Olağanüstü yönetim işleri ve tasarruflar
MADDE 692.- Paylı malın
özgülendiği amacın değiştirilmesi, korumanın veya olağan şekilde kullanmanın
gerekli kıldığı ölçüyü aşan yapı işlerine girişilmesi veya paylı malın tamamı
üzerinde tasarruf işlemlerinin yapılması, oybirliğiyle aksi kararlaştırılmış
olmadıkça, bütün paydaşların kabulüne bağlıdır.
Paylar üzerinde taşınmaz rehni veya taşınmaz yükü kurulmuşsa, paydaşlar
malın tamamını benzer haklarla kayıtlayamazlar.
3. Yararlanma, kullanma ve koruma
MADDE 693.- Paydaşlardan her
biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve
onu kullanabilir.
Uyuşmazlık hâlinde yararlanma ve kullanma şeklini hâkim belirler. Bu
belirleme, paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibarıyla paydaşlar
arasında bölünmesi biçiminde de olabilir.
Paydaşlardan her biri, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer
paydaşları temsilen sağlayabilir.
4. Giderler ve yükümlülükler
MADDE 694.- Paylı
mülkiyetten doğan veya paylı malı ilgilendiren yönetim giderleri, vergiler ve
diğer yükümlülükler, aksine bir hüküm bulunmadıkça, paydaşlar tarafından
payları oranında karşılanır.
Payına düşenden fazlasını ödemiş bulunan paydaş, diğerlerine payları
oranında rücu edebilir.
5. Kararların bağlayıcılığı
MADDE 695.- Yararlanma, kullanma
ve yönetime ilişkin konularda paydaşların yaptıkları düzenleme ve aldıkları
kararlar ile mahkemece verilen kararlar, sonradan paydaş olan veya pay üzerinde
aynî hak kazanan kimseleri de bağlar.
Taşınmazlarda yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin kararların
sonradan paydaş olan veya pay üzerinde aynî hak kazananları bağlaması için,
bunların tapu kütüğüne şerh edilmesi gerekir.
6. Paydaşlıktan çıkarma
a. Paydaşın çıkarılması
MADDE 696.- Kendi tutum ve
davranışlarıyla veya malın kullanılmasını bıraktığı ya da fiillerinden sorumlu
olduğu kişilerin tutum ve davranışlarıyla diğer paydaşların tamamına veya bir
kısmına karşı olan yükümlülüklerini ağır biçimde çiğneyen paydaş, bu yüzden
onlar için paylı mülkiyet ilişkisinin devamını çekilmez hâle getirmişse,
mahkeme kararıyla paydaşlıktan çıkarılabilir.
Davanın açılması, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, pay ve paydaş
çoğunluğuyla karar verilmesine bağlıdır.
Hâkim, çıkarma istemini haklı gördüğü takdirde, çıkarılacak paydaşın
payını karşılayacak kısmı maldan ayırmaya olanak varsa, bu ayırmayı yaparak
ayrılan parçanın paylı mülkiyetten çıkarılana özgülenmesine karar verir.
Aynen ayrılmasına olanak bulunmayan maldaki payın dava tarihindeki
değeriyle kendilerine devrini isteyen paydaş veya paydaşlar bu istemlerini
paydaşlıktan çıkarma istemi ile birlikte ileri sürmek zorundadırlar. Hâkim,
hüküm vermeden önce re'sen belirleyeceği uygun bir süre içinde pay değerinin
ödenmesine veya tevdiine karar verir. Davanın kabulü hâlinde payın istemde
bulunan adına tesciline hükmolunur.
Payı karşılayacak kısım maldan aynen ayrılamaz ve bu payı isteyen paydaş da bulunmazsa hâkim, davalıya payını devretmesi için bir süre belirler ve bu süre içinde devredilmeyen payın açık artırmayla satışına karar verir. Satış kararı, cebrî icra yoluyla paraya çevirmeye ilişkin hükümler uyarınca yerine getirilir.
b. Diğer hak sahiplerinin çıkarılması
MADDE 697.- Bir paydaşın
çıkarılmasına ilişkin hükümler, kıyas yoluyla, pay üzerinde intifa veya diğer
bir aynî ya da tapuya şerh edilmiş kişisel yararlanma hakkı sahipleri hakkında
da uygulanır. Ancak, devri caiz olmayan bir hakkın uygun bir tazminat
karşılığında sona ermesine karar verilir.
7. Paylı mülkiyetin sona ermesi
a. Paylaşma istemi
MADDE 698.- Hukukî bir işlem
gereğince veya paylı malın sürekli bir amaca özgülenmiş olması sebebiyle paylı
mülkiyeti devam ettirme yükümlülüğü bulunmadıkça, paydaşlardan her biri malın
paylaşılmasını isteyebilir.
Paylaşmayı isteme hakkı, hukukî bir işlemle en çok on yıllık süre ile
sınırlandırılabilir. Taşınmazlarda paylı mülkiyetin devamına ilişkin
sözleşmeler, resmî şekle bağlıdır ve tapu kütüğüne şerh verilebilir.
Uygun olmayan zamanda paylaşma isteminde bulunulamaz.
b. Paylaşma biçimi
MADDE 699.- Paylaşma, malın
aynen bölüşülmesi veya pazarlık ya da artırmayla satılarak bedelinin
bölüşülmesi biçiminde gerçekleştirilir.
Paylaşma biçiminde uyuşma sağlanamazsa, paydaşlardan birinin istemi üzerine hâkim, malın aynen bölünerek paylaştırılmasına, bölünen parçaların değerlerinin birbirine denk düşmemesi hâlinde eksik değerdeki parçaya para eklenerek denkleştirme sağlanmasına karar verir.
Bölme istemi durum ve koşullara uygun görülmezse ve özellikle paylı
malın önemli bir değer kaybına uğramadan bölünmesine olanak yoksa, açık
artırmayla satışa hükmolunur. Satışın paydaşlar arasında artırmayla yapılmasına
karar verilmesi, bütün paydaşların rızasına bağlıdır.
c. İntifa hakkı sahibinin durumu
MADDE 700.- Bir paydaşın
kendi payı üzerinde intifa hakkı kurması hâlinde, diğer paydaşlardan biri
intifa hakkının kurulduğunun kendisine tebliğinden başlayarak üç ay içinde
paylaşma isteminde bulunursa; satış yoluyla paylaşmada intifa hakkı, buna
ilişkin paya düşecek bedel üzerinde devam eder.
II. Elbirliği mülkiyeti
1. Kaynakları ve niteliği
MADDE 701.- Kanun veya
kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara
birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir.
Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her
birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.
2. Hükümleri
MADDE 702.- Ortakların
hakları ve yükümlülükleri, topluluğu doğuran kanun veya sözleşme hükümleri ile
belirlenir.
Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim,
gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir.
Sözleşmeden doğan topluluk devam ettiği sürece, paylaşma yapılamaz ve
bir pay üzerinde tasarrufta bulunulamaz.
Ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir.
Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır.
3. Sona ermesi
MADDE 703.- Elbirliği
mülkiyeti, malın devri, topluluğun dağılması veya paylı mülkiyete geçilmesiyle
sona erer.
Paylaştırma, aksine bir hüküm bulunmadıkça, paylı mülkiyet hükümlerine
göre yapılır.
TAŞINMAZ MÜLKİYETİ
BİRİNCİ AYIRIM
TAŞINMAZ MÜLKİYETİNİN
KONUSU, KAZANILMASI VE KAYBI
A. Taşınmaz mülkiyetinin konusu
MADDE 704.- Taşınmaz
mülkiyetinin konusu şunlardır:
1. Arazi,
2. Tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar,
3. Kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler.
B. Taşınmaz mülkiyetinin
kazanılması
MADDE 705.- Taşınmaz
mülkiyetinin kazanılması, tescille olur.
Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile
kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu
hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne
tescil edilmiş olmasına bağlıdır.
II. Kazanma yolları
1. Hukukî işlem
MADDE 706.- Taşınmaz
mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması, resmî şekilde
düzenlenmiş bulunmalarına bağlıdır.
Ölüme bağlı tasarruflar ve mal rejimi sözleşmeleri, kendilerine özgü
şekillere tâbidir.
2. İşgal
MADDE 707.- Tapu kütüğüne
kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetinin işgal yoluyla kazanılması, ancak kaydının
malikin istemiyle terkin edilmiş olmasına bağlıdır.
Tapuya kayıtlı olmayan taşınmazlar üzerinde işgal yoluyla mülkiyet
kazanılamaz.
3. Yeni arazi oluşması
MADDE 708.- Birikme, dolma,
toprak kayması veya kamuya ait suların yatağında ya da seviyesinde değişme gibi
sebeplerle sahipsiz yerlerde yeniden oluşan yararlanmaya elverişli arazi
Devlete ait olur.
Devlet, bu araziyi kamusal bir sakınca bulunmadığı takdirde öncelikle arazisi kayba uğrayana veya bitişik arazi malikine devredebilir.
Toprak parçalarının kendi arazisinden koptuğunu ispat eden malik,
bunları, durumu öğrendiği tarihten başlayarak bir ve her hâlde oluşumun
gerçekleştiği tarihten başlayarak on yıl içinde geri alabilir.
4. Arazi kayması
a. Genel olarak
MADDE 709.- Arazi kayması
sınır değişikliğini gerektirmez.
Arazi kayması sebebiyle bir taşınmazdan diğerine geçmiş olan arazi parçaları ve diğer cisimler hakkında sürüklenen şeylere ve karışmaya ilişkin hükümler uygulanır.
b. Heyelân
MADDE 710.- Arazi kaymasının
sınır değişikliğine yol açmayacağı ilkesi, yetkili makamlarca heyelân bölgesi
olduğu belirlenen yörelerde uygulanmaz.
Bu yörelerin belirlenmesi sırasında yöredeki arazinin yapısı göz önünde
tutulur.
Bir taşınmazın böyle bir yörede bulunduğu, ilgililere uygun biçimde
bildirilir ve tapu kütüğünün beyanlar sütununa yazılır.
c. Sınırın yeniden belirlenmesi
MADDE 711.- Sınır, arazi
kayması sebebiyle gerçeği yansıtmıyorsa; ilgili taşınmaz maliki, sınırın
yeniden belirlenmesini isteyebilir.
Fazlalık ve eksiklikler denkleştirilir.
5. Kazandırıcı zamanaşımı
a. Olağan zamanaşımı
MADDE 712.- Geçerli bir
hukukî sebep olmaksızın tapu kütüğüne malik olarak yazılan kişi, taşınmaz
üzerindeki zilyetliğini davasız ve aralıksız olarak on yıl süreyle ve
iyiniyetle sürdürürse, onun bu yolla kazanmış olduğu mülkiyet hakkına itiraz
edilemez.
b. Olağanüstü zamanaşımı
MADDE 713.- Tapu kütüğünde
kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve
malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası
veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar
verilmesini isteyebilir.
Aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya yirmi
yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı
bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının
zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet
hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.
Tescil davası, Hazineye ve ilgili kamu tüzel kişilerine veya varsa
tapuda malik gözüken kişinin mirasçılarına karşı açılır.
Davanın konusu, mahkemece gazeteyle bir defa ve ayrıca taşınmazın
bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defa ilân olunur.
Son ilândan başlayarak üç ay içinde yukarıdaki koşulların
gerçekleşmediğini ileri sürerek itiraz eden bulunmaz ya da itiraz yerinde
görülmez ve davacının iddiası ispatlanmış olursa, hâkim tescile karar verir. Mülkiyet, birinci
fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur.
Davalılar ve itiraz edenler, aynı davada kendi adlarına tescile karar
verilmesini isteyebilirler.
Kararda, tescili istenilen taşınmazın niteliği, yeri, sınırları ve
yüzölçümü belirtilir ve karara, uzmanlarca düzenlenen teknik bilgileri içeren
krokisi de eklenir.
Özel kanun hükümleri saklıdır.
c. Sürelerin hesabı
MADDE 714.- Kazandırıcı
zamanaşımı sürelerinin hesaplanmasında, kesilmesinde ve durmasında, Borçlar
Kanununun zamanaşımına ilişkin hükümleri kıyas yoluyla uygulanır.
6. Sahipsiz yerler ve yararı kamuya ait mallar
MADDE 715.- Sahipsiz yerler
ile yararı kamuya ait mallar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.
Aksi ispatlanmadıkça, yararı kamuya ait sular ile kayalar, tepeler,
dağlar, buzullar gibi tarıma elverişli olmayan yerler ve bunlardan çıkan
kaynaklar, kimsenin mülkiyetinde değildir ve hiçbir şekilde özel mülkiyete konu
olamaz.
Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait malların kazanılması, bakımı,
korunması, işletilmesi ve kullanılması özel kanun hükümlerine tâbidir.
III. Tescili isteme hakkı
MADDE 716.- Mülkiyetin
kazanılmasına esas olacak bir hukukî sebebe dayanarak malikten mülkiyetin kendi
adına tescilini istemek hususunda kişisel hakka sahip olan kimse, malikin kaçınması
hâlinde hâkimden, mülkiyetin hükmen geçirilmesini isteyebilir.
Bir taşınmazın mülkiyetini işgal, miras, kamulaştırma, cebrî icra veya
mahkeme kararına dayanarak kazanan kişi tescili doğrudan doğruya yaptırabilir.
Bir taşınmazın mülkiyetinde eşler arasındaki mal rejimi dolayısıyla
meydana gelen değişiklikler, eşlerden birinin istemiyle tapu kütüğüne doğrudan
tescil olunur.
C. Taşınmaz mülkiyetinin kaybı
MADDE 717.- Taşınmaz
mülkiyeti, terkin veya taşınmazın tamamen yok olmasıyla sona erer.
Kamulaştırma hâlinde mülkiyetin ne zaman sona ereceği özel kanunla
belirlenir
İKİNCİ AYIRIM
VE KISITLAMALARI
A. Taşınmaz mülkiyetinin içeriği
I. Kapsam
MADDE 718.- Arazi üzerindeki
mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz
katmanlarını kapsar.
Bu mülkiyetin kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar,
bitkiler ve kaynaklar da girer.
II. Sınırlar
1. Sınırların belirlenmesi
MADDE 719.- Taşınmazın
sınırları, tapu plânları ve arz üzerindeki sınır işaretleriyle belirlenir.
Tapu plânları ile arz üzerindeki işaretler birbirini tutmazsa, asıl
olan plândaki sınırdır. Bu kural, yetkili makamlarca heyelân bölgesi olduğu
belirlenen yörelerde uygulanmaz.
2. Sınır belirleme yükümlülüğü
MADDE 720.- Her arazi
maliki, komşusunun istemi üzerine belli olmayan sınırların belirlenmesi için
tapu plânlarının düzeltilmesine veya arz üzerine sınır işaretleri konulmasına
katkıda bulunmakla yükümlüdür.
3. Sınırlıklar üzerinde paylı mülkiyet
MADDE 721.- İki taşınmazı
birbirinden ayırmaya yarayan duvar, parmaklık, çit gibi sınırlıklar, aksi ispat
edilmedikçe, her iki komşunun paylı malı sayılır.
III. Arazideki yapılar
1. Arazi ve yapı malzemesi
a. Mülkiyet ilişkisi
MADDE 722.- Bir kimse kendi
arazisindeki yapıda başkasının malzemesini ya da başkasının arazisindeki yapıda
kendisinin veya bir başkasının malzemesini kullanırsa, bu malzeme arazinin
bütünleyici parçası olur.
Ancak, sahibinin rızası olmaksızın kullanılmış olan malzemenin sökülmesi
aşırı zarara yol açmayacaksa, malzeme sahibi, gideri yapıyı yaptırana ait olmak
üzere bunların sökülüp kendisine verilmesini isteyebilir.
Aynı koşullar altında arazinin maliki de, rızası olmaksızın yapılan
yapıda kullanılan malzemenin, gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere sökülüp
kaldırılmasını isteyebilir.
b. Tazminat
MADDE 723.- Malzeme sökülüp
alınmazsa arazi maliki, malzeme sahibine uygun bir tazminat ödemekle
yükümlüdür.
Yapıyı yaptıran arazi maliki iyiniyetli değilse hâkim, malzeme
sahibinin uğradığı zararın tamamının tazmin edilmesine karar verebilir.
Yapıyı yaptıran malzeme sahibi iyiniyetli değilse, hâkimin hükmedeceği
miktar bu malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir.
c. Arazinin mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesi
MADDE 724.- Yapının değeri
açıkça arazinin değerinden fazlaysa, iyiniyetli taraf uygun bir bedel
karşılığında yapının ve arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının
mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesini isteyebilir.
2. Taşkın yapılar
MADDE 725.- Bir yapının
başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi
üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmazın bütünleyici
parçası olur.
Böyle bir irtifak hakkı yoksa, zarar gören malik taşmayı öğrendiği
tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve
koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyiniyetle yapan kimse,
uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını
veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini
isteyebilir.
3. Üst hakkı
MADDE 726.- Bir üst
irtifakına dayalı olarak başkasına ait bir arazinin altında veya üstünde
sürekli kalmak üzere inşa edilen yapıların mülkiyeti, irtifak hakkı sahibine
ait olur.
Bir binanın başlı başına kullanılmaya elverişli bağımsız bölümleri
üzerinde kat mülkiyeti veya kat irtifakı kurulması, Kat Mülkiyeti Kanununa
tâbidir.
Bağımsız bölümler üzerinde ayrıca üst hakkı kurulamaz.
4. Mecralar
MADDE 727.- Su, gaz,
elektrik ve benzerlerinin mecraları, işletmenin bulunduğu taşınmazın dışında
olsalar bile, aksine bir düzenleme olmadıkça o işletmenin eklentisi ve işletme
malikinin malı sayılır.
Komşuluk hukukunun gerektirdiği hâller dışında bir taşınmazın böyle bir mecra ile aynî hak olarak yüklenmesi, ancak bir irtifak hakkı kurulması suretiyle olabilir.
İrtifak hakkı, mecra dışarıdan görülmüyorsa tapu kütüğüne tesciliyle,
dışarıdan görülüyorsa noterce düzenlenecek sözleşmeye dayanılarak mecranın
yapılmasıyla doğar.
5. Taşınır yapılar
MADDE 728.- Başkasının
arazisi üzerinde kalıcı olması amaçlanmaksızın yapılan kulübe, büfe, çardak,
baraka ve benzeri hafif yapılar, bunların malikine aittir.
Bu tür yapılar, taşınır mal hükümlerine tâbi olur ve tapu kütüğünde
gösterilmez.
IV. Araziye dikilen fidanlar
MADDE 729.- Bir kimse
başkasının fidanını kendi arazisine ya da kendisinin veya bir üçüncü kişinin
fidanını başkasının arazisine dikerse, başkasının malzemesini kullanarak
yapılan yapılara veya taşınır yapılara ilişkin hükümler bunlar hakkında da
uygulanır.
Ağaçlar ve ormanlar üst hakkına konu olamaz.
V. Taşınmaz malikinin sorumluluğu
MADDE 730.- Bir taşınmaz malikinin mülkiyet hakkını bu
hakkın yasal kısıtlamalarına aykırı kullanması sonucunda zarar gören veya zarar
tehlikesi ile karşılaşan kimse, durumun eski hâline getirilmesini, tehlikenin
ve uğradığı zararın giderilmesini dava edebilir.
Hâkim, yerel âdete uygun ve
kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan zararların uygun bir bedelle
denkleştirilmesine karar verebilir.
B. Taşınmaz mülkiyetinin
kısıtlamaları
I. Genel olarak
MADDE 731.-Taşınmaz
mülkiyetinin kanundan doğan kısıtlamaları, tapu siciline tescil edilmeksizin
etkili olur.
Bu kısıtlamaların ortadan kaldırılması veya değiştirilmesi, buna
ilişkin sözleşmenin resmî şekilde düzenlenmesine ve tapu kütüğüne şerh
verilmesine bağlıdır.
Kamu yararı için konulan kısıtlamalar kaldırılamaz ve
değiştirilemez.
II. Devir hakkının kısıtlamaları
1. Yasal önalım hakkı
a. Önalım hakkı sahibi
MADDE 732.- Paylı mülkiyette
bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye
satması hâlinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler.
b. Kullanma yasağı, feragat ve
hak düşürücü süre
MADDE 733.- Cebrî artırmayla satışlarda önalım hakkı
kullanılamaz.
Önalım hakkından feragatin resmî
şekilde yapılması ve tapu kütüğüne şerh verilmesi gerekir. Belirli bir satışta
önalım hakkını kullanmaktan vazgeçme, yazılı şekle tâbidir ve satıştan önce
veya sonra yapılabilir.
Yapılan satış, alıcı veya satıcı
tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilir.
Önalım hakkı, satışın hak
sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her hâlde satışın üzerinden
iki yıl geçmekle düşer.
c. Kullanılması
MADDE 734.- Önalım hakkı,
alıcıya karşı dava açılarak kullanılır.
Önalım hakkı sahibi, adına payın tesciline karar verilmeden önce, satış bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerini, hâkim tarafından belirlenen süre içinde hâkimin belirleyeceği yere nakden yatırmakla yükümlüdür.
2. Sözleşmeden doğan önalım hakkı
MADDE 735.- Tapu kütüğüne
şerh verilen sözleşmeden doğan önalım hakkı, şerhte belirtilen sürede ve
belirtilen koşullara göre her malike karşı kullanılabilir. Kütükte koşullar
belirtilmemişse taşınmazın üçüncü kişiye satışındaki koşullar esas alınır.
Şerhin etkisi her durumda, şerhin verildiği tarihin üzerinden on yıl
geçmekle sona erer.
Yasal önalım hakkının kullanılmasına ve vazgeçmeye ilişkin hükümler
sözleşmeden doğan önalım hakkında da uygulanır.
3. Alım ve geri alım hakları
MADDE 736.- Tapu kütüğüne
şerh verilen alım ve geri alım hakları, şerhde belirtilen süre içinde her
malike karşı kullanılabilir.
Şerhin etkisi, her durumda, şerhin verildiği tarihin üzerinden on yıl
geçmekle sona erer.
III. Komşu hakkı
1. Kullanma biçimi
MADDE 737.- Herkes, taşınmaz
mülkiyetinden doğan yetkileri kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini
sürdürürken, komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla
yükümlüdür.
Özellikle, taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel âdete göre komşular
arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku
çıkartarak, gürültü veya sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır.
Yerel âdete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye
ilişkin haklar saklıdır.
2. Kazı ve yapılar
a. Kural
MADDE 738.- Malik, kazı ve
yapı yaparken komşu taşınmazlara, onların topraklarını sarsmak veya tehlikeye
düşürmek ya da üzerlerindeki tesisleri etkilemek suretiyle zarar vermekten
kaçınmak zorundadır.
Komşuluk hukuku kurallarına aykırı yapılar hakkında taşkın yapılara
ilişkin hükümler uygulanır.
b. Özel kurallar
MADDE 739.- Kazı ve
yapılarda uyulması gerekli kurallar özel kanunlarla belirlenir.
3. Bitkiler
a. Kural
MADDE 740.- Komşunun
arazisine taşarak zarar veren dal ve kökler, onun istemi üzerine uygun bir süre
içinde kaldırılmazsa, komşu bu dal ve kökleri kesip kendi mülkiyetine
geçirebilir.
Ekilmiş veya üzerine yapı yapılmış arazisine dalların taşmasına
katlanan komşu, bu dallarda yetişen meyvaları toplama hakkına sahip olur.
Komşu ormanlar hakkında bu hükümler uygulanmaz.
b. Özel kurallar
MADDE 741.- Komşu taşınmaz
maliklerinin bitki dikerken uymak zorunda oldukları kurallar özel kanunlarla
belirlenir.
4. Doğal olarak akan su
MADDE 742.- Taşınmaz maliki,
üst taraftaki araziden kendi arazisine doğal olarak akan suların ve özellikle
yağmur, kar ve tutulmamış kaynak sularının akışına katlanmak zorundadır.
Komşulardan hiçbiri bu suların akışını diğerinin zararına değiştiremez.
Üstteki arazi maliki, alt taraftaki taşınmaza gerekli olan suyu, ancak
kendi taşınmazı için zorunlu olduğu ölçüde tutabilir.
5. Fazla suyun akıtılması
MADDE 743.- Bir arazinin
suyu öteden beri alt taraftaki araziye doğal bir şekilde akmakta ise, alt
taraftaki arazi maliki, üst taraftaki araziden fazla suyun boşaltılması
sırasında da bu suları tazminat isteme hakkı olmaksızın kabul etmek zorundadır.
Alt taraftaki arazi maliki boşaltma dolayısıyla akan sulardan zarar görmekte ise, gideri üstteki arazi malikine ait olmak üzere, kendi arazisinde yapılacak mecrayla suyun akıtılmasını isteyebilir.
Bataklıkların kurutulması hakkındaki özel kanun hükümleri saklıdır.
6. Mecra geçirilmesi
a. Katlanma yükümlülüğü
MADDE 744.- Her taşınmaz
maliki, uğrayacağı zararın tamamının önceden ödenmesi koşuluyla, su yolu,
kurutma kanalı, gaz ve benzerlerine ait boruların, elektrik hat ve
kablolarının, başka yerden geçirilmesi olanaksız veya aşırı ölçüde masraflı
olduğu takdirde, kendi arazisinin altından veya üstünden geçirilmesine
katlanmakla yükümlüdür.
Mecra geçirilmesinin kamulaştırma kurallarına bağlı olması hâlinde, bu
Kanunun mecralara ilişkin komşuluk hükümleri uygulanmaz.
Mecrayı geçirme hakkı, hak sahibinin istemi üzerine ve giderleri
ödemesi koşuluyla tapu kütüğüne tescil edilir.
b. Yükümlü taşınmaz malikinin menfaatinin korunması
MADDE 745.- Yükümlü taşınmaz
maliki, kendi menfaatinin hakkaniyete uygun bir biçimde gözetilmesini
isteyebilir.
Arazinin üzerinden geçecek mecralarda olağanüstü durumlar varsa malik,
bu mecraların üzerinden geçirileceği arazi parçasının uygun bir kısmının,
zararını tam olarak karşılayacak bir bedelle satın alınmasını isteyebilir.
c. Durumun değişmesi
MADDE 746.- Durum değişirse,
yükümlü taşınmaz maliki, mecranın kendi yararına olarak başka bir yere
nakledilmesini isteyebilir.
Yer değiştirme giderleri, kural olarak mecra hakkı sahibine aittir.
Özel durumlar haklı gösterdiği takdirde, taşınmaz maliki de giderlerin
uygun bir kısmına katılmakla yükümlü tutulabilir.
7. Geçit hakları
a. Zorunlu geçit
MADDE 747.- Taşınmazından
genel yola çıkmak için yeterli geçidi bulunmayan malik, tam bir bedel
karşılığında bir geçit hakkı tanınmasını komşularından isteyebilir.
Bu hak, ilk önce kendisinden bu geçidin istenmesi önceki mülkiyet ve
yol durumuna göre en uygun düşen komşuya karşı ve daha sonra bundan en az zarar
görecek olana karşı kullanılır.
Zorunlu geçit iki tarafın menfaati gözetilerek belirlenir.
b. Diğer geçit hakları
MADDE 748.- Taşınmaz
malikinin taşınmazını işletme veya iyileştirme ya da taşınmazı üzerinde yapı
yapma amacıyla komşu taşınmaza geçici olarak girme hakkı ile tarla yolu, hayvan
sulama yolu, kış geçidi, tomruk kaydırma yolu ve oluğu ve bunlara benzer diğer
geçitler özel kanun hükümlerine tâbidir.
Özel kanun hükmü yoksa yerel âdet uygulanır.
Doğrudan doğruya kanundan kaynaklanan geçit hakları, tapu kütüğüne
tescil edilmeksizin doğar. Ancak, bunlardan sürekli nitelikte olanlar beyanlar
sütununda gösterilir.
8. Sınırlıklar
MADDE 749.- Sınırlıklar
üzerinde paylı mülkiyete ilişkin hükümler saklı kalmak üzere; her arazi maliki,
taşınmazının sınırının çit veya duvar gibi sınırlıklarla çevrilmesi için
yapılan giderleri karşılar.
Arazinin sınırlıklarla çevrilmesi yükümlülüğü ve biçimine ilişkin özel
kanun hükümleri saklıdır.
9. Katılma yükümlülüğü
MADDE 750.- Her taşınmaz maliki,
komşuluk hukukundan doğan yetkilerin kullanılması için gerekli işlere ve
bunların giderlerine, kendi yararlanması oranında katılmakla yükümlüdür.
IV. Başkasının arazisine girme
hakkı
1. Orman ve mer'aya girme
MADDE 751.- Yetkili makamlar
tarafından bitki örtüsünü korumak amacıyla yasaklanmadıkça, herkes başkasının
orman ve mer'asına girebilir ve oralarda yetişen yabanî meyve, mantar ve
benzeri şeyleri, yerel âdetlerin izin verdiği ölçüde toplayıp alabilir.
Avlanmak ve balık tutmak için başkasının arazisine girme, özel kanun hükümlerine tâbidir.
2. Sürüklenen şeyler ile benzerlerinin alınması
MADDE 752.- Su, rüzgâr, çığ
veya diğer doğal güçlerin etkisiyle ya da rastlantı sonucunda başkasının
arazisine sürüklenen veya düşen şeyler ile buraya giren büyük ve küçük baş
hayvan, arı oğulu, kanatlı hayvan ve balık gibi hayvanların hak sahipleri
tarafından aranıp alınmasına, arazi maliki izin vermek zorundadır.
Arazi maliki, bu yüzden uğradığı zararın denkleştirilmesini istemek ve
denkleştirme bedeli kendisine ödeninceye kadar o şeyleri hapsetmek hakkına
sahiptir.
3. Zorunluluk hâlinde
MADDE 753.- Bir kimse
kendisini veya başkasını tehdit eden bir zararı veya o anda mevcut bir
tehlikeyi ancak başkasının taşınmazına müdahale ile önleyebilecek ve bu zarar
ya da tehlike taşınmaza müdahaleden doğacak zarardan önemli ölçüde büyük ise,
malik buna katlanmak zorundadır.
Malik, bu yüzden uğradığı zarar için hakkaniyete uygun bir denkleştirme
bedeli isteyebilir.
1. Genel olarak
MADDE 754.- Taşınmaz
mülkiyeti hakkının kamu yararı için kısıtlanması, özellikle yapı, yangın, doğal afetler ve sağlıkla ilgili kolluk
hizmetlerine; orman ve yollara, deniz ve göl kıyılarındaki ana ve tali yollara
sınır işaretleri ve nirengi noktaları konulmasına; toprağın iyileştirilmesine
veya bölünmesine, tarım topraklarının veya yapıya özgü arsaların
birleştirilmesine; eski eserler, doğal güzellikler, manzaralar, seyirlik noktaları ve ender doğa anıtları
ile içmeler, ılıcalar, maden ve kaynak sularının korunmasına ilişkin mülkiyet
kısıtlamaları, özel kanun hükümlerine tâbidir.
2. Toprağın iyileştirilmesi
MADDE 755.- Su yollarını
düzeltme, sulama, bataklık yerlerini kurutma, yol açma, orman yetiştirme,
arazileri toplulaştırma gibi iyileştirme işleri, ancak ilgili maliklerin ortak
girişimleriyle yapılabilecekse, arazinin yarısından fazlasına sahip bulunmak
koşuluyla maliklerin üçte ikisinin bu yolda karar vermeleri gerekir. Diğer
malikler de bu karara uymak zorundadır. Alınan karar, tapu kütüğünün beyanlar
sütununda gösterilir.
Bu konulara ilişkin özel kanun
hükümleri saklıdır.
C. Kaynak ve yeraltı suları
I. Mülkiyet ve irtifak hakkı
MADDE 756.- Kaynaklar,
arazinin bütünleyici parçası olup, bunların mülkiyeti ancak kaynadıkları
arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabilir.
Başkasının arazisinde bulunan kaynaklar üzerindeki hak, bir irtifak
hakkı olarak tapu kütüğüne tescil ile kurulur.
Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak, onun
altındaki yeraltı sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz.
Arazi maliklerinin yeraltı sularından yararlanma biçimi ve ölçüsüne
ilişkin özel kanun hükümleri saklıdır.
II. Kaynaklara zarar verilmesi
1. Tazminat
MADDE 757.- Önemli ölçüde
yararlanılan veya yararlanmak amacıyla suyu biriktirilen kaynakları veya
kuyuları kazı, yapı veya benzeri faaliyetler yüzünden kısmen olsun keserek ya
da kirleterek malikine veya onda hak sahibi olana zarar veren kimse, bu zararı
gidermekle yükümlüdür.
Zarar kasten veya ihmal yoluyla verilmemişse ya da zarar görenin de
kusuru varsa hâkim, tazminatın gerekip gerekmediğini, gerekiyorsa miktar ve
türünü takdir eder.
2. Eski duruma getirme
MADDE 758.- Bir taşınmazda
oturmak, onu işletmek veya bir yerin içme ya da kullanma suyunu sağlamak için
gerekli olan kaynaklar kesilir ve kirletilirse, kaynağın olabildiği ölçüde eski
duruma getirilmesi istenebilir.
Bunlar dışında eski duruma getirme, ancak özel hâller haklı gösterdiği
takdirde istenebilir.
III. Aynı yataktan beslenen kaynaklar
MADDE 759.- Değişik
maliklere ait komşu kaynaklar, ortak bir ana kaynaktan beslenmekte ise
maliklerden her biri, bu kaynakların birlikte tutulmasını ve suyun hak
sahiplerine o zamana kadarki yararlanmaları oranında dağıtılmasını isteyebilir.
Hak sahipleri, ortak tesis masraflarını yararlanmaları oranında
üstlenirler.
Birinin karşı çıkması hâlinde, hak sahiplerinden her biri, diğer
kaynaklardaki su azalacak olsa bile, kendi kaynağındaki suyun tutulup
akıtılması için gerekli işleri yapabilir ve kendi kaynağına gelen suyun miktarı
bu işler sonunda çoğaldığı takdirde, ancak bu çoğalma oranında bir bedel
vermekle yükümlü olur.
IV. Özel kanun hükümleri ve
yerel âdet
MADDE 760.- Özel mülkiyete
tâbi arazide bulunan kaynak, kuyu veya derelerden komşuların ve diğer kişilerin
su içme, su alma veya hayvan sulama ya da benzer yollarla yararlanmaları özel
kanun hükümlerine tâbidir. Özel kanun hükmü yoksa yerel âdet uygulanır.
MADDE 761.- Evi, arazisi
veya işletmesi için gerekli sudan yoksun olup, bunu aşırı zahmet ve gidere
katlanmaksızın başka yoldan sağlayamayan taşınmaz maliki, komşusundan, onun
ihtiyacından fazla olan suyu tam bir bedel karşılığında almasını sağlayacak bir
irtifak kurulmasını isteyebilir.
Zorunlu su irtifakının kurulmasında öncelikle kaynak sahibinin menfaati
gözetilir.
Durum değişirse, kurulmuş irtifak hakkının değiştirilmesi veya
kaldırılması istenebilir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
TAŞINIR MÜLKİYETİ
A. Konusu
MADDE 762.- Taşınır mülkiyetinin
konusu, nitelikleri itibarıyla taşınabilen maddî şeyler ile edinmeye elverişli
olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçlerdir.
B. Kazanılması
I. Mülkiyetin nakli
1. Zilyetliğin devri
MADDE 763.- Taşınır mülkiyetinin
nakli için zilyetliğin devri gerekir.
Bir taşınırın zilyetliğini iyiniyetle ve malik olmak üzere devralan
kimse, devredenin mülkiyeti devir yetkisi olmasa bile, zilyetlik hükümlerine
göre kazanmanın korunduğu hâllerde o şeyin maliki olur.
2. Mülkiyetin saklı tutulması
a. Genel olarak
MADDE 764.- Başkasına
devredilen bir malın mülkiyetinin saklı tutulması kaydı, ancak resmî şekilde
yapılacak sözleşmenin devralanın yerleşim yeri noterliğinde özel siciline
kaydedilmesiyle geçerli olur.
Hayvan satışlarında mülkiyeti saklı tutma sözleşmesi yapılamaz.
b. Taksitle satış
MADDE 765.- Taksitle mal
satan kimse, bu satımlara ilişkin özel hükümlere uymak koşuluyla, mülkiyeti
saklı tutma sözleşmesine dayanarak, sattığı malın geri verilmesini isteyebilir.
3. Hükmen teslim
MADDE 766.- Bir taşınırın
mülkiyetini nakleden kimse özel bir hukukî ilişkiye dayanarak o şeyin
zilyetliğini korursa, mülkiyet teslimsiz geçmiş olur. Ancak, bu işlem üçüncü
kişileri zarara sokmak veya taşınır rehni kurallarından kurtulmak için
yapılmışsa, mülkiyetin nakli sonuç doğurmaz.
Böyle bir amaç güdülüp güdülmediğini hâkim takdir eder.
II. Sahiplenme
1. Sahipsiz şeyler
MADDE 767.- Sahipsiz bir
taşınırı malik olmak iradesiyle zilyetliğine geçiren kimse, onun maliki olur.
2. Sahipsiz duruma gelen hayvanlar
MADDE 768.- Tutulan av
hayvanları, yeniden serbest kalır ve sahipleri onları gecikmeksizin ve ara
vermeksizin aramaz ve tekrar tutmak için uğraşmazsa, sahipsiz duruma gelirler.
Ehlileştirilmiş hayvanlar tekrar vahşileşir ve sahiplerine dönmezlerse, sahipsiz duruma gelirler.
Arı oğulu başkasının taşınmazına uçmuş olmakla sahipsiz duruma gelmez.
III. Bulunmuş eşya
1. Arama ve ilân
MADDE 769.- Kaybedilmiş bir
şeyi bulan kimse, malın sahibine, sahibini bilmiyorsa kolluk kuvvetlerine,
köylerde muhtara bildirmek veya araştırma yapmak ve gerektiğinde ilân etmek
zorundadır.
Bulunan şey önemli ölçüde değerli ise, her hâlde kolluk kuvvetlerine
veya muhtara bildirmek gerekir.
Oturulan bir evde veya işyerinde ya da kamu hizmeti görülen yerde bir şey bulan kimse, bunu o yer sahibine veya kiracıya ya da kamu hizmeti görülen yerde denetim ve gözetim ile görevli olanlara teslim etmek zorundadır.
2. Koruma ve satma
MADDE 770.- Bulunan şeyin
özenle korunması gerekir.
Korunması aşırı gideri gerektirir veya çabuk bozulabilir bir nitelik taşır ya da kolluk kuvvetleri veya kamu kurumu tarafından bir yıldan fazla saklanmış olursa, bulunan şey satılabilir. Satış, gerektiğinde önceden ilân edilerek açık artırma yoluyla yapılır.
Satış bedeli, bulunan şeyin yerine geçer.
3. Mülkiyetin kazanılması, geri verme
MADDE 771.- Bulunan şeyin
maliki, ilân veya kolluk kuvvetlerine ya da muhtara bildirme tarihinden
başlayarak beş yıl içinde ortaya çıkmazsa; bulan kimse, yükümlülüklerini yerine
getirmiş olmak koşuluyla o şeyin mülkiyetini kazanır.
Bulunan şey malikine geri verilirse, bulan kimse yaptığı giderlerin
ödenmesini ve uygun bir ödül verilmesini isteyebilir.
Kaybedilmiş şey oturulan bir evde veya işyerinde ya da kamu hizmeti
görülen yerde bulunmuşsa; o yerin sahibi, kiracı veya kurum, o şeyi bulan
sayılır. Ancak bunlar ödül isteyemezler.
4. Define
MADDE 772.- Bulunmalarından
çok zaman önce gömülmüş veya saklanmış olduğu ve duruma göre artık malikinin
bulunmadığı kesin olarak anlaşılan değerli şeyler, define sayılır.
Bilimsel değer taşıyan eşyaya ilişkin hükümler saklı kalmak üzere
define, içinde bulunduğu taşınmaz veya taşınır malın malikinin olur.
Defineyi bulan kimse, değerinin yarısını aşmamak üzere uygun bir ödül
isteyebilir.
5. Bilimsel değeri olan eşya
MADDE 773.- Bilimsel değeri
olan sahipsiz doğal şeyler ile eski eserlerin bulunması hâlinde özel kanun
hükümleri uygulanır.
MADDE 774.- Su, rüzgâr, çığ veya
diğer doğal güçlerin etkisiyle veya rastlantı sonucunda taşınır mallar veya
hayvanlar kimin egemenlik alanına girerse, o kimse kaybolan eşyayı bulanın
haklarına sahip ve yükümlülüklerine tâbi olur.
Başkasının kovanına göçen arı oğulu, bir bedel ödenmesi gerekmeksizin
kovan malikinin olur.
V. İşleme
MADDE 775.- Bir kimse
başkasına ait bir şeyi işler veya başka bir şekle sokarsa, emeğin değerinin o
şeyin değerinden fazla olması hâlinde, yeni şey işleyenin, aksi hâlde malikin
olur.
İşleyen iyiniyetli değilse, emeğin değeri işlenen şeyin değerinden daha
fazla olsa bile hâkim, yeni şeyi malike bırakabilir.
Tazminat ve sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakları saklıdır.
VI. Karışma ve birleşme
MADDE 776.- Birden çok
kişinin taşınır malları önemli bir zarara uğratılmadan veya aşırı bir emek ve
para harcanmadan ayrılmayacak şekilde birbiriyle birleşmiş veya karışmışsa o
kişiler, yeni şey üzerinde kendi taşınırlarının birleşme veya karışma
zamanındaki değerleri oranında paylı mülkiyete sahip olurlar.
Bir taşınır diğer bir taşınırla onun ikincil nitelikte bütünleyici
parçası olacak şekilde karışır veya
birleşirse; eşyanın tamamı, ana parçanın malikine ait olur.
Tazminat ve sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakları saklıdır.
VII. Kazandırıcı zamanaşımı
MADDE 777.- Başkasının
taşınır bir malını davasız ve aralıksız beş yıl iyiniyetle ve malik sıfatıyla
zilyetliğinde bulunduran kimse, zamanaşımı yoluyla o taşınırın maliki olur.
Zilyetliğin irade dışı kaybedilmesi hâlinde zilyet, bir yıl içinde
eşyayı ele geçirir veya açacağı bir dava yoluyla onu yeniden elde ederse
kazandırıcı zamanaşımı kesilmiş olmaz.
Kazandırıcı zamanaşımı süresinin hesaplanmasında, kesilmesinde ve
durmasında Borçlar Kanununun zamanaşımına ilişkin hükümleri kıyas yoluyla
uygulanır.
MADDE 778.- Taşınır
mülkiyeti, malik tarafından terk edilmedikçe veya başkası tarafından
kazanılmadıkça yalnız zilyetliğin kaybıyla sona ermez.
İKİNCİ KISIM
SINIRLI AYNÎ HAKLAR
BİRİNCİ BÖLÜM
İRTİFAK HAKLARI VE TAŞINMAZ YÜKÜ
BİRİNCİ AYIRIM
TAŞINMAZ LEHİNE İRTİFAK HAKKI
A. Konusu
MADDE 779.- Taşınmaz lehine
irtifak hakkı, bir taşınmaz üzerinde diğer bir taşınmaz lehine konulmuş bir yük
olup, yüklü taşınmazın malikini mülkiyet hakkının sağladığı bazı yetkileri
kullanmaktan kaçınmaya veya yararlanan taşınmaz malikinin yüklü taşınmazı
belirli şekilde kullanmasına katlanmaya mecbur kılar.
Yapma borçları, irtifaka başlı başına konu olamaz; ona ancak yan edim
olarak bağlanabilir.
B. Kurulması ve sona ermesi
1. Tescil
MADDE 780.- İrtifak hakkının
kurulması için tapu kütüğüne tescil şarttır.
İrtifak hakkının kazanılmasında ve tescilinde, aksi öngörülmüş
olmadıkça taşınmaz mülkiyetine ilişkin hükümler uygulanır.
İrtifak hakkının zamanaşımı yoluyla kazanılması, ancak mülkiyeti bu
yolla elde edilebilecek taşınmazlarda mümkündür.
2. Sözleşme
MADDE 781.- İrtifak hakkının
kurulmasına ilişkin sözleşmenin geçerli olması, resmî şekilde düzenlenmesine
bağlıdır.
3. Kendi taşınmazı üzerinde irtifak hakkı
MADDE 782.- Malik kendisine
ait iki taşınmazdan biri üzerinde diğerinin lehine irtifak hakkı kurabilir.
1. Genel olarak
MADDE 783.- İrtifak hakkı,
tescilin terkini veya yüklü ya da yararlanan taşınmazın yok olmasıyla sona
erer.
2. Her iki taşınmaza aynı kimsenin malik olması
MADDE 784.- Yüklü ve
yararlanan taşınmazlara aynı kimse malik olursa, bu kişi, irtifak hakkını
terkin ettirebilir.
Terkin edilmedikçe irtifak, aynî hak olarak varlığını sürdürür.
3. Mahkeme kararı
MADDE 785.- Lehine irtifak kurulan
taşınmaz için bu hakkın sağladığı hiç bir yarar kalmamışsa, yüklü taşınmazın
maliki bu hakkın terkinini isteyebilir.
Yüküne oranla çok az yarar sağlayan bir irtifak hakkının, bedel
karşılığında kısmen veya tamamen terkini istenebilir.
C. Hükümleri
I. Kapsamı
1. Genel olarak
MADDE 786.- İrtifak hakkı
sahibi, hakkının korunması ve kullanılması için gerekli olan önlemleri
alabilir; ancak, hakkını yüklü taşınmazın malikine en az zarar verecek biçimde
kullanmak zorundadır.
Yüklü taşınmazın maliki, irtifak hakkının kullanılmasını engelleyecek
ya da zorlaştıracak davranışlarda bulunamaz.
2. Tescile göre
MADDE 787.- İrtifaktan doğan
yetki ve yükümlülükleri açıkça belirlediği ölçüde tescil, irtifakın kapsamını
belirlemede esas oluşturur.
Tescilden açıkça anlaşılmadığı hâllerde kapsam, tescilin sınırları
içinde, irtifak hakkının kazanılma sebebine veya uzun süreden beri davasız ve
iyiniyetle kullanılış biçimine göre belirlenir.
3. İhtiyaçların değişmesi
MADDE 788.- Yararlanan
taşınmazın ihtiyaçlarındaki değişiklik, yüklü taşınmazın irtifaktan doğan
yükünü ağırlaştıramaz.
4. Özel kanun hükümleri ve yerel âdet
MADDE 789.- Tarla yolu, yaya
veya araba geçidi gibi geçit hakları ile hayvan otlatma, hayvan sulama,
tarlalara veya arklara su alma hakları ve benzeri hakların kapsamını
belirlemede taraflar arasındaki anlaşma veya özel kanun hükümleri, yoksa yerel
âdet uygulanır.
MADDE 790.- İrtifak hakkının
kullanılması için gerekli tesislerin bakımı, yararlanan taşınmaz malikine
aittir.
Tesisler yüklü taşınmazın malikine de yararlı ise, bunların bakım giderlerine her iki malik yararları oranında katılır.
III. Değişiklikler
1. İrtifak hakkının ilişkin olduğu
yerin değiştirilmesi
MADDE 791.- İrtifak hakkı
yüklü taşınmazın yalnız belli bir kısmının kullanılması koşuluyla kurulmuşsa,
bu taşınmazın maliki, menfaatini ispat etmek ve giderleri üstlenmek kaydıyla;
irtifakın, hakkın kullanılmasını güçleştirmeyecek biçimde taşınmazın başka bir
yerine naklini isteyebilir.
İrtifak hakkının kullanılacağı yer tapu kütüğünde belirtilmiş olsa bile
yüklü taşınmaz maliki bu yetkiyi kullanabilir.
Mecraların bir yerden başka bir yere naklinde komşuluk hukuku kuralları
da göz önünde tutulur.
2. Bölünme
a. Yararlanan taşınmazın bölünmesi
MADDE 792.- Yararlanan
taşınmazın parsellere bölünmesi hâlinde kural, irtifak hakkının her parsel
yararına devam etmesidir.
Ancak, durum ve koşullara göre irtifak hakkı yalnız bir parselin
yararına kullanılabiliyorsa, yüklü taşınmazın maliki diğer parseller için
irtifak hakkının terkinini isteyebilir.
Tapu sicil memuru, bu istemi irtifak hakkı sahibine bildirir ve onun
bir ay içinde itiraz etmemesi hâlinde irtifak hakkını terkin eder.
b. Yüklü taşınmazın bölünmesi
MADDE 793.- Yüklü taşınmazın
parsellere bölünmesi hâlinde kural, irtifak hakkının her parsel üzerinde devam
etmesidir.
Ancak, irtifak hakkı belirli parseller üzerinde kullanılmıyorsa, durum
ve koşullara göre de kullanılamayacaksa, bu parsellerin maliklerinden her biri,
kendi taşınmazı üzerindeki irtifak hakkının terkinini isteyebilir.
Tapu sicil memuru, bu istemi irtifak hakkı sahibine bildirir ve onun
bir ay içinde itiraz etmemesi hâlinde irtifak hakkını terkin eder.
İKİNCİ AYIRIM
İNTİFA HAKKI VE DİĞER İRTİFAK
HAKLARI
A. İntifa hakkı
I. Konusu
MADDE 794.- İntifa hakkı,
taşınırlar, taşınmazlar, haklar veya bir malvarlığı üzerinde kurulabilir.
Aksine düzenleme olmadıkça bu hak, sahibine, konusu üzerinde tam yararlanma yetkisi sağlar.
II. Kurulması
MADDE 795.- İntifa hakkı,
taşınırlarda zilyetliğin devri, alacaklarda alacağın devri, taşınmazlarda tapu
kütüğüne tescil ile kurulur.
Taşınır ve taşınmazlarda intifa hakkının kazanılması ve tescilinde,
aksine düzenleme olmadıkça, mülkiyete ilişkin hükümler uygulanır.
Taşınmaz üzerindeki yasal intifa hakkı tapu kütüğüne tescil edilmemiş olsa bile, durumu bilenlere karşı ileri sürülebilir. Tescil edilmiş ise, herkese karşı ileri sürülebilir.
III. Sona ermesi
1. Sona erme sebepleri
MADDE 796.- İntifa hakkı, konusunun tamamen yok olması ve
taşınmazlarda tescilin terkini; yasal intifa hakkı, sebebinin ortadan
kalkmasıyla sona erer.
Sürenin dolması veya hak
sahibinin vazgeçmesi ya da ölümü gibi diğer sona erme sebepleri, taşınmazlarda
malike terkini isteme yetkisi verir.
2. Süresi
MADDE 797.- İntifa hakkı,
gerçek kişilerde hak sahibinin ölümü; tüzel kişilerde kararlaştırılan sürenin
dolması, süre kararlaştırılmamışsa kişiliğin ortadan kalkmasıyla sona erer.
Tüzel kişilerin intifa hakkı, en çok yüz yıl devam edebilir.
3. Harap olma veya kamulaştırma
MADDE 798.- Malik,
yararlanılamayacak derecede harap olan intifa konusu malı yararlanılacak hâle
getirmekle yükümlü değildir; getirirse intifa hakkı yeniden kurulmuş olur.
Sigorta ve kamulaştırma gibi durumlarda intifa hakkı, hakkın konusu yerine geçen karşılık üzerinde devam eder.
4. Geri verme
a. Yükümlülük
MADDE 799.- İntifa hakkı
sona erince hak sahibi, hakkın konusu olan malı malike geri vermekle
yükümlüdür.
b. Sorumluluk
MADDE 800.- İntifa hakkı
sahibi, zararın kendi kusurundan ileri gelmediğini ispat etmedikçe, malın yok
olmasından veya değerinin azalmasından sorumludur.
İntifa hakkı sahibi, yararlanması için gerekli olmadığı hâlde tükettiği
şeyleri tazmin etmekle yükümlüdür.
İntifa hakkı sahibi, malın olağan kullanılması sonucunda meydana gelen
değer azalmalarından sorumlu değildir.
c. Giderler
MADDE 801.- İntifa hakkı
sahibi, yükümlü olmadığı hâlde yaptığı giderler, yenilemeler ve eklemeler için,
hak sona erdiğinde, vekâletsiz iş görme hükümleri uyarınca tazminat isteyebilir.
Malikin tazminat vermekten kaçınması hâlinde intifa hakkı sahibi,
yaptığı eklemeleri, malı eski hâline getirmek kaydıyla söküp alabilir.
5. Zamanaşımı
MADDE 802.- Geri verme
anında malik ve intifa hakkı sahibi tarafından ileri sürülebilecek bütün istem
hakları, bu andan başlayarak bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
IV. İntifa hakkının hükümleri
1. İntifa hakkı sahibinin hakları
a. Genel olarak
MADDE 803.- İntifa hakkı
sahibi, hakkın konusu olan malı zilyetliğinde bulundurma, yönetme, kullanma ve
ondan yararlanma yetkilerine sahiptir.
İntifa hakkı sahibi, bu yetkilerini kullanırken iyi bir yönetici gibi
özen göstermek zorundadır.
b. Doğal ürünler
MADDE 804.- İntifa hakkı
süresi içinde olgunlaşan doğal ürünler, intifa hakkı sahibine aittir.
Ekimi veya dikimi yapan malik veya intifa hakkı sahibi, olgunlaşan
ürünleri toplayan diğer taraftan, yaptığı giderler için ürünün değerini aşmamak
üzere uygun bir bedel isteyebilir.
Nitelikleri itibarıyla malın doğal verimi veya ürünü sayılmayan
bütünleyici parçaları malike aittir.
c. Faizler
MADDE 805.- İntifa hakkına
konu olan sermayenin faizleri ve diğer dönemsel gelirleri, daha geç muaccel
olsalar bile, intifa hakkının başladığı tarihten sona erdiği tarihe kadar
intifa hakkı sahibine ait olur.
d. Hakkın kullanılmasının devri
MADDE 806.- Sözleşmede
aksine hüküm yoksa veya durum ve koşullardan hak sahibince şahsen kullanılması
gerektiği anlaşılmıyorsa, intifa hakkının kullanılması başkasına
devredilebilir.
Bu takdirde malik, haklarını, devralana karşı doğrudan doğruya ileri
sürebilir.
2. Malikin hakları
a. Gözetim
MADDE 807.- Malik, hakkın
konusu olan malın hukuka aykırı ya da niteliğine uygun düşmeyen kullanılış
biçimine itiraz edebilir.
b. Güvence isteme
MADDE 808.- Haklarının tehlikeye
düştüğünü ispat eden malik, intifa hakkı sahibinden güvence isteyebilir.
İntifa hakkının konusu tüketilebilen şey veya kıymetli evrak ise, malik
tehlikenin ispatına gerek olmaksızın teslimden önce de güvence isteyebilir.
Kıymetli evrakın güvenilir bir yere tevdi edilmesi güvence yerine
geçer.
c. Bağışlamada güvence
MADDE 809.- İntifa hakkı
kendisinde kalmak üzere yapılan bağışlamalarda bağışlayandan güvence istenemez.
d. Güvence verilmemesinin sonuçları
MADDE 810.- İntifa hakkı
sahibi, kendisine tanınan uygun süre içinde güvence göstermez veya hakkın
konusu olan malı malikin itiraz etmesine rağmen hukuka aykırı şekilde
kullanmaya devam ederse; sulh hâkimi, yeni bir karara kadar intifa hakkı
sahibinin zilyetliğini kaldırarak hakkın konusunu atayacağı bir kayyıma tevdi
eder.
3. Defter tutma
MADDE 811.- Malik veya
intifa hakkı sahibi, diğerinden giderleri paylaşmak üzere intifa hakkına konu
olan malların noterlikçe resmen defterinin tutulmasını her zaman isteyebilir.
4. İntifa hakkı sahibinin yükümlülükleri
a. Malın korunması
MADDE 812.- İntifa hakkı
sahibi, hakkın konusu olan malın muhafazası
ve olağan bakımı için gerekli onarım ve yenilemeleri yapmakla
yükümlüdür.
Malın muhafazası, daha önemli işlerin yapılmasını veya önlemlerin alınmasını gerektiriyorsa; intifa hakkı sahibi, durumu malike bildirmek ve bunların gerçekleştirilmesine izin vermek zorundadır.
Malikin gereken işleri yapmaktan kaçınması hâlinde intifa hakkı sahibi,
bunları onun hesabına kendisi yapabilir.
b. Bakım ve işletme giderleri
MADDE 813.- İntifa hakkı
konusu olan malın olağan bakım ve işletme giderleri, güvencesini oluşturduğu
borçların faizleri, vergi ve resimleri, intifa süresince intifa hakkı sahibine
aittir.
Vergi ve resimleri malik ödemişse, intifa hakkı sahibi, yukarıda belirtilen esasa göre bunları malike tazmin etmek zorundadır.
Diğer bütün yükümlülükler malike aittir. Ancak, intifa hakkı sahibi
bunların yerine getirilmesi için gereken parayı, istemi üzerine malike
karşılıksız olarak sağlamazsa; malik, intifa hakkı konusu malı bu
yükümlülüklerin yerine getirilmesi için kısmen veya tamamen paraya çevirebilir.
c. Malvarlığı intifaında borçların faizi
MADDE 814.- Malvarlığı
intifaında, intifa hakkı sahibi bu malvarlığındaki borçların faizlerini
ödemekle yükümlüdür. Ancak, durum ve koşullar haklı gösteriyorsa, intifa hakkı
sahibi bu yükümlülükten kurtarılmasını isteyebilir. Bu takdirde intifa hakkı,
borçların ödenmesinden sonra kalan kısım üzerinde devam eder.
d. Sigorta ettirme
MADDE 815.- Yerel âdetlere
göre iyi bir yönetimin gereği olduğu takdirde intifa hakkı sahibi, malikin
lehine malı yangına ve diğer tehlikelere karşı sigorta ettirmekle yükümlüdür.
Bu durumda veya intifa hakkının sigortalı bir mal üzerinde kurulmuş
olması hâlinde intifa hakkı sahibi, hakkının devamı süresince sigorta
primlerini ödemekle yükümlüdür.
V. Özel hâller
1. Taşınmazlar
a. Ürünler
MADDE 816.- Bir taşınmaz
üzerinde intifa hakkına sahip olan kimse, yararlanmanın olağan sınırlar
içerisinde kalmasına özen göstermekle yükümlüdür.
Bu ölçü aşılarak elde edilen ürünler malike ait olur.
b. Özgülenme yönü
MADDE 817.- İntifa hakkı sahibi, intifa konusu taşınmazın ekonomik özgülenme yönünü malike önemli zarar verecek şekilde değiştiremez; özellikle onu yeni bir şekle dönüştüremeyeceği gibi, onda önemli bir değişiklik de yapamaz.
İntifa hakkı sahibi, malike önceden haber vermek ve taşınmazın ekonomik
özgülenme yönünde önemli değişiklik yapmamak koşuluyla taş, kireç, mermer ve
turba ocakları ile benzerlerini açabilir.
c. Ormanlar
MADDE 818.- Bir orman
üzerinde intifa hakkına sahip olan kimse, ondan özel kanun hükümlerine uygun
bir işletme plânı çerçevesinde yararlanabilir.
Malik ile intifa hakkı sahibi, işletme plânı yapılırken kendi
haklarının gözetilmesini isteyebilirler.
Fırtına, kar, yangın, sel, zararlı böcek akını veya diğer sebepler yüzünden olağan yararlanma önemli ölçüde aşılmışsa orman, bu kaybı giderek azaltacak şekilde işletilir veya işletme plânı yeni duruma uygun hâle getirilir. Aşırı yararlanma dolayısıyla elde edilen bedel, faiz getirecek şekilde yatırılır ve verim noksanını gidermeye ayrılır.
2. Tüketilebilen ve değeri biçilen şeyler
MADDE 819.- Tüketilebilen
şeylerin mülkiyeti, aksi kararlaştırılmadıkça, intifa hakkı sahibine geçer;
ancak, intifa hakkı sahibi geri verme sırasında bu şeylerin o günkü
değerini ödemekle yükümlü olur.
İntifa hakkı sahibi, değeri biçilerek kendisine teslim olunan diğer
taşınırlar üzerinde, aksi kararlaştırılmadıkça, serbestçe tasarrufta
bulunabilir; ancak, bu yetkisini kullandığı takdirde bu şeylerin biçilen
değerlerini geri verme sırasında ödemekle yükümlü olur. Bu ödeme, tarım
işletmesi gereçleri, hayvan sürüleri, ticarî mallar veya benzeri şeylerde aynı
cins ve nitelikte eşya verilmesi suretiyle yerine getirilebilir.
3. Alacaklar
a. Yararlanmanın kapsamı
MADDE 820.- Bir alacak
üzerindeki intifa hakkı, onun getirisini edinme yetkisi verir.
Borçluya karşı yapılacak ödeme isteminin ve kıymetli evrak üzerindeki
tasarrufların alacaklı ve intifa hakkı sahibi tarafından birlikte yapılması, borcunu
ödemek üzere borçlu tarafından yapılacak bildirimin de bunların her ikisine
yöneltilmesi gerekir.
Alacak tehlikeye düşerse, alacaklı ve intifa hakkı sahibinden her biri,
diğerinden iyi bir yönetimin gerektirdiği önlemleri almaya katılmasını isteyebilir.
b. Ödeme ve işletme
MADDE 821.- Alacaklı ve
intifa hakkı sahibinden birine ödemeye yetkili kılınmamış olan borçlu, borcunu
ikisine birlikte ödemek veya hâkimin belirleyeceği yere tevdi etmek zorundadır.
Yerine getirilen edimin konusu ve özellikle geri ödenecek ana para,
intifa hakkına tâbi olur.
Alacaklı veya intifa hakkı sahibi, ana paranın güvenilir ve getiri
sağlayan bir yere yatırılmasını isteyebilir.
c. Devir isteme hakkı
MADDE 822.- İntifa hakkı sahibi,
intifaın başlangıcını izleyen üç ay içinde, hakkın konusu olan alacağın ve
kıymetli evrakın kendisine devrini isteyebilir.
İntifa hakkı sahibi, alacağın ve kıymetli evrakın devri sırasındaki
değeri tutarında devredene karşı bunların bedelini ödeme borcu altına girer ve
feragat edilmedikçe bu borç için ayrıca güvence göstermekle yükümlü olur.
Güvence istemekten feragat edilmemiş ise devir, ancak güvence gösterildikten sonra hüküm ifade eder.
B. Oturma hakkı
I. Genel olarak
MADDE 823.- Oturma hakkı, bir
binadan veya onun bir bölümünden konut olarak yararlanma yetkisi verir.
Oturma hakkı, başkasına devredilemez ve mirasçılara geçmez.
Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, intifa hakkına ilişkin hükümler
oturma hakkına da uygulanır.
II. Oturma hakkının kapsamı
MADDE 824.- Oturma hakkının
kapsamı, genel olarak hak sahibinin kişisel ihtiyaçlarına göre belirlenir.
Oturma hakkı sahibi, hakkın şahsına özgülendiği açıkça belirtilmedikçe,
bina veya onun bir bölümünde ailesi ve ev halkı ile birlikte oturabilir.
Binanın bir bölümü üzerinde oturma hakkına sahip olan kimse, ortaklaşa
kullanmaya özgülenen yerlerden de yararlanabilir.
III. Giderler
MADDE 825.- Oturma hakkı,
binanın veya bir bölümünün tamamından yararlanma yetkisi veriyorsa; bina veya
bölümün muhafazası ve olağan bakımı için gerekli onarım ve yenileme giderleri,
oturma hakkı sahibine aittir.
Oturma hakkı sahibi bina veya onun bir bölümünü malik ile birlikte
kullanıyorsa, bakım ve onarım giderleri malike ait olur.
I. Konu ve tapu kütüğüne kayıt
MADDE 826.- Bir taşınmaz
maliki, üçüncü kişi lehine arazisinin altında veya üstünde yapı yapmak veya
mevcut bir yapıyı muhafaza etmek yetkisi veren bir irtifak hakkı kurabilir.
Aksi kararlaştırılmış olmadıkça bu hak, devredilebilir ve mirasçılara
geçer.
Üst hakkı, bağımsız ve sürekli nitelikte ise üst hakkı sahibinin istemi
üzerine tapu kütüğüne taşınmaz olarak kaydedilebilir. En az otuz yıl için
kurulan üst hakkı, sürekli niteliktedir.
II. İçerik ve kapsam
MADDE 827.- Üst hakkının
içerik ve kapsamıyla ilgili olarak resmî senette yer alan, özellikle yapının
konumuna, şekline, niteliğine, boyutlarına, özgülenme amacına ve üzerinde yapı
bulunmayan alandan faydalanmaya ilişkin sözleşme kayıtları herkes için
bağlayıcıdır.
III. Sona ermenin sonuçları
1. Yapı mülkiyetinin malike geçmesi
MADDE 828.- Üst hakkı sona
erince yapılar, arazi malikine kalır ve arazinin bütünleyici parçası olur.
Bağımsız ve sürekli üst hakkı tapu kütüğüne taşınmaz olarak
kaydedilmişse, üst hakkı sona erince bu sayfa kapatılır. Taşınmaz olarak
kaydedilmiş olan üst hakkı üzerindeki rehin hakları, diğer bütün hak, kısıtlama
ve yükümlülükler de sayfanın kapatılmasıyla birlikte sona erer. Bedele ilişkin
hükümler saklıdır.
2. Bedel
MADDE 829.- Taşınmaz maliki,
aksi kararlaştırılmadıkça, kendisine kalan yapılar için üst hakkı sahibine bir
bedel ödemez. Uygun bir bedel ödenmesi kararlaştırılmışsa, miktarı ve
hesaplanış biçimi belirlenir. Ödenmesi kararlaştırılan bedel, üst hakkı
kendileri için rehnedilmiş olan alacaklıların henüz ödenmemiş alacaklarının
güvencesini oluşturur ve rızaları olmaksızın üst hakkı sahibine ödenmez.
Kararlaştırılan bedel ödenmez veya güvence altına alınmazsa, üst hakkı
sahibi veya bu hak kendisine rehnedilmiş olan alacaklı, bedel alacağına güvence
olmak üzere, terkin edilen üst hakkı yerine aynı derecede ve sırada bir
ipoteğin tescilini isteyebilir.
Bu ipotek, üst hakkının sona ermesinden başlayarak üç ay içinde tescil
edilir.
3. Diğer hükümler
MADDE 830.- Taşınmaz
malikine kalan yapılar için üst hakkı sahibine ödenmesi kararlaştırılan bedelin
miktarı ve bunun hesaplanış biçimi ile bu bedel borcunun kaldırılmasına ve
arazinin ilk hâline getirilmesine ilişkin anlaşmalar, üst hakkının kurulması
için gerekli olan resmî şekle tâbidir ve tapu kütüğüne şerh verilebilir.
IV. Süresinden önce devir istemi
1. Koşulları
MADDE 831.- Üst hakkı
sahibi, bu haktan doğan yetkilerinin sınırını ağır şekilde aşar veya
sözleşmeden doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranırsa; malik, üst
hakkının ona bağlı bütün hak ve yükümlülükleri ile birlikte süresinden önce
kendisine devrini isteyebilir.
2. Hakkın kullanılması
MADDE 832.- Malik, üst
hakkının devrini, kendisine geçecek yapılar için uygun bir bedel ödemek
kaydıyla isteyebilir. Üst hakkı sahibinin kusuru, bedelin belirlenmesinde
indirim sebebi olarak göz önüne alınabilir.
Üst hakkının malike devri, bedelin ödenmesine veya güvence altına
alınmış olmasına bağlıdır.
3. Diğer hâller
MADDE 833.- Üst hakkı sahibinin
yükümlülüklerine aykırı davranması hâlinde sözleşmede malik lehine saklı
tutulan, üst hakkını süresinden önce sona erdirme veya devrini isteme yetkisi,
süresinden önce devir istemine ilişkin hükümlere tâbidir.
V. Üst hakkı iradının güvencesi
1. İpotek kurulmasını isteme hakkı
MADDE 834.- Malik, üst hakkı
karşılığı olarak irat biçiminde borçlanılan edimleri güvence altına almak
amacıyla, o tarihteki üst hakkı sahibinden en çok üç yıllık irat için tapu
kütüğüne taşınmaz olarak kaydedilmiş üst hakkının ipotek edilmesini
isteyebilir.
İrat, her yıl için eşit edimler biçiminde belirlenmemiş ise; bu kanunî
ipoteğin tescili, iradın eşit olarak dağıtılmasında üç yıla düşecek miktarı
için istenebilir.
2. Tescil
MADDE 835.- İpotek, üst
hakkı devam ettiği sürece, her zaman tescil edilebilir ve icra yoluyla satışta
terkin olunmaz.
Yapı alacaklıları ipoteğinin kurulmasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla
uygulanır.
VI. Sürenin üst sınırı
MADDE 836.- Üst hakkı,
bağımsız bir hak olarak en çok yüz yıl için kurulabilir.
Üst hakkı, süresinin dörtte üçü dolduktan sonra, kurulması için
öngörülen şekle uyularak her zaman en çok yüz yıllık yeni bir süre için
uzatılabilir. Bu konuda önceden yapılan taahhüt bağlayıcı değildir.
MADDE 837.- Başkasının arazisinde bulunan kaynak üzerinde
irtifak hakkı, bu arazinin malikini suyun alınmasına ve akıtılmasına
katlanmakla yükümlü kılar.
Bu hak, aksi kararlaştırılmış
olmadıkça, başkasına devredilebilir ve mirasçıya geçer.
Kaynak hakkı, bağımsız nitelikte
ve en az otuz yıl için kurulmuş ise tapu kütüğüne taşınmaz olarak
kaydedilebilir.
MADDE 838.- Malik, taşınmazı
üzerinde herhangi bir kişi veya topluluk lehine atış eğitimi veya spor alanı ya
da geçit olarak kullanılmak gibi belirli bir yararlanmaya hizmet etmek üzere
başka irtifak hakları da kurabilir.
Bu haklar, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, başkasına devredilemez ve
mirasçılara geçmez. Bu hakların kapsamı, hak sahibinin olağan ihtiyaçlarına
göre belirlenir.
Taşınmaz lehine irtifaklara ilişkin hükümler, bu tür irtifak haklarına da uygulanır.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
TAŞINMAZ YÜKÜ
A. Konusu
MADDE 839.- Taşınmaz yükü,
bir taşınmazın malikini yalnız o taşınmazla sorumlu olmak üzere diğer bir
kimseye bir şey vermek veya yapmakla yükümlü kılar.
Hak sahibi olarak, bir başka taşınmazın maliki de gösterilebilir.
İrat senedi ve kamu hukukuna ilişkin taşınmaz yükleri saklı kalmak kaydıyla, taşınmaz yükünün konusu ancak yüklü taşınmazın ekonomik niteliğinden doğan veya yararlanan taşınmazın ekonomik ihtiyaçlarını karşılayan bir edim olabilir.
B. Kurulması ve sona ermesi
I. Kurulması
1. Tescil ve kazanma
MADDE 840.- Taşınmaz yükünün
kurulması için tapu kütüğüne tescil şarttır.
Tescilde, taşınmaz yükünün değeri olarak Türk parası veya yabancı para
ile belirlenmiş bir miktar gösterilir. Dönemsel edimlerde sicilde gösterilecek
miktar, aksi kararlaştırılmış değilse, yıllık edimlerin yirmi katıdır.
Aksine bir hüküm yoksa, taşınmaz yükünün kazanılmasında ve tescilinde
taşınmaz mülkiyetine ilişkin hükümler uygulanır.
2. Kamu hukukuna ilişkin taşınmaz yükü
MADDE 841.- Aksine hüküm
yoksa, kamu hukukuna ilişkin taşınmaz yükünün tapu kütüğüne tescili gerekli
değildir.
Kanunun alacaklıya yalnızca taşınmaz yükünün kurulmasını isteme
yetkisini tanıdığı hâllerde taşınmaz yükü ancak tescille doğar.
3. Güvence amacıyla kurulma
MADDE 842.- Bir para
alacağını güvence altına almak amacıyla kurulan taşınmaz yükü hakkında irat
senedine ilişkin hükümler uygulanır.
II. Sona ermesi
1. Genel olarak
MADDE 843.- Taşınmaz yükü
tescilin terkini veya yüklü taşınmazın tamamen yok olmasıyla sona erer.
Feragat, yükten kurtarma ve diğer sona erme sebepleri, yüklü taşınmaz
malikine, hak sahibinden terkini isteme yetkisi verir.
2. Yükten kurtarma
a. Alacaklının yetkisi
MADDE 844.- Alacaklı,
sözleşmeyle yetkili kılınmış olduğu takdirde veya aşağıdaki durumlarda,
malikten taşınmazın yükten kurtarılmasını isteyebilir:
1. Yüklü taşınmaz, alacaklının haklarını önemli ölçüde tehlikeye düşürecek şekilde bölünmüşse;
2. Malik, yüklü taşınmazın değerini düşürür ve yerine başka bir güvence
göstermezse;
3. Malik, birbiri ardına üç yılın edimlerini yerine getirmemişse.
b. Yükümlünün yetkisi
MADDE 845.- Yükümlü,
sözleşmeyle yetkili kılınmış olduğu takdirde veya aşağıdaki durumlarda,
taşınmazın yükten kurtarılmasını isteyebilir:
1. Alacaklı, taşınmaz yükünü kuran sözleşmeye uymuyorsa;
2. Satın alınmamak kaydıyla veya otuz yıldan fazla bir süre için
kurulmuş olsa bile yükün kurulmasının üzerinden otuz yıl geçmiş ise.
Otuz yıl geçtikten sonra yükümlünün satın alma yetkisini
kullanabilmesi, alacaklıya bunu bir yıl önceden bildirmesine bağlıdır.
İrtifak taşınmaz lehine sona erdirilmeyen biçimde kurulmuşsa, yüklü
taşınmazın bu yükten kurtarılması istenemez.
c. Yükten kurtarma bedeli
MADDE 846.- Gerçek değerinin
daha düşük olduğunu ispat etme hakkı saklı kalmak kaydıyla, yükten kurtarma,
taşınmaz yükünün değeri olarak tapu kütüğünde gösterilen miktar üzerinden
gerçekleştirilir.
3. Zamanaşımı
MADDE 847.- Taşınmaz yükü
zamanaşımına tâbi değildir.
Muaccel olan edimler, borçlunun kişisel borcu hâline geldiği tarihten
başlayarak zamanaşımına tâbi olur.
C. Hükümleri
I. Alacaklının hakkının niteliği
MADDE 848.- Taşınmaz yükü,
alacaklıya yükümlüye karşı hiçbir kişisel alacak hakkı sağlamaz; sadece
alacağını yüklü taşınmazın değerinden elde etme yetkisi verir.
Her edim, muaccel olmasından başlayarak üç yıl sonra kişisel borç
hâline gelir ve taşınmaz bu borcun güvencesi olmaktan çıkar.
II. Yükün niteliği
MADDE 849.- Taşınmaz maliki
değişirse yeni malik, başka bir işleme gerek bulunmaksızın taşınmaz yükünün
yükümlüsü olur.
Yüklü taşınmazın bölünmesinin taşınmaz yüküne etkisi hakkında irat senedine ilişkin hükümler uygulanır.
İKİNCİ BÖLÜM
TAŞINMAZ REHNİ
BİRİNCİ AYIRIM
GENEL HÜKÜMLER
A. Koşullar
I. Taşınmaz rehninin türleri
MADDE 850.- Taşınmaz rehni,
ancak ipotek, ipotekli borç senedi veya irat senedi şeklinde kurulabilir.
II. Güvence altına alınan alacak
1. Ana para
MADDE 851.- Taşınmaz rehni,
miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için kurulabilir. Alacağın
miktarının belli olmaması hâlinde, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak
şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirtilir.
Yurt içinde veya dışında faaliyette bulunan kredi kuruluşlarınca yabancı para üzerinden veya yabancı para ölçüsü ile verilen kredileri güvence altına almak için yabancı para üzerinden taşınmaz rehni kurulabilir. Bu hâlde her derecenin ifade ettiği miktar, rehin konusu alacağın tespit edildiği para türü üzerinden gösterilir. Ancak, aynı derecede birden fazla para türü kullanılarak rehin kurulamaz.
Yabancı para üzerinden kurulan rehne ait bir derecenin boşalması
hâlinde, yerine, tescil edileceği tarihteki karşılığı Türk parası veya yabancı
para üzerinden rehin kurulabilir. Türk parası ile kurulmuş bir rehne ait
derecenin boşalması hâlinde ise, yerine tescil edileceği tarihteki karşılığı
yabancı para üzerinden rehin kurulabilir.
Yabancı veya Türk parası karşılıklarının hesabında hesap günündeki
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının döviz alış kuru esas alınır. Rehin
haklarının hangi yabancı paralar üzerinden kurulabileceği Bakanlar Kurulunca
belirlenir.
2. Faiz
MADDE 852.- Sınırlayıcı
hükümler saklı kalmak kaydıyla, taraflar faiz oranını diledikleri gibi
kararlaştırabilirler.
1. Rehne konu olabilme
MADDE 853.- Rehin hakkı,
ancak tapuya kayıtlı taşınmazlar üzerinde kurulabilir.
2.Belirli olma
a. Taşınmaz tek ise
MADDE 854.- Rehin
kurulurken, konusu olan taşınmazın belirtilmesi gerekir.
Bölünen taşınmazın parselleri tapu kütüğüne ayrı ayrı kaydedilmedikçe
rehne konu olamaz.
b. Taşınmaz birden çok ise
MADDE 855.- Birden çok
taşınmazın aynı borç için rehnedilmesi, taşınmazların aynı malike veya borçtan müteselsilen
sorumlu olan maliklere ait olmalarına bağlıdır.
Aynı alacak için birden çok taşınmazın rehnedildiği diğer hâllerde, her
taşınmazın alacağın ne miktarı için güvence oluşturduğu rehin kurulurken
belirtilir.
Aksine bir anlaşma bulunmadıkça, tapu idaresi, re'sen güvenceyi taşınmazların her birine değeri oranında dağıtır.
B. Rehnin kurulması ve sona
ermesi
I. Rehnin kurulması
1. Tescil
MADDE 856.- Taşınmaz rehni
tapu kütüğüne tescil ile kurulur. Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklıdır.
Taşınmaz rehninin kurulmasına ilişkin sözleşmenin geçerliliği, resmî
şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.
2. Birden çok kişiye ait taşınmazlarda
MADDE 857.- Paylı mülkiyette
paydaş kendi payını rehnedebilir.
Pay üzerinde rehin kurulduktan sonra paydaşlar malın tamamını
rehnedemezler.
Elbirliği mülkiyetine tâbi taşınmaz, ancak bütün olarak ve maliklerin
tamamı adına rehnolunabilir.
II. Rehnin sona ermesi
MADDE 858.- Taşınmaz rehni,
tescilin terkini veya taşınmazın tamamen yok olmasıyla sona erer.
Kamulaştırmaya ilişkin kanun hükümleri saklıdır.
III. Taşınmazların
birleştirilmesi
1. Rehnin başka taşınmaz üzerine geçmesi
MADDE 859.- Yetkili kamu
kurum veya kuruluşu tarafından gerçekleştirilen parsel birleştirilmesi ve
dağıtımı işlemi sonucunda birleştirilen parsel üzerindeki rehinler, sıralarını
koruyarak o parselin yerine verilen taşınmaz üzerine geçer.
Birleştirme sonucunda meydana gelen taşınmaz, değişik alacaklar için
rehinli veya bazıları rehinsiz birden çok parselin yerini alırsa; bu taşınmaz
üzerine geçen rehin hakları, taşınmazı bütün olarak kapsar ve olanak ölçüsünde
sıralarını korurlar.
2. Borçlunun taşınmazı rehinden kurtarması
MADDE 860.- Birleştirilen
taşınmazlardan biri ile güvence altına alınmış olan alacağın borçlusu, üç ay
önce bildirmek koşuluyla birleştirme sırasında karşılığını ödeyerek taşınmazı
rehinden kurtarabilir.
3. Bedel olarak ödenen para
MADDE 861.- Rehinli bir
taşınmaz için bedel olarak ödenen para, alacaklılar arasında sıralarına göre, aynı
sırada iseler alacaklarının miktarlarıyla orantılı olarak bölüştürülür.
Bu bedel, rehinle güvenceye bağlanmış olan alacak miktarının yirmide
birinden fazla olduğu veya yeni taşınmaz, alacak için yeterli güvence
oluşturmadığı takdirde, alacaklının rızası olmadan borçluya ödenemez.
C. Hükmü
I. Rehnin kapsamı
MADDE 862.- Rehin, taşınmazı
bütünleyici parçaları ve eklentileri ile birlikte yükümlü kılar.
Rehnin kuruluşu sırasında makine, otel döşeme eşyası gibi açıkça eklenti olarak gösterilen ve tapu kütüğünde beyanlar sütununa yazılan şeyler, kanuna göre bu nitelikte olamayacakları ispat edilmedikçe eklenti sayılır.
Üçüncü kişilerin eklentiler üzerindeki hakları saklıdır.
II. Kira bedelleri
MADDE 863.- Kiraya verilmiş
taşınmaz üzerindeki rehnin kapsamına, borçluya karşı rehnin paraya çevrilmesi
yoluyla takibe başlanmasından veya borçlunun iflâsının ilânından başlayarak
rehnin paraya çevrilmesi anına kadar işleyen kira bedelleri de girer.
Rehin hakkı, kiracılara karşı ancak cebrî icra yoluyla takibin kendilerine
bildirilmesi veya iflâs kararının ilânından sonra ileri sürülebilir.
Rehinli taşınmaz malikinin henüz muaccel olmamış kira bedelleri üzerinde yaptığı hukukî işlemler ile diğer alacaklılar tarafından koydurulan hacizler, kira alacaklarının muaccel olmalarından önce rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe başlamış olan rehinli alacaklılara karşı geçerli değildir.
III. Zamanaşımı
MADDE 864.- Rehnin tapu
kütüğüne tescil edilmesinden sonra alacak için zamanaşımı işlemez.
IV. Önlem alma yetkisi
1. Değer düşmelerine karşı
a. Koruma önlemleri
MADDE 865.- Malik, rehinli
taşınmazın değerini düşüren davranışlarda bulunursa; alacaklı, hâkimden bu gibi
davranışları yasaklamasını isteyebilir.
Alacaklıya, gerekli önlemleri almak üzere hâkim tarafından yetki verilebileceği
gibi; gecikmesinde tehlike bulunan hâllerde alacaklı, böyle bir yetki
verilmeden de gerekli önlemleri
kendiliğinden alabilir.
Alacaklı, önlem için yapmış olduğu giderleri malikten isteyebilir ve bu
alacakları için taşınmaz üzerinde, tescile gerek olmaksızın ve tescil edilmiş
olan diğer yüklerden önce gelen bir rehin hakkına sahip olur.
b. Güvence, eski hâle getirme, kısmî ödeme isteme
MADDE 866.- Rehinli
taşınmazın değerinde düşme meydana gelmişse alacaklı, alacağı için başka güvence
göstermesini veya rehinli taşınmazın eski hâle getirilmesini borçludan
isteyebilir.
Alacaklı, rehinli taşınmazın değerinin düşmesi tehlikesinin mevcut olması hâlinde de güvence isteyebilir.
Yeterli güvence hâkim tarafından belirlenen süre içinde verilmediği
takdirde alacaklı, güvence eksiğini karşılayacak miktardaki alacak kısmının
ödenmesini isteyebilir.
2. Değerin kusur olmadan düşmesi
MADDE 867.- Değer düşmesi
malikin kusuru olmadan meydana gelmişse alacaklı, ancak malikin zarardan ötürü
aldığı tazminat miktarını aşmayacak ölçüde borçludan güvence vermesini veya
kısmî ödeme yapmasını isteyebilir.
Bununla birlikte alacaklı, değer düşmesinin önlenmesi veya giderilmesi
için gerekli önlemleri kendiliğinden alabilir. Alacaklı, bu amaçla yaptığı masraflardan
dolayı rehinli taşınmaz üzerinde tescile gerek olmaksızın ve tescil edilmiş
olan diğer yüklerden önce gelen bir rehin hakkına sahip olur. Malik, bu
masraflardan kişisel olarak sorumlu değildir.
3. Rehinli taşınmazın kısmen devri
MADDE 868.- Malik, rehinli
taşınmazın güvence altına aldığı alacağın yirmide birinden az değeri olan bir
parçasını başkasına devrederse; alacaklı, kendisine bu parça ile orantılı bir
ödeme yapıldığı veya taşınmazın geri kalan kısmı yeterli güvence oluşturduğu
takdirde, devredilen parça üzerindeki rehni kaldırmaktan kaçınamaz.
V. Rehinden sonra kurulan aynî
haklar
MADDE 869.- Malikin rehinli
taşınmaz üzerinde yeni sınırlı aynî haklar kurmayacağını taahhüt etmesi geçerli
değildir.
Tarihi daha eski olan rehin hakkı, aynı taşınmaz üzerinde alacaklının
izni olmadan daha sonra kurulan irtifak haklarından veya taşınmaz yüklerinden
önce gelir. Sonradan kurulan ve rehnin paraya çevrilmesi sırasında daha eski
tarihli rehinli alacaklılara zarar veren irtifaklar ve taşınmaz yükleri terkin
edilir.
Önceki rehinli alacaklının istemiyle irtifak hakları veya taşınmaz
yükleri terkin edilen kimselerin, rehinli taşınmazın paraya çevrilmesinde,
hakları sonradan tescil edilenlere karşı, satış bedelinden haklarının değerini
karşılayan miktarı almak hususunda öncelikleri vardır.
VI. Rehin derecesi
1. Rehin derecesinin hükümleri
MADDE 870.- Rehnin sağladığı
güvence, tescilde belirtilen rehin derecesi ile sınırlıdır.
Taşınmaz rehni, sırada kendisinden önce gelecek olanın miktarının
tescilde belirtilmesi kaydıyla ikinci veya daha sonraki derecede de
kurulabilir.
2. Rehin dereceleri arasındaki ilişki
MADDE 871.- Aynı taşınmaz
üzerinde farklı sıralarda kurulmuş bulunan rehin haklarından birinin terkin
edilmiş olması, sonraki sırada yer alan rehinli alacaklıya boşalan dereceye
geçme hakkı vermez.
Terkin edilen rehin hakkı yerine yeni bir rehin hakkı kurulabilir.
Sonraki sırada yer alan rehinli alacaklılara boşalan dereceye geçme
hakkı veren sözleşmelerin geçerliliği, resmî şekilde yapılmalarına; aynî etki sağlamaları,
tapu kütüğüne şerh verilmelerine bağlıdır.
3. Boş dereceler
MADDE 872.- Sonraki
sıralarda kurulmuş bir rehin hakkından önce gelen bir rehin mevcut değilse veya
borçlu önceki bir rehin senedi üzerinde tasarruf etmemişse ya da önceki sırada
bulunan rehinli alacak, o derece için tescilde belirtilen miktardan az ise;
taşınmazın paraya çevrilmesinde satış bedeli, boş derece hesaba katılmaksızın
sonraki alacaklılara sıralarına göre dağıtılır.
VII. Rehnin paraya çevrilmesi
1. Paraya çevirme şekli
MADDE 873.- Borç ödenmezse
alacaklı, alacağını rehinli taşınmazın satış bedelinden elde etme hakkına
sahiptir.
Borcun ödenmemesi hâlinde rehinli taşınmazın mülkiyetinin alacaklıya
geçeceğine ilişkin sözleşme hükmü geçersizdir.
Aynı alacak için birden çok taşınmazın rehnedilmiş olması hâlinde,
rehnin paraya çevrilmesi istemi, taşınmazların tamamı hakkında yapılır. Bununla
birlikte, icra dairesi onlardan ancak gerektiği kadarını paraya çevirir.
2. Satış bedelinin dağıtılması
MADDE 874.- Rehinli
taşınmazın satış bedeli, alacaklılar arasında sıralarına göre dağıtılır.
Aynı sırada olan alacaklılar arasında o sıraya düşen satış bedeli alacakları oranında dağıtılır.
3. Güvencenin kapsamı
MADDE 875.- Taşınmaz
rehninin alacaklıya sağladığı güvencenin kapsamına şunlar girer:
1. Ana para,
2. Takip giderleri ve gecikme faizi,
3. İflâsın açıldığı veya rehnin paraya çevrilmesinin istendiği tarihe
kadar muaccel olmuş üç yıllık faiz ile son vadeden başlayarak işleyen faiz.
Daha önce belirlenmiş olan faiz oranı, sonradan gelen alacaklıların
zararına olarak artırılamaz.
4. Zorunlu masrafların güvencesi
MADDE 876.- Alacaklı,
rehinli taşınmazın korunması için zorunlu masraf yapmışsa ve özellikle malikin
borçlu olduğu sigorta primlerini ödemişse, bundan doğan alacakları tescile gerek
olmaksızın aynen rehinli alacağı gibi güvenceden yararlanır.
VIII. Arazinin iyileştirilmesi hâlinde rehin hakkı
1. Öncelik
MADDE 877.- Bir kamu kurum veya kuruluşunun katkısıyla iyileştirilen
arazinin değerinde bir artma meydana gelirse malik, iyileştirme giderlerinden
payına düşeni karşılamak üzere kendisine ödünç veren alacaklı lehine tescil
suretiyle rehin hakkı kurabilir. Kurulan rehin, taşınmaz üzerindeki diğer bütün
yüklerden önce gelir.
İyileştirme, kamu kurum veya
kuruluşunun katkısı olmaksızın yapılmış ise, malik taşınmazı üzerinde en çok
masrafların üçte ikisi için rehin kurabilir.
2. Borcun ödenmesi ve rehnin
sona ermesi
MADDE 878.- İyileştirme, kamu kurum veya kuruluşunun
katkısı olmaksızın yapılmış ise, rehinli alacağın en çok beş yıl içinde eşit
taksitlerle ödenmesi gerekir.
Alacağın veya
yıllık taksitlerin muaccel olmasından beş yıl sonra rehin hakkı sona erer ve
sonraki alacaklılar sıralarına göre ilerlerler.
MADDE 879.- Muaccel olan
sigorta tazminatı, malike ancak bütün rehinli alacaklıların rızasıyla
ödenebilir.
Sigorta tazminatı taşınmazın eski hâle getirilmesi için harcanacaksa,
malik tarafından yeterli bir güvence gösterilmesi koşuluyla kendisine ödenir.
X. Alacaklının temsili
MADDE 880.- Acele karar
alınması gereken hâllerde, borçlunun veya diğer bir ilgilinin istemesi üzerine,
şahsen hareket etmesi kanun hükmü gereği olup da adı veya nerede olduğu
bilinmeyen alacaklıya, rehinli taşınmazın bulunduğu yer sulh hâkimi tarafından
bir kayyım atanır.
İKİNCİ AYIRIM
İPOTEK
A. Amaç ve nitelik
MADDE 881.- Hâlen mevcut
olan veya henüz doğmamış olmakla beraber doğması kesin veya olası bulunan herhangi
bir alacak, ipotekle güvence altına alınabilir.
İpoteğe konu olacak taşınmazın, borçlunun mülkiyetinde bulunması
gerekmez.
B. Kurulması ve sona ermesi
MADDE 882.- Miktarı belirli
olmayan veya değişebilen alacaklar da, belli rehin derecesine yerleştirilir ve
tescilden sonra alacak miktarında meydana gelecek değişmelere bakılmaksızın
sırasını korur.
Tapu memuru istem üzerine alacaklıya ipoteği gösteren bir belge verir.
Sadece tescilin yapıldığını ispata yarayan bu belge kıymetli evrak niteliği
taşımaz.
Tescilin yapıldığının sözleşme üzerine yazılıp onaylanması, ipotek
belgesi yerine geçer.
II. Sona erme
1. İpoteğin terkinini isteme hakkı
MADDE 883.- Alacak sona
erince ipotekli taşınmazın maliki, alacaklıdan ipoteği terkin ettirmesini
isteyebilir.
2. Borçtan sorumlu olmayan malikin hakkı
MADDE 884.- Borçtan şahsen
sorumlu olmayan rehinli taşınmaz maliki, borçluya ait koşullar içinde borcu
ödeyerek taşınmazın üzerindeki ipoteğin kaldırılmasını isteyebilir.
Alacak, borcu ödeyen malike geçer.
3. İpotekten kurtarma
a. Koşulları ve usulü
MADDE 885.- Değerini aşan
bir borç için ipotek edilmiş olan bir taşınmazı edinen kimse, borçtan şahsen
sorumlu değilse, icra takibine başlanmadan önce, satın alma bedelini ödeyerek
taşınmazı ipotekten kurtarabilir. Taşınmazı karşılıksız olarak edinen kimse de,
takdir edeceği bedeli ödeyerek bu hakkı kullanabilir.
İpotekten kurtarma hakkı, alacaklılara altı ay önce yapılacak yazılı
ihbarla kullanılabilir.
İpotekten kurtarma bedeli alacaklılar arasında sıralarına göre
dağıtılır.
b. Açık artırma
MADDE 886.- İpotekten
kurtarma ihbarına karşı alacaklılar, ihbarın tebliğinden başlayarak bir ay
içinde giderleri peşin ödemek suretiyle, ipotekli taşınmazın açık artırma
yoluyla satılmasını isteyebilirler.
Satış, icra dairesince İcra ve İflâs Kanunu hükümlerine göre yapılır.
Açık artırmada elde edilen miktarın satış bedelinden veya malik tarafından takdir edilen bedelden fazla olması hâlinde, bu miktar ipotekten kurtarma bedeli sayılır. Artırma bedelinin fazla olduğu hâllerde açık artırma giderleri malike, aksi hâlde açık artırmayı isteyen alacaklıya ait olur.
4. Ödeme istemi
MADDE 887.- İpotekli taşınmazın maliki borçtan şahsen sorumlu değilse, alacaklının ödeme isteminin ona karşı etkili olması, bu istemin hem borçluya, hem kendisine karşı yapılmış olmasına bağlıdır.
C. Hükmü
I. Mülkiyet ve borçluluk
1. Taşınmazın devri
MADDE 888.- İpotekli taşınmazın devri, aksi kararlaştırılmış
olmadıkça, borçlunun sorumluluğunda ve güvencede bir değişiklik meydana
getirmez.
Yeni malik borcu yüklendiği
takdirde alacaklı, kendisine başvurma hakkını saklı tuttuğunu bir yıl içinde
yazılı olarak önceki borçluya bildirmezse, borçlu borcundan kurtulur.
2. Taşınmazın bölünmesi
MADDE 889.- İpotekli taşınmazın bir kısmının veya aynı
malike ait bulunan ipotekli taşınmazlardan birinin başkasına devredilmesi ya da
ipotekli taşınmazın bölünmesi hâlinde, aksine bir anlaşma yoksa, rehin taşınmazlara
değerleri oranında tapu idaresince re'sen dağıtılır.
Bu dağıtımı kabul etmeyen
alacaklı, dağıtımın kesinleştiğinin kendisine tebliğinden başlayarak bir ay
içinde yazılı bildirimde bulunmak suretiyle alacağın bir yıl içinde ödenmesini
borçludan isteyebilir.
Yeni malikler, kendilerine ait
taşınmaza düşen borcu yüklendikleri takdirde alacaklı, kendisine başvurma
hakkını saklı tuttuğunu önceki borçluya bir yıl içinde yazılı olarak
bildirmezse, borçlu borcundan kurtulur.
3. Borcu yüklenmenin
bildirilmesi
MADDE 890.- Taşınmazın yeni maliki borcu yüklenirse, tapu
idaresi bunu alacaklıya bildirir.
MADDE 891.- İpotekle güvence
altına alınmış bir alacağın devrinin geçerli olması, devrin tapu kütüğüne
tescil edilmesine bağlı değildir.
I. Tescile tâbi olmayan kanunî
ipotek
MADDE 892.- Kanunî ipotek
haklarının doğumu, aksi kanunda öngörülmüş olmadıkça, tapu kütüğüne tescil
edilmelerine bağlı değildir.
II. Tescile tâbi kanunî
ipotekler
1. Hâller
MADDE 893.- Aşağıdaki
alacaklılar, kanunî ipotek hakkının tescilini isteyebilirler:
1. Satıştan doğan alacağı için satılan taşınmaz üzerinde satıcı,
2. Elbirliği ortaklığına giren taşınmazlarda paylaşmadan doğan
alacakları için birlikte mirasçı olanlar veya diğer elbirliği ortakları,
3. Bir taşınmaz üzerinde yapılan yapı veya diğer işlerde malzeme
vererek veya vermeden emek sarf ettikleri için malzeme ve emek karşılığı olarak
malik veya yükleniciden alacaklı olan alt yüklenici veya zanaatkârlar.
Alacaklıların, bu kanunî ipotek hakkından önceden feragat etmeleri
geçerli değildir.
2. Satıcılar, mirasçılar ve diğer elbirliği ortakları bakımından
MADDE 894.- Satıcıların,
mirasçıların ve diğer elbirliği ortaklarının kanunî ipotek haklarının,
mülkiyetin naklini izleyen üç ay içinde tapu kütüğüne tescil edilmiş olması
gerekir.
3. Zanaatkâr ve yükleniciler bakımından
a. Tescil
MADDE 895.- Zanaatkârların
ve yüklenicilerin kanunî ipotek hakları, çalışmayı veya malzeme vermeyi
yüklendikleri andan başlayarak tapu kütüğüne tescil olunabilir.
Tescilin yüklenilen işin tamamlanmasından başlayarak üç ay içinde yapılmış olması gerekir.
Tescilin yapılması için alacağın malik tarafından kabul edilmiş veya
mahkemece karara bağlanmış olması şarttır.
Malik yeterli güvence gösterirse tescil istenemez.
b. Sıra
MADDE 896.- Hakları değişik
tarihlerde tescil edilmiş olsa bile zanaatkârlar ve yükleniciler, kanunî
ipotekten yararlanma bakımından kendi aralarında aynı sırada sayılırlar.
c. Öncelik
MADDE 897.- Satış bedeli
zanaatkârlar ve yüklenicilerin alacaklarının tamamını karşılamadığı takdirde
kalan kısım, ipotek hakkı elde eden önceki sıradaki alacaklıların payına düşen
satış bedelinden arsa değeri çıkarıldıktan sonra artan para ile karşılanır.
Ancak bu, taşınmaz üzerindeki yüklerin zanaatkârlar ve yüklenicilerin zararına
olacağının alacaklılar tarafından bilinebilir olmasına bağlıdır.
Önceki sırada bulunan alacaklılar, rehin senetlerini devrederlerse, bu
devir yüzünden zanaatkârlar ve yüklenicilerin elde edemedikleri alacak
miktarını tazmin etmekle yükümlü olurlar.
İşe başlandığı, hak sahibi, zanaatkârlar veya yüklenicilerden birinin
bildirimi üzerine tapu kütüğünün beyanlar sütununa yazıldıktan sonra, tescilin
yapılabileceği sürenin sonuna kadar taşınmaz üzerinde ipotekten başka türde
rehin tescil edilemez.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
İPOTEKLİ BORÇ SENEDİ VE
İRAT SENEDİ
A. İpotekli borç senedi
I. Amaç ve nitelik
MADDE 898.- İpotekli borç
senedi, taşınmaz rehniyle güvence altına alınmış kişisel bir alacak meydana
getirir.
MADDE 899.- İpotekli borç
senedi yoluyla rehin kurulması için tapu idaresince taşınmaza resmen değer
biçilir.
Biçilmiş değeri aşan miktar için ipotekli borç senedi yoluyla rehin
kurulamaz.
III. Muacceliyet bildirimi
MADDE 900.- İpotekli borç
senedindeki alacak, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, faizlerin ödenmesi gereken
tarihte, bu tarihten en az altı ay önce alacaklı veya borçlu tarafından diğer
tarafa yapılacak bildirimle muaccel olur.
IV. Malikin durumu
MADDE 901.- İpotekli borç
senedindeki borçtan kişisel olarak sorumlu olmayan rehinli taşınmaz maliki
hakkında ipoteğe ilişkin hükümler uygulanır.
Taşınmaz maliki, alacaklıya karşı borçluya ait bütün def'ileri ileri
sürebilir.
MADDE 902.- İpotekli borç
senedinin güvencesi olan taşınmazın devrine veya bölünmesine ilişkin sonuçlar
hakkında ipotek hükümleri uygulanır.
B. İrat senedi
I. Amaç ve nitelik
MADDE 903.- İrat senedi, bir
taşınmaz üzerinde taşınmaz yükü şeklinde kurulmuş bir alacak hakkı meydana
getirir.
İrat senedinin güvencesini ancak tarım arazisi, konutlar ve üzerinde
bina yapılabilecek arsalar oluşturabilir.
İrat senedi, kişisel borç doğurmaz ve borcun sebebini de göstermez.
II. Sorumluluğun sınırı
MADDE 904.- İrat
senetlerindeki alacak miktarı, tarım arazisinde arazinin gelir değerinin, diğer
taşınmazlarda taşınmazın gelir değeri ile bina ve arsa değerleri ortalamasının
beşte üçünü aşamaz.
Değerlendirmeler tapu idaresince resmen yapılır.
III. Devletin sorumluluğu
MADDE 905.- Değer
biçilmesinde gereken özenin gösterilmemesinden Devlet sorumludur.
Devlet, kusuru olan memurlara rücu edebilir.
MADDE 906.- İrat senedi ile
yüklü olan taşınmazın maliki, sözleşmeyle daha uzun bir bildirim süresi kabul
edilmiş olsa bile, her altı yıllık dönemin sonu için bir yıl önce bildirmek ve
bedelini ödemek koşuluyla taşınmazın yükten kurtarılmasını isteyebilir.
Kanunda öngörülen hâller dışında alacaklı, ancak her on yıllık dönemin
sonu için bir yıl önce bildirmek suretiyle borcun ödenmesini isteyebilir.
MADDE 907.- İrat senedinin
borçlusu yüklü taşınmazın malikidir.
Yüklü taşınmazı edinen kimse irat senedinin borçlusu olur ve eski malik
başka bir işleme gerek kalmaksızın borcundan kurtulur.
Faiz borçları, taşınmazla güvenceye bağlı olmaktan çıktığı tarihten
başlayarak malikin kişisel borcu olur.
MADDE 908.- İrat senediyle
yüklü taşınmazın bölünmesi hâlinde, parsellerin malikleri irat senedinin
borçlusu olurlar.
İrat senedi borcunun parsellere dağıtılmasında, ipotekle yüklü taşınmazın bölünmesine ilişkin hükümler uygulanır.
Alacaklı, borcun parsellere dağıtımının kesinleşmesinden başlayarak bir
ay içinde yapacağı bildirimle bir yıl içinde irat senedinin satın alınmasını
isteyebilir.
C. Ortak hükümler
I. Kurulması
1. Alacağın niteliği
MADDE 909.- İpotekli borç senedi
ve irat senedi koşul ve karşı edim kaydı içeremez.
2. Senedin dayanağı borç ile
ilişkisi
MADDE 910.- İpotekli borç senedinin veya irat senedinin düzenlenmesiyle birlikte dayanağı olan borç ilişkisi yenileme yoluyla sona erer.
Bunun aksine yapılan sözleşme, sadece tarafları ve iyiniyetli olmayan
üçüncü kişileri etkiler.
3. Tescil ve rehin senedi
a. Rehin senedini düzenleme gereği
MADDE 911.- İpotekli borç
senedi veya irat senedi için tapu kütüğüne yapılacak tescilden başka rehin
senedi de düzenlenir.
Senet daha sonra düzenlenmiş olsa bile, hukukî sonuçlarını tescil
tarihinden başlayarak doğurur.
b. Rehin senedinin düzenlenmesi
MADDE 912.- İpotekli borç
senedi ve irat senedi, tapu memuru tarafından düzenlenir.
Senetler üzerinde tapu memuru ile yetkili Hazine temsilcisinin imzaları bulunur.
Bu senetler, alacaklı veya temsilcisine ancak borçlunun ve yüklü
taşınmazın malikinin yazılı rızaları üzerine verilebilir.
c. Rehin senedinin şekli
MADDE 913.- İpotekli borç
senedi ve irat senedinin şekilleri tüzükle belirlenir.
4. Alacaklının belirlenmesi
a. Düzenleme sırasında
MADDE 914.- İpotekli borç
senedi ve irat senedi nama veya hamile yazılı düzenlenebilir.
Bu senetler, yüklü taşınmazın maliki adına da düzenlenebilir.
b. Ortak temsilci
MADDE 915.- İpotekli borç
senedi veya irat senedi düzenlenirken, gerekli ödemeleri yapmak ve ödenecek
paraları tahsil etmek, yapılacak tebliğleri almak, güvence azalmalarına rıza
göstermek ve genel olarak alacaklının, borçlunun ve malikin haklarını tam bir
özen ve tarafsızlıkla korumak üzere bunlar tarafından bir temsilci atanabilir.
Temsilcinin adı tapu kütüğüne ve rehin senedine yazılır.
Temsilcinin yetkisinin sona ermesi hâlinde ilgililer anlaşamazlarsa,
sulh hâkimi gerekli önlemleri alır.
5. Ödeme yeri
MADDE 916.- Rehin senedinden
aksi anlaşılmadıkça, senet hamile yazılı olsa bile borçlu, bütün ödemelerini
alacaklının yerleşim yerinde yapmak zorundadır.
Alacaklının yerleşim yeri bilinmediği veya alacaklı yerleşim yerini
borçlunun zararına değiştirdiği takdirde borçlu, borcunu kendi yerleşim
yerindeki veya alacaklının eski yerleşim yerindeki hâkimin belirleyeceği yere
tevdi ederek borcundan kurtulabilir.
Senedin faiz kuponları varsa faiz ödemesi, kuponları ibraz edene
yapılır.
6. Alacağın devrinden sonra ödeme
MADDE 917.- Alacağın devri
hâlinde borçlu, kendisine bildirilmiş olmadıkça kupona bağlı olmayan faiz ve yıllık edimleri, senet hamile yazılı
olsa bile, eski alacaklıya ödeyebilir.
Ana paranın tamamen veya kısmen ödenmesi, ancak ödeme zamanında
kendisinin alacaklı olduğunu ispat eden kimseye yapılmış ise geçerlidir.
II. Sona erme
1.Alacaklının olmaması
MADDE 918.- Alacaklı yoksa
veya rehin hakkından feragat ederse borçlu, tapu kütüğündeki tescili terkin
ettirip ettirmemekte serbesttir.
Borçlu, zilyetliğine geçmiş olan senedi yeniden tedavüle çıkartabilir.
2. Terkin
MADDE 919.- İpotekli borç
senedi veya irat senedine ilişkin tescil, ancak tarafların veya mahkemenin
rehin senedini iptal etmesi üzerine terkin edilebilir.
III. Alacaklının hakları
1. İyiniyetin korunması
a. Tescil bakımından
MADDE 920.- İpotekli borç
senedinden veya irat senedinden doğan alacak, tapu kütüğüne iyiniyetle dayanan
herkes için kütükteki tescile göre geçerlidir.
b. Senet bakımından
MADDE 921.- Usulüne göre
düzenlenmiş olan ipotekli borç senedi veya irat senedi, ona iyiniyetle dayanan
herkes hakkında, içinde yazılı olanlara göre geçerlidir.
c. Senet ile tescilin ilişkisi
MADDE 922.- İpotekli borç
senedi veya irat senedi metninde yazılı olanlar tapu kütüğündeki tescile
uymazsa veya tapu kütüğünde tescil
yoksa, kütük esas alınır.
Bununla birlikte senedi iyiniyetle edinen kimse, tapu kütüğüne ilişkin hükümler uyarınca tazminat isteyebilir.
2. Hakkın ileri sürülmesi
MADDE 923.- Nama veya hamile
yazılı ipotekli borç senedi veya irat senedindeki alacak, ancak senet
üzerindeki zilyetlikle birlikte devir veya rehin edilebilir veya başka bir
tasarrufa konu olabilir.
Senetlerin henüz düzenlenmemiş olması veya mahkeme tarafından iptal
edilmesi hâlinde alacağı ileri sürme hakkı saklıdır.
3. Alacağın devri
MADDE 924.- İpotekli borç
senedindeki veya irat senedindeki alacağın devri, rehin senedinin teslim
edilmesine bağlıdır.
Rehin senedinin nama yazılı olması hâlinde devralanın adı ve devir işlemi senet üzerine yazılır.
IV. İptal
1. Senedin kaybedilmesi
MADDE 925.- Rehin senedi
irade dışında elden çıkmış veya borcu sona erdirme kastı olmaksızın yok edilmiş
ise alacaklı, rehin senedini ve kuponu mahkeme kararıyla iptal ettirerek borçludan
borcunu ödemesini ve eğer alacak henüz muaccel değilse yeni bir rehin senedi
veya kupon düzenlenmesini isteyebilir.
İptal kararı, hamile yazılı kıymetli evrakın iptaline ilişkin hükümler
gereğince verilir; ancak, ibraz süresi bir yıldır.
Borçlu da ödenmiş olmasına rağmen geri verilmemiş olan senet için aynı
hükümler uyarınca senedin iptalini isteyebilir.
2. İlân yoluyla duyuru
MADDE 926.- İpotekli borç
senedi veya irat senedinin alacaklısının kim olduğu on yıldan beri bilinmiyor
ve bu süre içinde faiz ödenmesi de istenmemiş bulunuyorsa, rehinli taşınmazın
maliki, alacaklının ortaya çıkması için gaipliğe ilişkin hükümlere göre ilân
yapılmasını hâkimden isteyebilir.
Alacaklı ortaya çıkmaz ve yapılan araştırma sonunda büyük bir
olasılıkla alacağın artık mevcut olmadığı anlaşılırsa, hâkim tarafından senedin
iptaline karar verilir; bu kararla rehin derecesi boşalmış olur.
V. Borçlunun def'ileri
MADDE 927.- Borçlu yalnız
tescilden veya senetten doğan def'ileri ve istemde bulunan alacaklıya karşı
sahip olduğu kişisel def'ileri ileri sürebilir.
VI. Ödenen senedin geri
verilmesi
MADDE 928.- Borcun tamamını
ödeyen borçlu, alacaklıdan senedin iptal edilmemiş olarak geri verilmesini
isteyebilir.
VII. Hukukî ilişkide değişiklik
MADDE 929.- Borçlu borcun kısmen
ödenmesi veya borç yükünün hafifletilmesi ya da güvencenin azaltılması gibi
hukukî ilişkide meydana gelen değişiklikleri tapu kütüğüne tescil ettirme
hakkına sahiptir.
Tapu memuru, bu tür değişiklikleri senet üzerine de yazar.
Meydana gelen değişikliklerin tescil edilmemiş olması hâlinde, senette
yazılı yıllık edimlerin ödenmiş olması dışındaki değişiklikler senedi
iyiniyetle kazanan kimseye karşı ileri sürülemez.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
TAŞINMAZ REHNİYLE GÜVENCE
ALTINA ALINAN
ÖDÜNÇ SENETLERİ
A. Rehinli tahviller
MADDE 930.- Nama veya hamile
yazılı tahviller, aşağıdaki hâllerde taşınmaz rehniyle güvence altına
alınabilir:
1. Ödüncün tamamı için ipotek veya ipotekli borç senedi yoluyla rehin kurulması ve alacaklılar ile borçlu için ortak bir temsilcinin atanması,
2. Tahvil çıkarmayı üzerine alan kurum yararına ödüncün tamamı için
taşınmaz rehni kurulması ve bu rehinli alacağın da tahvil alacaklıları yararına
rehnedilmesi.
B. Seri hâlinde rehin senedi
çıkarılması
MADDE 931.- Seri hâlinde çıkarılan
ipotekli borç senetleri ile irat senetleri hakkında, aşağıdaki hükümler saklı
kalmak kaydıyla, ipotekli borç senedi ve irat senedine ilişkin genel hükümler
uygulanır.
II. Düzenlenmesi
MADDE 932.- Seri hâlinde
çıkarılan senetler, her birinin değeri yüz milyon lira veya yüz milyon liranın
katları olarak düzenlenir.
Bir serideki bütün senetlerin şeklinin aynı olması ve numaralarının birbirini izlemesi gerekir.
Senetlerin rehinli taşınmaz maliki tarafından çıkarılmamış olması
hâlinde aracı kurumun, alacaklılar ve borçlunun temsilcisi olduğu senetlerde
belirtilir.
III. Borcun kısım kısım ödenmesi
MADDE 933.- Borçlu, belirli
zamanlarda faizle birlikte anaparanın bir kısmını da ödemeyi üstlenebilir.
Taksit olarak her yıl ödenecek paranın, senetlerin belli bir bölümünü
karşılaması zorunludur.
IV. Tescil
MADDE 934.- Senetler,
sayıları gösterilmek suretiyle tapu kütüğüne tescil olunur; ödüncün tamamı için
bir tescil yapılır.
Senet sayısı az ise, her senet ayrı tescil edilebilir.
V. Hükmü
1. Senedi çıkaran aracı kurum
MADDE 935.- Senedi çıkaran
aracı kurum, alacaklıların ve borçlunun temsilcisi olsa bile, senetlerin
çıkarılması sırasında kendisine ayrıca yetki verilmiş olmadıkça, borcun
kapsamında ve koşullarında bir değişiklik yapamaz.
2.Senetlerin geri ödenmesi
a. Ödeme plânı
MADDE 936.- Senetlerin geri
ödenmesi, çıkarma sırasında yapılan veya o sırada verilen yetkiye dayanarak
aracı kurumun düzenleyeceği plâna göre gerçekleştirilir. Sırası gelen senedin
karşılığı alacaklıya ödenmekle senedin hükmü kalmaz.
Aksi kararlaştırılmadıkça tescilin terkini, ancak borçlunun tescilde
belirtilen yükümlülüklerini tamamen yerine getirmiş ve senetlerin bütün
kuponları ile birlikte geri verilmiş olmasına veya geri verilmemiş kuponlar
varsa bunları karşılayacak miktarın hâkimin belirleyeceği yere tevdi edilmesine
bağlıdır.
b. Denetleme
MADDE 937.- Rehinli
taşınmazın maliki veya aracı kurum, ödeme plânına göre kur'a çekmek ve
karşılığı ödenen senetleri iptal etmekle yükümlüdür.
İrat senetlerinde bu işlemler Devletçe denetlenir.
c. Geri ödemelerin özgülenmesi
MADDE 938.- Rehinli
taşınmazlar yerine elde edilen paralar, ilk kur'a çekiminde belli olacak
senetlerin ödenmesinde kullanılır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
BİRİNCİ AYIRIM
TESLİME BAĞLI REHİN VE HAPİS HAKKI
A. Teslime bağlı rehin
I. Kurulması
1. Alacaklının zilyetliği
MADDE 939.- Kanunda
öngörülen ayrık durumlar dışında taşınırlar, ancak zilyetliğin alacaklıya devri
suretiyle rehnedilebilir.
Rehnedende tasarrufta bulunma yetkisi olmasa bile, rehin konusu
taşınıra iyiniyetle zilyet olan kimse, zilyetlik hükümlerine göre edinimi
korunduğu ölçüde rehin hakkı kazanır. Üçüncü kişilerin önceki zilyetlikten
doğan hakları saklıdır.
Taşınır, fiilen yalnız rehnedenin hâkimiyetinde kaldığı sürece rehin
hakkı doğmaz.
2. Ayrık durumlar
MADDE 940.- Yetkili makamlar
tarafından izin verilen kuruluşlar ile kooperatiflerin alacaklarının güvence
altına alınması için, zilyetlik devredilmeden de, icra dairesinde tutulacak
özel sicile yazılmak suretiyle hayvanlar üzerinde rehin kurulabilir. Bu amaçla
tutulacak sicil tüzükle belirlenir.
Gerçek veya tüzel kişilerin alacaklarının güvence altına alınması için,
kanun gereğince bir sicile tescili zorunlu olan taşınır mallar üzerinde,
zilyetlik devredilmeden de, taşınır malın kayıtlı bulunduğu sicile yazılmak
suretiyle rehin kurulabilir. Rehnin kurulmasına ilişkin diğer hususlar tüzükle
belirlenir.
3. Art rehin
MADDE 941.- Rehnedilen
taşınırın maliki, onun üzerinde bir art rehin kurabilir. Bunun için, alacağı
ödenince rehnedilen taşınırın sonraki alacaklıya teslim edilmesinin rehinli
alacaklıya yazılı olarak bildirilmesi gerekir.
4. Alt rehin
MADDE 942.- Alacaklı,
rehinli taşınırı ancak rehnedenin rızasıyla bir başkasına rehnedebilir.
1. Zilyetliğin kaybı
MADDE 943.- Taşınır rehni,
alacaklının zilyet olmaktan çıkması ve onu zilyet olan üçüncü kişiden geri
alamaz hâle gelmesiyle son bulur.
Taşınır, alacaklının rızasıyla fiilen yalnız rehnedenin hâkimiyeti
altında bulunduğu sürece rehnin hükümleri askıda kalır.
2. Geri verme borcu
MADDE 944.- Alacağın ödenmesi suretiyle veya başka bir sebeple
rehin hakkı sona erince alacaklı, rehinli taşınırı hak sahibine geri vermekle
yükümlüdür.
Alacaklı, alacağının tamamını almadıkça rehinli taşınırı veya onun bir
kısmını geri vermek zorunda değildir.
3. Alacaklının sorumluluğu
MADDE 945.- Alacaklı,
rehinli taşınırın kaybolması, yok olması veya değerinin azalması yüzünden
meydana gelen zararlardan, bunların kendi kusuru olmaksızın doğduğunu ispat
etmedikçe sorumludur.
Rehinli taşınırı kendiliğinden başkasına devir veya rehneden alacaklı,
bundan doğan bütün zararlardan sorumlu olur.
1. Alacaklının hakkı
MADDE 946.- Alacaklı, ödenmeyen
alacağının rehnin paraya çevrilmesi yoluyla ödenmesini isteyebilir.
Rehin hakkı, alacaklıya asıl alacak ile birlikte sözleşme faizlerinin,
takip giderlerinin ve gecikme faizinin güvencesini sağlar.
2. Rehnin kapsamı
MADDE 947.- Rehin, taşınırı
eklentileriyle birlikte kapsar.
Aksi kararlaştırılmış olmadıkça alacaklı, rehinli taşınırın doğal
ürünlerini, bütünleyici parçası olmaktan çıkınca malike vermekle yükümlüdür.
Rehin, paraya çevirme sırasında bütünleyici parça niteliğindeki doğal
ürünleri de kapsar.
3. Rehnin sırası
MADDE 948.- Aynı taşınır
üzerinde birden çok rehin hakkı bulunduğu takdirde, alacaklılara rehin
haklarının sırasına göre ödeme yapılır.
Rehin hakkının sırası kuruluş tarihine göre belirlenir.
4. Mülkiyetin geçememesi
MADDE 949.- Borcun
ödenmemesi hâlinde rehinli taşınırın mülkiyetinin alacaklıya geçmesini öngören
sözleşme hükmü geçersizdir.
B. Hapis hakkı
I. Koşulları
MADDE 950.- Alacaklı,
borçluya ait olup onun rızasıyla zilyedi bulunduğu taşınırı veya kıymetli
evrakı, borcun muaccel olması ve niteliği itibarıyla bu eşyanın alacak ile
bağlantısı bulunması hâlinde, borç ödeninceye kadar hapsedebilir.
Zilyetlik ve alacak ticarî ilişkiden doğmuşsa, tacirler arasında bu
bağlantı var sayılır.
Alacaklı, borçluya ait olmayan taşınırlar üzerinde de zilyetliğin
iyiniyetle kazanılmasının korunduğu ölçüde hapis hakkına sahip olur.
II. Ayrık durumlar
MADDE 951.- Nitelikleri
itibarıyla paraya çevrilmeye elverişli olmayan taşınırlar üzerinde hapis hakkı
kullanılamaz.
Alacaklının üstlendiği yükümlülükle veya borçlunun teslim sırasında ya
da daha önce verdiği talimatla veya kamu düzeniyle bağdaşmayan hâllerde de
hapis hakkı kullanılamaz.
III. Borç ödemeden aciz
MADDE 952.- Alacaklı,
borçlunun ödemeden acze düşmesi hâlinde, alacağı muaccel olmasa bile, hapis
hakkını kullanabilir.
Borç ödemeden aciz, taşınırın tesliminden sonra meydana gelmiş veya
daha önce meydana gelmiş olmakla beraber alacaklı bu durumu teslimden sonra
öğrenmiş ise; o şeyin belli bir yönde kullanılacağı konusunda alacaklı
tarafından yüklenilmiş bir yükümlülük veya borçlunun teslim sırasında ya da
daha önce verdiği talimatla bağdaşmasa bile, alacaklı hapis hakkını
kullanabilir.
MADDE 953.- Borç yerine
getirilmez ve yeterli güvence de gösterilmezse alacaklı, borçluya daha önce
bildirimde bulunarak, hapsettiği şeylerin teslime bağlı rehin hükümleri
uyarınca paraya çevrilmesini isteyebilir.
Üzerinde hapis hakkı bulunan nama yazılı kıymetli evrakın paraya
çevrilmesi için icra dairesi, borçlu yerine gerekli işlemleri yapar.
İKİNCİ AYIRIM
ALACAKLAR VE DİĞER HAKLAR ÜZERİNDE REHİN
A. Genel olarak
MADDE 954.- Başkasına
devredilebilen alacaklar ve diğer haklar rehnedilebilir.
Aksine bir hüküm bulunmadıkça, bunların rehni hakkında da teslime bağlı
rehin hükümleri uygulanır.
I. Senede bağlı olan veya
olmayan alacaklarda
MADDE 955.- Senede bağlanmış
olan veya olmayan alacakların rehni için rehin sözleşmesinin yazılı şekilde
yapılması ve senede bağlı alacaklarda senedin teslim edilmesi gerekir.
Alacaklı veya rehneden, rehni borçluya ihbar edebilir.
Diğer hakların rehninde, yazılı rehin sözleşmesiyle birlikte, bu
hakların devri için öngörülen şekle uyulması gerekir.
II. Kıymetli evrakta
MADDE 956.- Hamile yazılı
senetlerin rehni için senetlerin rehin alacaklısına teslimi yeterlidir.
Diğer kıymetli evrakın rehni için senedin ciro edilmiş veya yazılı
devir beyanı yapılmış olarak teslimi gerekir.
III. Emtiayı temsil eden
senetlerde
MADDE 957.- Emtiayı temsil
eden kıymetli evrakın rehnedilmesiyle emtia üzerinde rehin hakkı doğar.
Emtiayı temsil eden senetten başka özel bir rehin senedi (varant)
düzenlenmişse, rehinli alacak miktarının ve muaccel olduğu tarihin senet
üzerine yazılmış olması koşuluyla, rehin senedinin rehnedilmiş olması yeterlidir.
IV. Art rehin
MADDE 958.- Rehinli bir
alacak üzerinde sonra gelen bir rehnin kurulması, ancak rehnedenin veya sonra
gelen rehin alacaklısının durumu önce gelen rehin alacaklısına yazılı olarak
bildirmesi hâlinde geçerlidir.
I. Rehnin kapsamı
MADDE 959.- Faiz veya kâr
payı gibi dönemsel gelir getiren alacakların rehnedilmiş olması hâlinde, aksi
kararlaştırılmış olmadıkça, bunlardan yalnız vadeleri henüz gelmemiş olanlar
rehnin kapsamına girer ve rehin, vadeleri geçmiş olan edimleri kapsamaz.
Bu tür yan edimler için özel senetler düzenlenmiş ise, aksi
kararlaştırılmış olmadıkça, bunların rehin kapsamına girmesi, şekil koşullarına
uygun olarak rehnedilmelerine bağlıdır.
II. Rehinli pay senetlerinin
temsili
MADDE 960.- Ortaklık genel
kurulunda rehinli pay senetlerini temsil etmek yetkisi, rehin alacaklısına
değil, pay sahibine aittir.
MADDE 961.- Özenli bir
yönetim, rehnedilmiş alacağın muacceliyetinin ihbarını ve tahsil edilmesini
gerekli kılıyorsa alacaklı bu işlemleri yapabilir; rehin alacaklısı da
alacaklıyı bu işlemlerin yapılmasına zorlayabilir.
Rehin kendisine ihbar edilmiş olan borçlu, borcunu asıl alacaklıya veya
rehin alacaklısına ancak diğerinin rızasıyla ödeyebilir.
Bu rızanın bulunmaması hâlinde borçlu, borcunu tevdi etmekle
yükümlüdür.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
REHİN KARŞILIĞINDA ÖDÜNÇ VERME
İŞİ İLE UĞRAŞANLAR
A. Ödünç verenler
I. İşletme izni alma
MADDE 962.- İşletme olarak
taşınır rehni karşılığında ödünç verme işiyle uğraşmak isteyenler, yetkili
makamdan izin almak zorundadırlar.
MADDE 963.- Özel işletmelere
ancak belli süre için izin verilebilir. Sürenin bitiminde bu izin
yenilenebilir.
Gerekli kurallara uyulmaması hâlinde, verilen izin her zaman geri
alınabilir.
B. Taşınır rehni karşılığı ödünç
I. Kurulması
MADDE 964.- Rehnedilen
taşınırın işletmeye teslim edilmesi ve karşılığında bir makbuzun alınmasıyla
rehin kurulmuş olur.
II. Hükümleri
1. Rehnin paraya çevrilmesi
MADDE 965.- Borç vadesinde
ödenmezse, ödünç veren, borçluya önceden noter aracılığı ile borcunu ödemesini
ihtar ettikten sonra rehni icra yoluyla paraya çevirtebilir.
Borçlu, ödünç verene karşı kişisel olarak sorumlu değildir.
2. Arta kalan para üzerindeki hak
MADDE 966.- Satış bedelinin
rehinli alacak miktarından fazla olması hâlinde, arta kalan para hak sahibine
ödenir.
İşletmenin aynı borçludan birden fazla alacağı varsa, bunlar arta kalan
para hesaplanırken bir bütün olarak göz önünde tutulur.
Arta kalan miktarı isteme hakkı, rehnedilen taşınırın paraya
çevrilmesinin üzerinden beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
III. Rehnin sona ermesi
1. Rehinden kurtarmayı isteme hakkı
MADDE 967.- Rehnedilen
taşınır, satılıncaya kadar rehin makbuzunun geri verilmesi suretiyle rehinden
kurtarılabilir.
Rehin makbuzu geri verilmezse, alacağın muaccel olmasından sonra hak
sahibi olduğunu ispat eden kimse taşınırı rehinden kurtarabilir.
Ödünç veren, rehnedilen taşınırı makbuzun teslimi karşılığı geri verme
hakkını açıkça saklı tutmuş olsa bile; alacağın muaccel olmasının üzerinden
altı ay geçtikten sonra hakkını ispat eden kimse, taşınırı rehinden
kurtarabilir.
2. Ödünç verenin hakları
MADDE 968.- Ödünç veren,
taşınırın rehinden kurtarıldığı aya ait faizin tamamının ödenmesini
isteyebilir.
Ödünç veren, makbuzu kim getirirse taşınırı ona geri verme hakkını
açıkça saklı tutmuşsa, makbuzun hamilinin bunu haksız olarak ele geçirdiğini
bilmedikçe ve bilmesi gerekmedikçe bu yetkisini kullanabilir.
C. Geri alım hakkı tanıyarak
satım
MADDE 969.- Geri alım hakkı
tanıyarak satın almayı meslek edinenler hakkında da, taşınır rehni karşılığında
ödünç verenlere ilişkin hükümler uygulanır.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
REHİNLİ TAHVİL
A. Niteliği
MADDE 970.- İşletme olarak
taşınmaz rehni karşılığında ödünç verme işiyle uğraşmak üzere yetkili makamdan
izin alanlar, özel bir rehin sözleşmesi ve teslim yükümlülüğü olmasa bile,
taşınmaz rehniyle güvence altına alınmış alacakları ile cari işlerinden doğan
alacaklarını karşılık göstererek rehinli tahvil çıkarabilirler.
MADDE 971.- Alacaklılar,
rehinli tahvillerin öngörülen zamandan önce ödenmesini isteyemezler.
Tahviller hamile veya nama yazılı olarak çıkarılır ve hamile yazılı
kuponları bulunur.
C. Düzenlenmesi
MADDE 972.- Tahvil
çıkaracaklar ile tahvil çıkarmaya ilişkin koşullar ve çıkarma izni vermeye
yetkili makam özel kanunla belirlenir.
ÜÇÜNCÜ KISIM
ZİLYETLİK VE TAPU
SİCİLİ
BİRİNCİ BÖLÜM
ZİLYETLİK
A. Zilyetlik kavramı ve türleri
I. Kavram
MADDE 973.- Bir şey üzerinde
fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir.
Taşınmaz üzerindeki irtifak haklarında ve taşınmaz yüklerinde hakkın
fiilen kullanılması zilyetlik sayılır.
1. Aslî ve fer'î zilyetlik
MADDE 974.- Zilyet, bir
sınırlı aynî hak veya bir kişisel hakkın kurulmasını ya da kullanılmasını
sağlamak için şeyi başkasına teslim ederse, bunların ikisi de zilyet olur.
Bir şeyde malik sıfatıyla zilyet olan aslî zilyet, diğeri fer'î
zilyettir.
2. Dolaylı ve dolaysız zilyetlik
MADDE 975.- Bir şeyde fiilî
hâkimiyetini doğrudan doğruya sürdüren kimse dolaysız zilyet, başka bir kişi
aracılığı ile sürdüren kimse dolaylı zilyettir.
III. Geçici olarak kesilme
MADDE 976.- Fiilî
hâkimiyetin geçici nitelikteki sebeplerle kullanılmaması veya kullanma
olanağının ortadan kalkması zilyetliği sona erdirmez.
B. Zilyetliğin devri
MADDE 977.- Zilyetlik, şeyin
veya şey üzerinde hâkimiyeti sağlayacak araçların, edinene teslimi veya
edinenin önceki zilyedin rızasıyla şey üzerinde hâkimiyeti kullanacak duruma
gelmesi hâlinde devredilmiş olur.
MADDE 978.- Temsilciye
yapılan teslim, temsil edilene yapılmış gibi zilyetliği geçirir.
III. Teslimsiz devir
MADDE 979.- Bir üçüncü kişi
veya zilyetliği devreden, özel bir hukukî ilişkiye dayanarak zilyet olmakta
devam ederse zilyetlik, teslim gerçekleşmeksizin kazanılmış olur.
Zilyetliğin bu yolla devri, zilyet olmakta devam eden üçüncü kişiye
karşı, ancak durumun devreden tarafından kendisine bildirildiği andan
başlayarak hüküm doğurur.
Üçüncü kişi, zilyetliği devredene karşı ileri sürebileceği sebeplerle
şeyi edinene vermekten kaçınabilir.
IV. Emtiayı temsil eden
senetlerin teslimi
MADDE 980.- Bir taşıyıcıya
veya umumî mağazaya bırakılmış emtiayı temsil eden kıymetli evrakın teslimi,
emtianın teslimi gibi sonuç doğurur.
Kıymetli evrakı iyiniyetle teslim alan kimse ile emtiayı iyiniyetle teslim alan kimse arasında uyuşmazlık çıkarsa emtiayı teslim alan tercih olunur.
C. Zilyetliğin hükümleri
I. Korunması
1. Savunma hakkı
MADDE 981.- Zilyet, her
türlü gasp veya saldırıyı kuvvet kullanarak defedebilir.
Zilyet, rızası dışında kendisinden alınan şeyi taşınmazlarda el koyanı
kovarak, taşınırlarda ise eylem sırasında veya kaçarken yakalananın elinden
alarak zilyetliğini koruyabilir. Ancak, zilyet durumun haklı göstermediği
derecede kuvvet kullanmaktan kaçınmak zorundadır.
2. Zilyetliğin gasbında dava hakkı
MADDE 982.- Başkasının
zilyet bulunduğu bir şeyi gasbeden kimse, o şey üzerinde üstün bir hakka sahip
olduğunu iddia etse bile onu geri vermekle yükümlüdür.
Davalı, o şeyi davacıdan geri almasını gerektirecek üstün bir hakka sahip olduğunu derhâl ispat ederse onu geri vermekten kaçınabilir.
Dava, şeyin geri verilmesine ve zararın giderilmesine yönelik olur.
3. Zilyetliğe saldırıya dava hakkı
MADDE 983.- Saldırıda
bulunan, şey üzerinde bir hak iddia etse bile; zilyetliği saldırıya uğrayan,
ona karşı dava açabilir.
Dava, saldırının sona erdirilmesine, sebebinin önlenmesine ve zararın
giderilmesine yönelik olur.
4. Dava hakkının düşmesi
MADDE 984.- Gasp ve saldırıdan
dolayı dava hakkı, zilyedin fiili ve failini öğrenmesinden başlayarak iki ay ve
her hâlde fiilin üzerinden bir yıl geçmekle düşer.
II. Zilyetlik dolayısıyla hakkın
korunması
1. Mülkiyet karinesi
MADDE 985.- Taşınırın
zilyedi onun maliki sayılır.
Önceki zilyetler de zilyetlikleri süresince o taşınırın maliki
sayılırlar.
2. Fer'î zilyetlikte karine
MADDE 986.- Bir taşınıra
malik olma iradesi bulunmaksızın zilyet olan kimse, taşınırı kendisinden
iyiniyetle aldığı kişinin mülkiyet karinesine dayanabilir.
Taşınıra bir sınırlı aynî hak veya kişisel hak iddiasıyla zilyet bulunan kimsenin iddia ettiği hakkın varlığı karine olarak kabul edilir. Ancak, zilyet bu karineyi şeyi kendisine vermiş olan kişiye karşı ileri süremez.
3. Davaya karşı savunma
MADDE 987.- Bir taşınırın
zilyedi, kendisine karşı açılan her davada üstün hakka sahip olduğu karinesine
dayanabilir.
Gasp veya saldırıya ilişkin hükümler saklıdır.
4. Tasarruf yetkisi ve taşınır davası
a. Emin sıfatıyla zilyetten edinme bakımından
MADDE 988.- Bir taşınırın
emin sıfatıyla zilyedinden o şey üzerinde iyiniyetle mülkiyet veya sınırlı aynî
hak edinen kimsenin edinimi, zilyedin bu tür tasarruflarda bulunma yetkisi
olmasa bile korunur.
b. Kaybedilen veya çalınan eşya bakımından
MADDE 989.- Taşınırı çalınan,
kaybolan ya da iradesi dışında başka herhangi bir şekilde elinden çıkan zilyet,
o şeyi elinde bulunduran herkese karşı beş yıl içinde taşınır davası açabilir.
Bu taşınır, açık artırmadan veya pazardan ya da benzeri eşya
satanlardan iyiniyetle edinilmiş ise; iyiniyetli birinci ve sonraki edinenlere
karşı taşınır davası, ancak ödenen bedelin geri verilmesi koşuluyla açılabilir.
Diğer konularda iyiniyetli zilyedin haklarına ilişkin hükümler
uygulanır.
c. Para ve hamile yazılı senetlerde
MADDE 990.- Zilyet, iradesi
dışında elinden çıkmış olsa bile, para ve hamile yazılı senetleri iyiniyetle
edinmiş olan kimseye karşı taşınır davası açamaz.
d. İyiniyetli olmama hâlinde
MADDE 991.- Bir taşınırın
zilyetliğini iyiniyetle edinmemiş olan kimseye karşı önceki zilyet, her zaman
taşınır davası açabilir.
Eğer önceki zilyet de, zilyetliği iyiniyetle edinmemiş ise sonraki
zilyede karşı taşınır davası açamaz.
5. Taşınmazlarda karine
MADDE 992.- Tapuya kayıtlı
taşınmazlarda, hak karinesinden ve zilyetlikten doğan dava açma hakkından
yalnız adına tescil bulunan kimse yararlanır.
Bununla birlikte taşınmaz üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse, gasp
veya saldırı sebebiyle dava açabilir.
III. Sorumluluk
1. İyiniyetli zilyet bakımından
a. Yararlanma
MADDE 993.- İyiniyetle
zilyedi bulunduğu şeyi, karineyle mevcut hakkına uygun şekilde kullanan veya
ondan yararlanan zilyet, o şeyi geri vermekle yükümlü olduğu kimseye karşı bu
yüzden herhangi bir tazminat ödemek zorunda değildir.
İyiniyetli zilyet, şeyin kaybedilmesinden, yok olmasından veya hasara uğramasından sorumlu olmaz.
b. Tazminat
MADDE 994.- İyiniyetli
zilyet, geri vermeyi isteyen kimseden şey için yapmış olduğu zorunlu ve yararlı
giderleri tazmin etmesini isteyebilir ve bu tazminat ödeninceye kadar şeyi geri
vermekten kaçınabilir.
İyiniyetli zilyet, diğer giderler için tazminat isteyemez. Ancak, şeyin
geri verilmesinden önce kendisine bu giderler için bir tazminat önerilmezse,
kendisi tarafından o şeyle birleştirilen ve zararsızca ayrılması mümkün bulunan
eklemeleri o şeyi geri vermeden önce ayırıp alabilir.
Zilyedin elde ettiği ürünler, yaptığı giderler sebebiyle doğan
alacaklarına mahsup edilir.
2. İyiniyetli olmayan zilyet bakımından
MADDE 995.- İyiniyetli
olmayan zilyet, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması
yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal
eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorundadır.
İyiniyetli olmayan zilyet, yaptığı giderlerden ancak hak sahibi için de zorunlu olanların tazmin edilmesini isteyebilir.
İyiniyetli olmayan zilyet, şeyi kime geri vereceğini bilmediği sürece
ancak kusuruyla verdiği zararlardan sorumlu olur.
IV. Kazandırıcı zamanaşımından
yararlanma
MADDE 996.- Kazandırıcı
zamanaşımından yararlanma hakkına sahip olan zilyet, zilyetliği kendisine
devreden aynı yetkiye sahip idiyse onun zilyetlik süresini kendi süresine
ekleyebilir.
İKİNCİ BÖLÜM
TAPU SİCİLİ
I. Sicil bakımından
1. Genel olarak
MADDE 997.- Taşınmazlar
üzerindeki hakları göstermek üzere tapu sicili tutulur.
Tapu sicili, tapu kütüğü ve kat mülkiyeti kütüğü ile bunları tamamlayan yevmiye defteri ve belgeler ile plânlardan oluşur.
Sicilin örneği, nasıl tutulacağı ve yardımcı siciller tüzükle
belirlenir.
2. Taşınmazların kaydedilmesi
a. Kaydedilecek taşınmazlar
MADDE 998.- Tapu siciline
taşınmaz olarak şunlar kaydedilir:
1. Arazi,
2. Taşınmazlar üzerindeki bağımsız ve sürekli haklar,
3. Kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümler.
Arazinin tapu siciline kaydı, özel kanun hükümlerine tâbidir.
Bağımsız ve sürekli hakların kaydedilmesi için gerekli koşullar ve usul
tüzükle belirlenir. Süreklilik koşulunun gerçekleşmesi için hakkın süresiz veya
en az otuz yıl süreli olması gerekir.
Kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümlerin taşınmaz olarak kaydı,
özel kanun hükümlerine tâbidir.
b. Kaydedilmeyecek taşınmazlar
MADDE 999.- Özel mülkiyete
tâbi olmayan ve kamunun yararlanmasına ayrılan taşınmazlar, bunlara ilişkin
tescili gerekli bir aynî hakkın kurulması söz konusu olmadıkça kütüğe
kaydolunmaz.
Tapuya kayıtlı bir taşınmaz, kayda tâbi olmayan bir taşınmaza
dönüşürse, tapu sicilinden çıkarılır.
3. Sicilin unsurları
a. Tapu kütüğü
MADDE 1000.- Her taşınmaza
kütükte bir sayfa ayrılır ve sayfa numaraları birbirini izler.
Bir taşınmazın bölünmesi veya birden çok taşınmazın birleştirilmesi hâlinde uyulacak usul tüzükle belirlenir.
Kütüğün her sayfasındaki özel sütunlara şunlar tescil edilir:
1. Mülkiyet,
2. Taşınmaz üzerinde kurulmuş olan veya o taşınmaz lehine başka
taşınmaz üzerinde kurulmuş bulunan irtifak hakları ile taşınmaz yükü,
3. Taşınmaz üzerindeki rehin hakları.
Eklentiler, malikin isteği üzerine beyanlar sütununa kaydedilir.
Yapılan bu kayıt, ancak kütükte hak sahibi olarak görünenlerin rızasıyla
kütükten silinebilir.
Aynı malike ait olan birden çok taşınmaz, sınırları birbirine bitişik
olmasa bile, malikin istemiyle kütükte ortak bir sayfaya kaydedilebilir. Bu
sayfaya yapılan rehin tescilleri, o sayfada kayıtlı bulunan bütün taşınmazları
bağlar; aynı sayfada kayıtlı bu gibi taşınmazlardan bir kısmı malikin istemi
üzerine veya mahkeme kararıyla o sayfadan çıkarılırsa, çıkarılan taşınmazlar
üzerinde tescil edilmiş bulunan haklar saklı kalır.
b. Kat mülkiyeti kütüğü
MADDE 1001.- Kat mülkiyetine
konu olan bağımsız bölümler, ayrıca tutulacak kat mülkiyeti kütüğüne yazılır.
Özel kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kütükte yapılacak işlemler
hakkında tapu kütüğüne ilişkin hükümler uygulanır.
c. Yevmiye defteri ve belgeler
MADDE 1002.- Tapu kütüğüne
tescil istemleri, isteyenin kimliği ve istemin konusu belirtilerek istem
sırasına göre derhâl yevmiye defterine yazılır.
Bu işlemlerin dayanağı olan belgeler, özenle sıraya konulur ve
saklanır.
d. Plân
MADDE 1003.- Bir taşınmazın
kütüğe kaydı ve belirlenmesinde resmî bir ölçüme dayanan plân esas alınır.
Plânların nasıl hazırlanacağı tüzükle belirlenir.
II. Tapu sicilinin tutulması
1. Bir bölgede
MADDE 1004.- Taşınmazlar,
bulundukları bölgenin tapu siciline kaydedilir.
2. Birden çok bölgede
MADDE 1005.- Birden çok
bölgede bulunan taşınmaz, diğer bölge sicillerine kayıtlı olduğu belirtilmek
suretiyle her bölgedeki sicile ayrı ayrı kaydedilir.
Böyle bir taşınmaza ilişkin tescil istemleri ve tescil işlemleri
taşınmazın büyük kısmının bulunduğu bölgede yapılır ve yapılan tescil kütüğe
işlenmek üzere diğer bölgelerdeki tapu idarelerine bildirilir.
1. Kuruluş
MADDE 1006.- Tapu
idarelerinin kuruluş, işleyiş ve hizmetlerinin yürütülmesi, özel kanun
hükümlerine tâbidir.
2. Sorumluluk
MADDE 1007.- Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün
zararlardan Devlet sorumludur.
Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder.
Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer
mahkemesinde görülür.
I. İşlemlerin konusu
1. Tescil
MADDE 1008.- Taşınmaza
ilişkin aşağıdaki haklar, tapu kütüğüne tescil edilir:
1. Mülkiyet,
2. İrtifak hakları ve taşınmaz yükleri,
3. Rehin hakları.
2. Şerhler
a. Kişisel haklarda
MADDE 1009.- Arsa payı karşılığı
inşaat, taşınmaz satış vaadi, kira, alım, önalım, gerialım sözleşmelerinden
doğan haklar ile şerhedilebileceği kanunlarda açıkça öngörülen diğer haklar
tapu kütüğüne şerhedilebilir.
Bunlar şerh verilmekle o taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir.
b. Tasarruf yetkisinin kısıtlanmasında
MADDE 1010.- Aşağıdaki
sebeplere dayanan tasarruf yetkisi kısıtlamaları, tapu kütüğüne şerh
verilebilir:
1. Çekişmeli hakların korunmasına ilişkin mahkeme kararları,
2. Haciz, iflâs kararı veya konkordato ile verilen süre,
3. Aile yurdu kurulması, artmirasçı atanması gibi şerh verilmesi
kanunen öngörülen işlemler.
Tasarruf yetkisi kısıtlamaları, şerh verilmekle taşınmaz üzerinde
sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir.
c. Geçici tescil şerhi
MADDE 1011.- Aşağıdaki
hâllerde geçici tescil şerhi verilebilir:
1. İddia edilen bir aynî hakkın güvence altına alınması gerekiyorsa,
2. Tasarruf yetkisini belirleyen belgelerdeki noksanlıkların sonradan
tamamlanmasına kanun olanak tanıyorsa.
Geçici tescil şerhi, bütün ilgililerin razı olmasına veya hâkimin karar
vermesine bağlıdır. Şerhin konusu olan hak sonradan gerçekleşirse, şerh
tarihinden başlayarak üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir.
Geçici tescil şerhi verilmesi istemi üzerine hâkim, tarafları
dinleyerek veya dosya üzerinde inceleme yaparak şerhe konu olan hakkın
varlığının kabul edilebileceği kanaatına varırsa, şerh kararı verir. Kararda
şerhin etki bakımından süresi ve içeriği belirlenir; gerektiğinde mahkemeye
başvurulması için bir süre verilir.
3. Beyanlar
MADDE 1012.- Bir taşınmazın
eklentileri, malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa yazılır. Bu
kaydın terkini, kütükte hak sahibi görünen bütün ilgililerin rızasına bağlıdır.
Taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususlar tüzükle belirlenir.
Özel kanun hükümleri saklıdır.
II. Tescilin ve terkinin
koşulları
1. İstem
a. Tescil için
MADDE 1013.- Tescil,
tasarrufa konu olan taşınmaz malikinin yazılı beyanı üzerine yapılır.
Edinen kimse, kanun hükmüne, kesinleşmiş mahkeme kararına veya buna eşdeğer bir belgeye dayanıyorsa, bu beyana gerek yoktur.
Bir aynî hakkı tescilden önce kazanan kimse, gerekli belgeleri ibraz
ederek tescili isteyebilir.
b. Terkin ve değişiklik için
MADDE 1014.- Bir tescilin
terkin edilmesi veya değiştirilmesi, ancak bu kaydın kendilerine hak sağladığı
kimselerin yazılı beyanı üzerine yapılabilir.
2. Yetkinin ve sebebin belirlenmesi
MADDE 1015.- Tescil, terkin
ve değişiklik gibi tasarruf işlemlerinin yapılabilmesi, istemde bulunanın,
tasarruf yetkisini ve hukukî sebebi belgelemiş olmasına bağlıdır.
İstemde bulunan kimse, kendisinin, sicilde hak sahibi görünen kişi veya bu kişinin temsilcisi olduğunu ispat etmek suretiyle tasarruf yetkisini belgelemiş olur.
Hukukî sebebin belgelenmesi, bu sebebin geçerliliği için gerekli şekle
uyulduğunun ispatı suretiyle olur.
3. Belgelerin tamamlanması
MADDE 1016.- Tasarruf
yetkisine ve hukukî sebebe ilişkin belgeler tamam değilse istem reddedilir.
Bununla birlikte, hukukî sebebe ilişkin belgeler tamam olmasına rağmen,
tasarruf yetkisini belirten belgenin tamamlanması gereken hâllerde, malikin
rızası veya hâkimin kararıyla geçici tescil şerhi verilebilir.
III. Tescilin biçimi
1. Genel olarak
MADDE 1017.- Kütüğe
tesciller, istem tarihine ve sırasına göre yapılır.
Sicildeki kaydın bir örneği isteyen ilgiliye verilir.
Tescil ve terkin ile verilecek örneklerin şekli tüzükle belirlenir.
2. Taşınmaz lehine irtifaklarda
MADDE 1018.- Taşınmaz lehine
irtifakların tescil ve terkini hem yüklü, hem
yararlanan taşınmazların sayfalarına kaydedilir.
IV. Tebliğ zorunluluğu
MADDE 1019.- Tapu memuru, ilgililerin
bilgisi dışında yaptığı işlemleri onlara tebliğ etmekle yükümlüdür.
İlgililerin bu işlemlere karşı itiraz süresi, kendilerine yapılan
tebliğ tarihinden işlemeye başlar.
C. Tapu sicilinin açıklığı
MADDE 1020.- Tapu sicili
herkese açıktır.
İlgisini inanılır kılan herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfanın ve
belgelerin tapu memuru önünde kendisine gösterilmesini veya bunların
örneklerinin verilmesini isteyebilir.
Kimse tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ileri süremez.
D. Tescilin etkileri
I. Tescilin yapılmamasının
sonuçları
MADDE 1021.- Kurulması
kanunen tescile tâbi aynî haklar, tescil edilmedikçe varlık kazanamaz.
II. Tescilin sonuçları
1. Genel olarak
MADDE 1022.- Aynî haklar,
kütüğe tescil ile doğar; sıralarını ve tarihlerini tescile göre alır.
Tescilin etkisi, kanunen öngörülen belgeler isteme eklenmiş veya geçici
tescil hâlinde belgelerin uygun zamanda tamamlanmış olması koşuluyla yevmiye
defterine yapılan kayıt tarihinden başlar.
Bir hakkın içeriği, tescilin sınırları içinde, dayandığı belgelere göre
veya diğer herhangi bir yolla belirlenir.
2. İyiniyetli üçüncü kişilere karşı
MADDE 1023.- Tapu
kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak
kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.
3. İyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı
MADDE 1024.- Bir aynî hak
yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi
bu tescile dayanamaz.
Bağlayıcı olmayan bir hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun
bulunan tescil yolsuzdur.
Böyle bir tescil yüzünden aynî hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz
olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri
sürebilir.
E. Terkin ve değiştirme
MADDE 1025.-
Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin
olunmuş ya da değiştirilmiş ise, bu yüzden aynî hakkı zedelenen kimse tapu
sicilinin düzeltilmesini dava edebilir.
İyiniyetli üçüncü kişilerin bu tescile dayanarak
kazandıkları aynî haklar ve her türlü tazminat istemi saklıdır.
MADDE 1026.-
Bir aynî hakkın sona ermesiyle tescil her türlü hukukî değerini kaybettiği
takdirde, yüklü taşınmaz maliki, terkini isteyebilir.
Tapu memuru bu istemi yerine getirirse, her ilgili,
bu işlemin kendisine tebliği tarihinden başlayarak otuz gün içinde terkine
karşı dava açabilir.
Tapu memuru, re'sen hâkime başvurarak aynî hakkın
sona erdiğinin belirlenmesine ilişkin karar verilmesini istemeye ve hâkimin
vereceği karara dayanarak terkin işlemini yapmaya yetkilidir.
III. Düzeltme
MADDE 1027.-
İlgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru, tapu sicilindeki yanlışlığı
ancak mahkeme kararıyla düzeltebilir.
Düzeltme, eski tescilin terkini ve yeni bir tescilin
yapılması biçiminde de olabilir.
Tapu memuru, basit yazı yanlışlıklarını, tüzük
kuralları uyarınca re'sen düzeltir.
MADDE 1028.-
17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi yürürlükten
kaldırılmıştır.
Yürürlük
MADDE
1029.- Bu Kanun 1 Ocak 2002
tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 1030.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.